Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| EFK: | (Ufuk) Yalan söyleme. Kaçmak. Bir işten sapmak. |
| EFK: | Çok fazla atâ ve ihsan etmek. Gitmek, zehab. |
| EFKAM: | Eğri. |
| EFKAR: | Pek fakir, çok fakir. |
| EFKAR-I FUKARA: | Fakirlerin en fakiri, çok fakir. |
| EFKÂR: | (Fikir. C.) Fikirler. Düşünceler. |
| EFKÂR-I ÂLİYE: | Yüksek düşünceler, fikirler. |
| EFKÂR-I ÂMME: | Halkın düşüncesi ve fikirleri. |
| EFKÂR-I SÂİBE: | Maksada uygun fikirler, doğru sözler. |
| EFKÂR-I UMUMİYE: | (Bak: Efkâr-ı âmme) |
| EFKEL: | (C.: Efâkil) Titremek. |
| İçerisinde 'EFK' geçenler | |
| BEDRAKA-İ EFKÂR: | Fikirlerin mürşid ve kılavuzu. |
| BEYAN-I EFKÂR: | Fikirleri beyan etme, fikirleri söyleme. |
| DEFK: | Atmak. Dökmek. |
| EBKÂR-I EFKÂR: | Evvelce söylenmemiş olan fikirler. |
| EFKAM: | Eğri. |
| EFKAR: | Pek fakir, çok fakir. |
| EFKAR-I FUKARA: | Fakirlerin en fakiri, çok fakir. |
| EFKÂR: | (Fikir. C.) Fikirler. Düşünceler. |
| EFKÂR-I ÂLİYE: | Yüksek düşünceler, fikirler. |
| EFKÂR-I ÂMME: | Halkın düşüncesi ve fikirleri. |
| EFKÂR-I SÂİBE: | Maksada uygun fikirler, doğru sözler. |
| EFKÂR-I UMUMİYE: | (Bak: Efkâr-ı âmme) |
| EFKEL: | (C.: Efâkil) Titremek. |
| EZAHİR-İ EFKÂR: | Fikir çiçekleri. |
| GALEYAN-I EFKÂR: | Fikirlerin galeyanı. Fikirlerin coşması. |
| KEFKEFE: | Men'etmek, engel olmak. |
| LEFK: | Giymek. * Örtünmek. * İki parçayı birbiri üstüne koyup dikmek. |
| LEFK: | Hamâkat, ahmaklık. |
| MEFKAD: | Kaybolacak yer. |
| MEFKARET: | İhtiyaç, zaruret. |
| MEFKUD: | Kaybolmuş. Olmayan. Yok. Gayr-ı mevcud. * Fık: Ölü veya diri olduğu bilinmeyen, kayıp kimse. |
| MEFKUDİYET: | Mefkudluk. Bulunmama, kayıplık, yokluk. |
| MEFKUK: | (C: Mefakik) Ayrılmış olan. * Sökülmüş, çıkarılmış. |
| MEFKUR: | (C.: Mefâkir) Omurga kemikleri kırılmış olan hayvan veya insan. |
| MEFKURE: | (Fikir. den) Gâye. Gâye olan şey. Tasavvur hâlindeki gâye. İdeâl. |
| MÜDAVELE-İ EFKÂR: | Birbirinin fikirlerinden istifade ile karşılıklı konuşmak ve fikir alış-verişi yapmak.(Müdavele-i efkârdan bârika-i hakikat çıkar. N.Kemal) |
| MÜNEVVERİYET-İ EFKÂR: | Fikir aydınlığı. |
| MÜSADEME-İ EFKÂR: | Fikirlerin çarpışması, muhtelif fikirlerin birbirine karşı söylenişi. |
| NEFK: | Helâk olmak. |
| RAHM Ü ŞEFKAT: | Merhamet ve şefkat etmek. |
| RAHM Ü ŞEFKAT: | Merhamet ve şefkat etmek. |
| SEFK: | Dökme, akıtma. |
| SEFK-İ DEM: | Kan dökme. |
| SEFK-İ DİMÂ': | Kan dökme, kan dökücülük. |
| ŞEFKAT: | Başkasının kederiyle alâkalanmak, acıyarak sevmek. Yardıma, sevgiye muhtaç olanlara karşılıksız olarak merhamet ve sevgiyle yardıma koşmak. Karşılıksız, sâfi, ivazsız sevgi beslemek.(Şefkat pek geniştir. Bir zat, şefkat ettiği evlâdı münâsebetiyle bütün yavrulara, hattâ ziruhlara şefkatini ihâta eder ve Rahim isminin ihâtasına bir nevi âyinedarlık gösterir. Halbuki aşk, mahbubuna hasr-ı nazar edip, herşey'i mahbubuna feda eder; yahut mahbubunu i'lâ ve sena etmek için, başkalarını tenzil ve mânen zemmeder ve hürmetlerini kırar. Meselâ biri demiş: "Güneş mahbubumun hüsnünü görüp utanıyor, görmemek için bulut perdesini başına çekiyor. " Hey âşık efendi! Ne hakkın var, sekiz ism-i âzamın bir sahife-i nuranisi olan Güneş'i böyle utandırıyorsun?Hem şefkat hâlistir, mukabele istemiyor; sâfi ve ivazsızdır... Hattâ en âdi mertebede olan hayvanatın yavrularına karşı fedakârane ivazsız şefkatleri buna delildir. Halbuki aşk ücret ister ve mukabele taleb eder. Aşkın ağlamaları, bir nevi talebdir, bir ücret istemektir. M.) |
| TEATİ-İ EFKÂR: | Birbirlerine fikir verme. |
| TEBAYÜN-İ EFKÂR: | Fikirlerin aykırılığı. Düşüncelerin farklı olması. |
| TEDAÎ-İ EFKÂR: | Bir fikrin veya şeyin başka bir fikri veya şeyi hatıra getirmesi. |
| TEFKIYE: | Yarmak. * Göz çıkarmak. |
| TEFKİ': | Parmak öttürmek. |
| TEFKİH: | (Fıkh. dan) Öğretme, anlatma. * Fıkıh öğretme. |
| TEFKİH: | Hayrete düşürme. * Hoşlandırma. * Yemiş yedirme. |
| TEFKİK: | Birbirinden ayırmak. * Halâs etmek, kurtarmak. |
| TEFKİR: | Düşündürme veya düşündürülme. * Endişe etmek. |
| TEFKİR: | Muhtaç etmek. * Yüksek yeri ağaç dikmek için düzlemek. |
| TELAHUK-U EFKÂR: | Fikirlerin birbirine eklenmesi ve ilâve edilmesi. |
| TESADÜM-Ü EFKÂR: | Fikirlerin çarpışması. Münazara.(Hak namına, hakikat hesabına olan tesadüm-ü efkâr ise: Maksadda ve esasta ittifak ile beraber, vesâilde ihtilâf eder. Hakikatın her köşesini izhar edip, hakka ve hakikata hizmet eder. Fakat tarafgirane ve garazkârane firavunlaşmış nefs-i emmare hesabına hodfuruşluk, şöhretperverâne bir tarzdaki tesadüm-ü efkârdan "bârika-i hakikat" değil, belki fitne ateşleri çıkıyor. Çünkü maksadda ittifak lâzım gelirken, öylelerin efkârının küre-i arzda dahi nokta-i telâkisi bulunmaz. Hak nâmına olmadığı için, nihayetsiz müfritane gider. Kabil-i iltiyam olmayan inşikaklara sebebiyet verir. Hâl-i âlem buna şahittir. M.) |
| UHUVVET-İ EFKÂR: | Fikir kardeşliği. |
| VEFK: | Uygun gelme. Uyma. Mutabakat. Muvafık olma. İşi iyi gitme.* Tesirli dua. |
| VEZANET-İ EFKÂR: | Düşüncelerin isabeti. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| EFKAM : | Eğri. |
| EF'A : | Engerek yılanı. * Mc: Fena huylu, tabiatı kötü olan adam. |