Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
ELEM: Ağrı. Acı. Keder. Sancı. Dert. Gam. Kaygı.(Ey arkadaş! Bütün lezzetler imanda olduğu gibi, bütün elemler de dalâlettedir. Bunun izahı ise; bir şahıs, kudret-i ezeliye tarafından adem zulümatından şu korkunç dünya sahrasına atılırken gözünü açar, bakar. Bir lütuf beklediği zaman, birdenbire düşmanlar gibi hastalıklar, elemler, belâlar hücum etmeye başlarlar. Bir meded bir yardım için müsterhimane tabiata ve anâsıra baktığı vakit, kasavet-i kalble, merhametsizlikle karşılaşır. Ecram-ı semaviyeden istimdat etmek üzere başını havaya kaldırır. O ecram, atom bombaları gibi dehşetli ve heybetli halleriyle gözüne görünür. Hemen gözünü yumar, başını eğer, düşünmeye başlar. Bakar ki, hayatî hâcetleri bağırıp çağırmaya başlarlar. Bütün bütün tevahhuş ederek hemen kulaklarını tıkar, vicdanına iltica eder; bakar ki: vicdanı binler âmâl (emeller) ve emanî ile dolu gürültülerinden cinnet getirecek bir hale gelir. Acaba, hiçbir cihetten hiçbir teselli çaresini bulamayan o zavallı şahıs, mebde ile meâdi, Sâni' ile haşri itikad etmezse, onun o vaziyetinden Cehennem daha serin olmaz mı?.. İ.İ.)
ELEM-İ DEMBEDEM: Vakit vakit gelen elem. Ara sıra gelen acı.
ELEM-İ YE'S: Ümidsizlik elemi, yeisten gelen sıkıntı.
ELEMAN: (Lât: Element) Unsur. Bileşik bir şeyi meydana getiren basit şeylerden biri. Bir bütünün parçaları.
ELEM-NAK: Elem verici.
ELEM-NÜMUD: Elem gösteren, elemli.
ELEM-ZEDE: f. Acılı. Kederli. Dertli.
ELEMZEDE-GÂN: (Elemzede. C.) f. Elemliler, kederliler, dertliler.
İçerisinde 'ELEM' geçenler
BELEM: Üzerinden yol geçen tepe.
BELEMUN: Çakır dikeni.
CELEM: Koyun kırkmakta kullanılan büyük makasın herbir yüzü.
EBU İYAZ SELEME BİN AMR BİN EL EKVÂ (R.A.): Biat-ı Rıdvanda hazır bulunan, gayet cesur, nişancı, hamiyetperver bir sahabedir. 77 hadis-i şerif rivayet etmiştir. Hicrî 74 tarihinde, 80 yaşında iken Medine-i Münevvere'de vefat etmiştir. (R.A.)
ELEM-İ DEMBEDEM: Vakit vakit gelen elem. Ara sıra gelen acı.
ELEM-İ YE'S: Ümidsizlik elemi, yeisten gelen sıkıntı.
ELEMAN: (Lât: Element) Unsur. Bileşik bir şeyi meydana getiren basit şeylerden biri. Bir bütünün parçaları.
ELEM-NAK: Elem verici.
ELEM-NÜMUD: Elem gösteren, elemli.
ELEM-ZEDE: f. Acılı. Kederli. Dertli.
ELEMZEDE-GÂN: (Elemzede. C.) f. Elemliler, kederliler, dertliler.
EBU İYAZ SELEME BİN AMR (R.A): Biat-ı Rıdvanda hazır bulunan, gayet cesur, nişancı, hamiyetperver bir sahabedir. 77 hadis-i şerif rivayet etmiştir. Hicrî 74 tarihinde, 80 yaşında iken Medine-i Münevvere'de vefat etmiştir. (R.A.)
İĞNELEMEK: t. İğne ile delmek. * Kalıbını almak için kenarlarını iğne ile delerek işaretlemek. * Mc: Sözle hırpalamak. Dokunaklı konuşmak.
MELEM: Yaramaz tenbel kimse.
MÜTELEMMİ': Parıldayan, telemmü' eden.
MÜTELEMMİS: (Lems. den) El ile dokunan. Telemmüs eden.
MÜTELEMMİZ: (C.: Mütelemmizîn) Talebelik etmek suretiyle öğrenen. Telemmüz eden.
MÜZELEMMİZÎN: (Mütelemmiz. C.) Talebelik ederek öğrenenler, telemmüz edenler.
RENDELEMEK: Pürüzlerini gidermek. Rende ile düzlemek, pürüzlü yerlerini kazımak. Rende ile ufalamak.
SELEM: Diş gediği.
SELEM: Teslim etmek. * Ayıplardan uzak olmak. * Selef. * Peşin para ile veresiye mal alma.
TELEMLÜM: Cem'olmak, toplanmak, birikmek.
TELEMMÜC: Yemek artığını dil ile ağızda aramak. * Tatmak. * Yemek.
TELEMMÜK: Tatmak. * Yemek.
TELEMMU': Parıldama. Işıldama.
TELEMMÜS: (Lems. den) El ile dokunma.
TELEMMÜZ: Talebelik etmek. Çömezlik etmek. (Bak: Tilmiz)
TELEMMÜZ: Tatmak. * Yemek. * Dili ağızda döndürüp yemek kırıntısı aramak.
ÜMM-İ SELEME: (Mi: 542-626) Ümmehât-ı Mü'minînden olup, Resül-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın son vefat eden zevcesi idi. 378 Hadis-i şerif rivayet etti. (R.A.)
YELEM: Aslâ yemişi olmayan sert ve katı ağaç.
YELEMLEM: Deri. * Bir yerin adı. (Yemenliler ihramı orada giyerler.)
ZELEME: Keçinin boğazı altında sarkık olan kıllar. (Müz: Ezlem. Müe: Zelmâ)
ZEVAL-İ ELEM: Elemin sona ermesi.(Zeval-i elem lezzet olduğu gibi, zeval-i lezzet dahi elemdir. S.)
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
ELEM-İ DEMBEDEM : Vakit vakit gelen elem. Ara sıra gelen acı.
ELEDD : Sert çarpışan kimse. Metin. * Hakkı kabul etmeyen, inatçı adam.
ELÂ : Arabçada söze başlarken kullanılır. İstiftah harfi tâbir edilir. Beş vecih üzere bulunur: 1 - Tevbih ve tenbih, 2 - İnkâr, 3 - İstifham-ı anin-nefiy, 4 - Arz, 5 - Teşvik ve rağbet ettirme, makamlarında.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...