Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
ELB: Sürmek. Reddetmek.
Cem'etmek, toplamak.
ELBAB: (Lübb. C.) Akıllar.
ELBETTE: (Te'kid edâtı) Kat'i veya kat'iye yakın hükümlerde kullanılır. Yazılı sözlerde daha çok "elbet" şeklinde geçer.
ELBÜRZ: f. Kafkas sıradağlarının en yükseği.
Hakkında türlü türlü hurafeler ve masallar anlatılan Kaf Dağı.
Uzun boylu ve yakışıklı kimse.
İçerisinde 'ELB' geçenler
ASELBENT: Tıbda ve kokuculukta kullanılan bir reçinedir ve aynı adla anılan ağacın kabuklarının çizilmesiyle elde edilir.
BELBAL: (Belbele) Vesvese. Tasa. Telâş. Yürek yanması. Iztırab. * Tehyic ve tahrik eylemek.
BELBED: Akılsız ve ahmak kimse ki, ne ettiğini bilmez.
BELBEL: Tasa, kaygı. Yürek yanması.
BELBELE: (C.: Belâbil) Vesvese vermek, gamkin etmek, kuruntu vermek.
BELBÛS: f. Bir nevi haşhaş. * Yabani soğan. Dağ soğanı, sarmısak.
CELB: Kendi tarafına çekmek. Çekmek, götürmek.
CELB-İ KULÛB: Kalbleri çekme, kalbleri kazanma.
CELB-İ SURET: Uzakta olan bir şeyin sûretini resmini yanına getirmek.(... Hz. Süleyman (A.S.) taht-ı Belkıs'ı yanına celbetmek için vezirlerinden bir âlim-i ilm-i celb dedi: "Gözünü açıp kapayıncaya kadar sizin yanınızda o tahtı hazır ederim." olan hâdise-i hârikaya delalet eden şu âyet: $İlâahir işaret ediyor ki: Uzak mesafelerden eşyayı aynen veya sûreten ihzar etmek mümkündür. Hem vakidir ki: Risaletiyle beraber saltanatla müşerref olan Hz. Süleyman (A.S.) hem masumiyetine, hem de adaletine medar olmak için pek geniş olan aktar-ı memleketine bizzat zahmetsiz muttali olmak için ve raiyyetinin ahvâlini görmek ve dertlerini işitmek, bir mu'cize suretinde Cenab-ı Hak ihsan etmiştir. Demek, Cenab-ı Hakk'a itimad edip, Süleyman'ın (A.S.) lisan-ı ismetiyle istediği gibi o da lisan-ı istidadıyla Cenab-ı Hak'dan istese ve kavanin-i adetine ve inayetine tevfik-i hareket etse, ona dünya bir şehir hükmüne geçebilir. Demek, taht-ı Belkıs Yemende iken, Şamda aynıyla veyahut suretiyle hazır olmuştur, görülmüştür. Elbette taht etrafındaki adamların suretleriyle beraber sesleri de işitilmiştir. İşte, uzak mesafede celb-i surete ve savta haşmetli bir sûrette işaret ediyor ve mânen diyor: Ey ehl-i Saltanat! Adalet-i tâmme yapmak isterseniz Süleymanvâri, ruy-i zemini etrafıyla görmeye ve anlamaya çalışınız. Çünki; Bir hakim-i adalet-pişe, bir padişah-ı raiyetperver, aktar-ı memleketine her istediği vakit muttali olmak derecesine çıkmakla mes'uliyet-i mâneviyeden kurtulur veya tam adalet yapabilir. Cenab-ı Hak, şu ayetin lisan-ı remziyle mânen diyor ki: Ey beni-adem! Bir abdime geniş bir mülk ve o geniş mülkünde adalet-i tâmme yapmak için, ahvâl ve vukuat-ı zemine bizzat ıttıla veriyorum. Ve madem herbir insana, fıtraten zemine bir halife olmak kabiliyetini vermişim. Elbette o kabiliyete göre ruy-i zemini görecek ve bakacak, anlayacak istidadını dahi vermesini, hikmetim iktiza ettiğinden vermişim. Şahsen o noktaya yetişmezse de, nev'en yetişebilir. Maddeten erişemezse de, ehl-i velâyet misillû manen erişebilir. Öyle ise, şu azim nimetten istifade edebilirsiniz. Haydi göreyim sizi, vazife-i ubudiyetinizi unutmamak şartıyla öyle çalışınız ki: Ruy-i zemini, her tarafı, herbirinize görülen ve her köşesindeki sesleri size işittiren bir bahçeye çeviriniz. S.)
CELBİZ: f. Kement, ilmik. * Gammâz, koğucu, ara bozucu.
CELBNAME: f. Mahkemeye çağırma kağıdı, celb kağıdı.
CELBÛ: f. Nâneye benzer bir ot, sebze.
CELBÛB: f. Sarmaşık (bitkisi.)
ELBAB: (Lübb. C.) Akıllar.
ELBETTE: (Te'kid edâtı) Kat'i veya kat'iye yakın hükümlerde kullanılır. Yazılı sözlerde daha çok "elbet" şeklinde geçer.
ELBÜRZ: f. Kafkas sıradağlarının en yükseği. * Hakkında türlü türlü hurafeler ve masallar anlatılan Kaf Dağı. * Uzun boylu ve yakışıklı kimse.
HİBALE-İ TELBİSAT: Gizli, kamufleli tuzak.
İNDELBA'Z: (İnd-el ba'z) Bazılarına göre.
KELB: (C.: Ekâlib-Eklüb-Kilâb) Köpek, it. * Meşhur bir yıldız. * İki adım arasına koyarak dikilen kayış. * Yolcuların, yük üstünde azıklarını astıkları demir çengel. * Şiddet. * Hırs.
KELB-İ AKUR: Azgın, saldırgan köpek.
KELB-ÜL MÂ': f. Köpek balığı. * Kunduz.
KELBETAN: f. Kerpeten.
KELBÎ: Köpeğe ait, köpekle alâkalı. Köpek cinsinden olan ve köpeğe müteallik.
KELBİYYUN: Kalenderane yaşamayı alışkanlık haline getiren meşhur Diyojenin de içinde bulunduğu bir fırka. Bunlara Kelbiye tâifesi veya Melâmiyyun da denir.
MELBES: Giyecek şey. Elbise.
MELBES Ü ME'KEL: Giyecek ve yiyecek.
MELBUS: Giyilen. Giyilmiş olan. * Giyinmiş. Elbise giymiş.
MELBUSÂT: Giyilecek şeyler. Elbiseler.
SELB: Ayıp. * "Noksan etmek ve çekmek" mânalarına da mastardır.
SELB: Zorla alma, kapma, soyma. * Nefy ve inkâr etme. * Kaldırma, giderme, izale. * Man: İki şey arasında nisbet-i vücudiyenin kalkması.
SELBEN: İnkâr yoluyla, * Gidererek, kaldırarak, yok ederek.
SELBÎ: Nefiy ile alâkalı, nefye mensub olan.
SELBUB: Bir dere.
SIFÂT-I SELBİYE: Cenab-ı Hakk'ın vahdaniyet, kıdem, beka, kıyam-ı binefsihi, muhalefetün-lilhavâdis gibi sıfatlarıdır. Mânalarında nefiy olduğu için "Selbî" denir. Meselâ: Vahdaniyet, çokluğun; kıdem, fâniliğin nefyi olduğu gibi. (Bak: Sıfât-ı zâtiye)
TEBELBÜL: Lisanların muhtelif ve muhtelit olması. Bazısı Arapça, bazısı Farsça ve Türkçe olmak gibi. * Karışıklık.
TEBELBÜL-Ü AKVAM: Muhtelif kavimlerden ibaret bir cemaatin kısım kısım olmaları, muhtelif dil konuşmaları. (Bak: Babil)
TEBELBÜL-Ü ELSİNE: Dillerin karmakarışık olup anlaşılmaz hale gelmesi.
TECELBÜB: Gömlek giymek.
TELBİB: (C.: Telâbib) Bir kimsenin yakasına yapışıp çekmek. * Boyun.
TELBİD: Bir yere toplayıp yığmak. * İhramda olan kimsenin saçı dağılmasın diye başına sakız yapıştırması.
TELBİE: "Lebbeyk" demek.
TELBİK: Teridi yağlı yapmak.
TELBİN: Kerpiç kesmek.
TELBİNE: Sütlü bulamaç aşı. * Arpa suyu.
TELBİS: (Lebs. den) Ayıbını, kusurunu örtüp iyi göstermek. * Suret-i haktan görünerek hile edip aldatmak. * Hile. Oyun.
TELBİSÂT: Telbisler. Hileler, oyunlar.
TELBİYE: Lebbeyk (Yâni: Emredersiniz, ben emrinize hazırım) demek. İcabet etmek. (Bak: Lebbeyk)
ULÜ-L ELBAB: Akıl sâhibleri. Düşünebilenler. Akl-ı selim sahibleri.
VELB: Ulaşmak, varmak.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
ELBAB : (Lübb. C.) Akıllar.
ELÂ : Arabçada söze başlarken kullanılır. İstiftah harfi tâbir edilir. Beş vecih üzere bulunur: 1 - Tevbih ve tenbih, 2 - İnkâr, 3 - İstifham-ı anin-nefiy, 4 - Arz, 5 - Teşvik ve rağbet ettirme, makamlarında.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...