Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| EMİR: | (Bak: Emr) |
| EMİR: | Emredici olan. Seyyid. Şerif. Bir memleketin, bir aşiretin veya kabilenin reisi. Büyük ve meşhur bir soydan gelen. Hz.Peygamber'in (A.S.M.) soyundan gelen. Zengin. |
| EMİR-ÜL CEYŞ: | Serasker, serdar, başkumandan. |
| EMİR-ÜL MA': | Amiral. Deniz kuvvetlerinde albaydan büyük rütbede bulunan subaylar. |
| EMİR-ÜL MÜ'MİNÎN: | Müminlerin, İslâmların işlerinde emir ve tedbir eden reis. Halife. İslâm Devlet Reisi. |
| EMİRANE: | f. Emredene yakışır bir surette. Emir gibi. |
| EMİRBER: | f. Subayların kıt'a ve daire dışında emirlerinde bulunan erler. |
| EMİRKULU: | Aldığı emri yapmağa mecbur olan, verilen emri yerine getirmekle görevli kimse. |
| EMİRNAME: | f. Âmirin emri yazılı olan kağıt. Üst makamdan verilen emir kağıdı. |
| EMİR-ÜL CEYŞ: | Serasker, serdar, başkumandan. |
| İçerisinde 'EMİR' geçenler | |
| ÂLEM-İ EMİR: | Sâdece bir emr-i İlâhî ile işlerin hemen olduğu âlem. Yaradılışa ait kanunlar âlemi.(Ruha bir derece müşabih ve ikisi de âlem-i emirden ve iradeden geldiklerinden masdar itibariyle ruha bir derece muvafık, fakat yalnız vücud-u hissi olmayan nevilerde hükümran olan kavânine dikkat edilse ve o namuslara bakılsa görünür ki: Eğer o kanun-u emri, vücud-u harici giyse idi o nevilerin birer ruhu olurdu. Halbuki o kanun daima bakîdir. Daima müstemir, sabittir. Hiçbir tagayyürat ve inkılâbat, o kanunların vahdetine te'sir etmez, bozmaz. Meselâ: Bir incir ağacı ölse, dağılsa; onun ruhu hükmünde olan kanun-u teşekkülâtı zerre gibi bir çekirdeğinde ölmiyerek baki kalır. İşte madem en âdi ve zaif emri kanunlar dahi böyle beka ile, devam ile alâkadardır. Elbette ruh-u insani, değil yalnız bekâ ile, belki ebed-ül âbâd ile alâkadar olmak lâzım gelir. Çünki: Ruh dahi Kur'anın nassıyla $ ferman-ı celili ile âlem-i emirden gelmiş bir kanun-u zişuur ve bir namus-u zihayattır ki; kudret-i ezeliyye, ona vücud-u harici giydirmiş. Demek, nasıl ki, sıfat-ı irâdeden ve âlem-i emirden gelen şuursuz kavanin daima veya ağleben bâki kalıyor. Aynen onların bir nevi kardeşi ve onlar gibi sıfat-ı iradenin tecellisi ve âlem-i emirden gelen ruh, bekâya mazhar olmak daha ziyade kat'idir, lâyıktır. Çünki zivücuttur, hakikat-ı hariciye sahibidir. Hem onlardan daha ulvidir. Çünki zişuurdur. Hem onlardan daha daimidir, daha kıymettardır. Çünki zihayattır. S.)(Maddiyattan olmayan, bilhassa mahiyetleri mütebayin olan bir çoklukta tasarruf eden bir zatın, o çokluğun herbirisiyle bizzat mübaşeret ve mualecesi lâzım değildir. Evet asker neferatı arasında bir kumandanın tasarrufatı, tanzimatı, ancak emir ve iradesiyle husule gelir. Eğer o kumandanlık vazifeleri ve işleri, neferata havale edilirse, her bir neferin bizzat mübaşeret ve hizmetiyle veya herbir neferin bir kumandan kesilmesiyle vücud bulacaktır. Binâenaleyh, Cenab-ı Hakk'ın mahlukatındaki tasarrufu, yalnız bir emir ve irade ile olur. Bizzat mübaşereti yoktur. Şemsin kâinatı tenvir ettiği gibi. M.N.) |
| ARÂZİ-İ EMİRİYYE: | Huk: Beytülmâle mahsus olup devlet tarafından şahıslara dağıtılan yerler. (Tarla, çayır, koru ve emsali gibi.) |
| ARÂZİ-İ EMİRİYYE-İ MEVKUFE: | Huk: Sadece hazine menfaatleri veya tasarruf hakları veyahut ikisi de bir hayır cemiyetine ayırılan miri arazi. |
| ARÂZİ-İ EMİRİYYE-İ SIRFA: | Huk: Beytülmâle mahsus menfaatleri ve tasarruf haklarından hiçbiri bir cihete verilmeyip devlete ait olan ve şahıslara dağıtılan memleket arazisi. |
| CEMİR: | Zaman, dehr. |
| EMİR-ÜL CEYŞ: | Serasker, serdar, başkumandan. |
| EMİR-ÜL MA': | Amiral. Deniz kuvvetlerinde albaydan büyük rütbede bulunan subaylar. |
| EMİR-ÜL MÜ'MİNÎN: | Müminlerin, İslâmların işlerinde emir ve tedbir eden reis. Halife. İslâm Devlet Reisi. |
| EMİRANE: | f. Emredene yakışır bir surette. Emir gibi. |
| EMİRBER: | f. Subayların kıt'a ve daire dışında emirlerinde bulunan erler. |
| EMİRKULU: | Aldığı emri yapmağa mecbur olan, verilen emri yerine getirmekle görevli kimse. |
| EMİRNAME: | f. Âmirin emri yazılı olan kağıt. Üst makamdan verilen emir kağıdı. |
| EVVEL-EMİRDE: | İşin başlangıcında, herşeyden önce. |
| EMİR-ÜL CEYŞ: | Serasker, serdar, başkumandan. |
| HAZİNE-İ EMİRİYE: | Maliye dairesi. |
| HİCAZ DEMİRYOLU: | Şam'dan Hayfa'ya kadar uzanan demiryolu. Yapımına 1900'de başlanan bu demiryolunun uzunluğu 1465 km, genişliği ise 1050 m. idi. Başlıca özelliği tamamıyla İslâm dünyasının yardımı ile yapılmış olmasıdır. II.Abdülhamid zamanında yapılan bu demiryolu 1908 yılında tamamlanmıştır. |
| HİCAZ DEMİRYOLU MADALYASI: | Şam-Hicaz demiryolunun yapımı için para yardımı bulunanlarla, demiryoluna ait işlerde hizmetleri görülenlere verilmek üzere II.Abdülhamid tarafından çıkartılan üç ayrı madalya. 16.9.1902 tarihli nizamname ile çıkarılan bu madalyanın bir tarafında "Hamidiye Hicaz demiryoluna hizmet eden hamiyyetmendâna mahsus madalyadır." ibaresi; diğer yüzünde defne dalında bir çelenk içinde Abdülhamid II'in "El-gazi" tuğrası, altta ise lokomotif şekli vardı. Bu madalyalar: Altun, gümüş ve nikel olmak üzere üç çeşitti. |
| MÂ-İ MÜNHEMİR: | Akıp giden su. |
| MUHTEMİR: | (Hamr. dan) Mayalanan. Mayalanarak ekşiyip kabaran. * Örtü ile örtünen. Yaşmaklanan. |
| MU'TEMİR: | Kasdedici, kasdeden. * Ziyaret eden. * Umre yapan. |
| MÜNHEMİR: | Akıcı, seyyal. * Dökülen. Yıkılıp viran olmuş. |
| MÜSTEMİRR(E): | (Mürur. dan) Devam eden, sürekli, arasız. * Sağlam, muhkem, kavi, metin. |
| MÜSTEMİRRÂNE: | f. Devamlı olarak, aralıksız surette. |
| MÜSTEMİRREN: | Aralıksız olarak, bir düziye. |
| MÜ'TEMİR: | Berd-i acûz günlerinin beşinci günü. |
| NEFS-ÜL EMİR: | Hakikatın kendisi. İşin hakikatı. |
| NEMİR: | Tatlı su. |
| NEMİR: | (C.: Nümur) Kaplan. |
| NEMİRE: | Dişi kaplan. * Yün kaftan. |
| SEMİR: | Meyvalı, yemişli. Meyva veren. * Sinici olan su. |
| SEMİR: | Arkadaş, refik. * Gece anlatılan kıssa ve hikâye. |
| SEMİRE: | Kaymağı çalkalayıp bir yere toplamadan evvel üstünde görünen yağ parçaları. |
| ŞEMİRE: | Hızlı yürüyen deve. |
| ŞEMİRR: | Katı, şiddetli, şedid. |
| VELİYY-ÜL EMİR: | Âmir. Emir veren. Emir sahibi. |
| ZEMİR: | Bahadır, kahraman, yiğit. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| EMİR-ÜL CEYŞ : | Serasker, serdar, başkumandan. |
| EMİHE : | Koyunlarda meydana gelen uyuzluk. |
| EM : | Soru sorma mânasında atıf edatıdır. İstifham elifi mânasına da gelir. "Yahut, belki, yoksa" kelimeleriyle tercüme edilebilir. |