Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
EMİN: Kalbinde korku ve endişesi olmayıp rahatta olan. Korkusuz.
Kendisinden korkulmayan.
Kendine inanılan. İtimat edilen.
İnanan, güvenen.
Çok iyi bilen, şüphe etmeyen.
İçerisinde 'EMİN' geçenler
AKDEMÎN (AKDEMÛN): Daha evvelce yaşamış olanlar. Geçmişler. İleride ve daha mühim kimseler. * Eksikler. (Bak: Kudemâ)
ALAY EMİNİ: Osmanlı İmparatorluğu zamanında bir alay askerin hesap işlerine bakan subay ki, binbaşıdan alt derecededir.
ÂLEMÎN: (Bak: Âlemûn)
ÂLEMÛN (ÂLEMÎN): (Âlem. C.) Âlemler.
A'MAK-I ZEMİN: Zeminin derinlikleri.
ASHÂB-I YEMİN: Ahid ve yeminlerinde sebât edenler. Kendi kazançlarından ziyâde Cenab-ı Hakk'ın lütuf ve ikrâmına kavuşacakları ümid edilenler. Allah'a itâatleri ve amelleri iyi olup ahirette amel defterleri sağ taraftan verilecek olanlar. Sağcılar. Mukaddesatçılar. Kur'an ve İmân yolunda Allah (C.C.) için çalışanlar ve bunlara taraftar olanlar. Sağlam ve helâl dâiresinde çalışan kimseler. Cennetlik olanlar.
BİNA EMİNİ: İnşaatı kontrol eden.
CÜNBİŞ-İ ZEMİN: Deprem, zelzele, yer sarsıntısı.
DER-KEMİN: f. Pusu bekleyen, pusuda olan.
EBU-L EMİN: Tokluk, şiba'.
EHYEMİN: (Heyeman. C.) Âşık olmalar, şaşkınlıklar.
EKREM-ÜL EKREMÎN: Ekremlerin en ekremi. Cenab-ı Hak (C.C.)
FETVA EMİNİ: Şeyhülislâm kapısındaki Fetvahane'nin başında bulunan zata verilen ünvandır. Şeyhülislâma sorulan şer'i meselelerin fetvalarını hazırlamak, istida ile vukubulan suallere cevap vermek ve şer'iyye mahkemelerinden verilen ilâmları tetkik etmek vazifeleriyle mükellefti. Maiyyetinde Fetvaemini muavini, İlâmat müdür ve mümeyyizi, başmüsevvit, müsevvit gibi ulema ve fukahadan müteaddit memurlar vardı.Fetva eminleri, en yüksek ilim sahipleriyle beraber memuriyetlerinin unvanlarına münasib olarak emin, fakih ve müteşerri' kimseler arasından seçilirlerdi. Fetva eminlerinden, şeyhülislâm olanlar da vardır.Fetva eminliği Kanuni Sultan Süleyman'ın saltanatından sonra ihdas edilmiştir. İstanbul'un fethinden evvel, Bursa Kadıları bu işi gördükleri gibi, İstanbulun fethinden sonra İstanbul Kadısı olan Hızır Bey, fetva eminliği vazifesini görürdü. Bu müessese Osmanlı saltanatının sonuna kadar devam etmiştir. (O.T.D.S.)
GARS-I YEMİN: Sağ el ile dikilen fidan. * Bir kimsenin yanından, fidan gibi ayrılmayan kişi.
GASS Ü SEMİN: Fakir ve zengin. Zayıf ve semiz.
GUREBA-İ YEMİN: İbrahim paşa, Galata ve Edirne saraylarından çıkanlarla, harpte fevkalâde yararlık gösteren yabancılar ve yeni Müslüman olmuşlardan teşkil olunan iki süvari bölüğünden birinin ismidir. Bu iki bölüğe birden "Gureba-i Yemin ve Yesar Bölükleri" denildiği gibi "Garip ve Yiğitler Bölükleri" veya "Aşağı Bölükler" de denilirdi. Gureba-i Yemin'in bayrakları sarı ile beyaz idi. (O.T.D.S.)
GÜL-İ ZEMİN: Meşveret meclisi.
HÂCİB-İ YEMİN: Sağ kaş.
HALİFE-İ RUY-İ ZEMİN: Yeryüzünün halifesi mânâsına gelen bu tabir, Yavuz Sultan Selim Han'dan sonra Osmanlı Padişahları hakkında kullanılmıştır.
HINS-I YEMİN: Yemininde durmayıp bozmak. Nakz-ı ahd da denir.
KATARAT-I SEMİNE: Kıymetli damlalar.
KEDD-İ YEMİN: El emeği.
KEFFARET-İ YEMİN: Yaptığı bir yemine sadık kalmayıp bozan bir müslümana lâzım gelen keffâret demektir ki: Muktedir ise, müslim veya gayr-i müslim bir köle veya câriye azad etmekten; muktedir değil ise, on fakiri akşamlı sabahlı doyurmaktan veya on fakire birer parça libas giydirmekten; bu üç şeyden birine muktedir olamayana da üç gün muttasıl oruç tutmaktan ibârettir.
KEMİN: f. Pek küçük, çok ufak. Çok az.
KEMİN: (C.: Kemâin) Pusuya saklanmış adam. * Pusu. * Belirsiz. Gizli yer.
KEMİNE: Hakir. Aşağı. Dûn. Âciz. Noksan. Eksik.
KEMİNGÂH: f. Pusu yeri. Tuzak kurulan yer.
KEMİNGÜŞA: Pusu kuran. Tuzak kuran.
KEMİNSAZ: f. Pusu tutmuş olan. Tuzak kurmuş olan.
KÜRE-İ ZEMİN: Dünya, küre-i arz.
MİLK-İ YEMİN: Köle, cariye.
MÜLK-İ YEMİN: Bir kimsenin mülkü olan köle veya câriye.
MÜ'TEMİN: Güvenen, inanan, itimad eden, emniyet eden.
NÂF-I ZEMİN: Zeminin ortası. Mekke-i Mükerreme.
NAT'-I ZEMİN: Yer yüzü. Sath-ı Arz.
NEMİN: Fısıltı. * Koğucu.
NEVZEMİN: f. Yeni çeşit, yeni tarz.
RABB-ÜL ÂLEMÎN: Bütün âlemlerin Rabbi. Her âlemi doğrudan doğruya Rububiyyeti ile tâlim, terbiye, tedbir ve idâre eden Cenab-ı Hak.(Kur'an-ı Kerim) (bazan iki kelimede, meselâ... Rabbüke tabiri ile ehadiyyeti ve Rabb-ül âlemîn ile vâhidiyyeti bildirir. Ehadiyyet içinde vâhidiyyeti ifade eder. Hattâ bir cümlede bir zerreyi bir göz bebeğinde gördüğü ve yerleştirdiği gibi; güneşi aynı âyetle, aynı çekiçle göğün göz bebeğinde yerleştirir ve göğe bir göz yapar. M.N.)(Her bir şey, hareketiyle bütün eşyayı vahdet nâmına zabteder. Demek, bütün yıldızları elinde tutmayan, bir tek zerreye Rabb olamaz. S.)
RAHMETEN-Lİ-L-ÂLEMİN: Bütün âlemlere rahmet olan Hz. Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm.
RUY-İ ZEMİN: Yeryüzü.
RUH-ÜL EMİN (RUH-ÜL KUDÜS): Cebrail Aleyhisselâm'ın iki ayrı ismi. Emin ve mukaddes ruh. * Allah'ın ism-i azamı. * İncil. * Kur'an.
SECDE-BER-ZEMİN-İ HAYRET VE MUHABBET: Hayret ve muhabbetle yere secde etmek.
SEMİN: (Semine) Çok değerli, pahalı, kıymetli.
SEMİN: Semiz. Eti yağı bol.
SERBEZEMİN: f. Başı yere eğilmiş olan.
SERZEMİN: f. Başını yere koyarak.
SECDE-BER-ZEMİN-İ HAYRET VE MU: Hayret ve muhabbetle yere secde etmek.
TEKFİR-İ YEMİN: Yeminin keffaretini vermek. Yemin bozan bir kimsenin ceza olarak ödediği para, tuttuğu oruç. (Bak: Keffaret)
YASEMİN: f. Güzel kokulu, beyaz ve güzel çiçekler açan sarmaşık cinsinden bir ağaç.
YED-İ EMİN: Kanunen güvenilir kimse olarak seçilen şahıs. * Mahkemece kendisine bir şey emanet olunan kimse. * Emniyetli, tehlikesiz ve korkusuz yer. * Hz. Muhammed'in (A.S.M.) bir lâkabı.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
EMİHE : Koyunlarda meydana gelen uyuzluk.
EM : Soru sorma mânasında atıf edatıdır. İstifham elifi mânasına da gelir. "Yahut, belki, yoksa" kelimeleriyle tercüme edilebilir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...