Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| EMAN: | Korkusuzluk. Af ve yardım dileme. Eminlik. (Bak: Aman) |
| EMANAT: | (Emanet. C.) Emanetler. |
| EMANET: | Eminlik. İstikamet üzere bulunmak. Birisine koruması için teslim edilen şey. Birisine bir şeyi koruması için teslim edilen şey. Birisine bir şeyi koruması için bırakma. Emniyet edilip inanılan şey. Başkasının hukuku emniyet edilip, inanılabilen. Osmanlılar Devrinde bazı devlet dairelerine verilen isim. Şehr emâneti, Rusumat emâneti gibi...(Dinimiz, emaneti ehline bırakmamızı emreder. İdare makamları da birer emanettir. Hz. Ömer (R.A.) halifelik makamına getirilince şöyle demiştir: "Ey insanlar! Ben Allah ve Peygamberimize itaat ettiğim sürece, siz de bana uyun ve itaat edin. Doğru yoldan saparsam, kılıçlarınızla beni doğrultun." Demek ki müslüman hata ve haksızlık karşısında pasif kalamaz.) |
| EMANETDAR: | f. Kendisine birşey emanet edilen kimse, emanetçi. |
| EMANETDARÎ: | f. Emanetçilik. |
| EMANETEN: | Emanet yoluyla, emanet olarak. Bir resmî daire tarafından bizzat, ihale şeklinde ve iltizam suretiyle olmayarak. |
| EMAN-HAH: | f. Eman isteyen, eman diliyen, aman diyen. |
| EMANİ: | Emniyetler. Niyetler, gayeler, istekler. Arzular, dilekler. f. Eminlik, korkusuzluk. |
| EMANİ-İ MAHSUSA: | Hususi arzular, özel maksatlar. |
| İçerisinde 'EMAN' geçenler | |
| ACEMÂNE: | f. Acemlere yakışır suret. Yabancı gibi. |
| ÂLEMANE: | f. Dünya ile ilgili. Dünyevî. |
| ASREMAN: | Gece, gündüz. |
| BÎ-EMANÎ: | Emin olmamak. Emniyetsizlik. |
| BÜRHAN-ÜT TEMÂNÜ': | İstiklâliyet, ulûhiyetin zâtî bir hassası ve zaruri bir lâzımı olduğuna dair ve şirkin butlanını isbat eden delil ki; eşyanın yaradılışı müteaddit ellere ve esbaba verilse, âlemdeki nizam bozulup karışıklıklar çıkacağını gösterir, isbat eder. |
| DÂR-I EMÂN: | Müslümanların zimmetini kabul eden veya müslümanlarla sulh halinde olan, gayr-i müslim bir ahalinin memleketi. |
| DEMAN: | f. Heyecanlı. Hiddetli, hiddete kapılmış. * Vakit, zaman. An. * Bağırıp çağırma, feryat, figân. * Heybetli, güçlü, kuvvetli, azametli, cesim. * Kükremiş. |
| DEMAN(İ): | Ters, terslik. |
| DEMANKEŞ: | f. Zaman, müddet, vakit, an. |
| DEREMAN: | Kişinin adımlarının birbirine yakın olması. (O kimseye "dârim" derler). |
| DUHSEMAN: | Kara yağız, iri vücutlu adam. |
| DEMANKEŞ: | f. Zaman, müddet, vakit, an. |
| EKREMANE: | Ekremce, ekrem olana yakışacak şekilde. Çok elaçıklığıyle, cömertlikle. |
| ELEMAN: | (Lât: Element) Unsur. Bileşik bir şeyi meydana getiren basit şeylerden biri. Bir bütünün parçaları. |
| EMANAT: | (Emanet. C.) Emanetler. |
| EMANET: | Eminlik. İstikamet üzere bulunmak. * Birisine koruması için teslim edilen şey. Birisine bir şeyi koruması için teslim edilen şey. Birisine bir şeyi koruması için bırakma. Emniyet edilip inanılan şey. * Başkasının hukuku emniyet edilip, inanılabilen. * Osmanlılar Devrinde bazı devlet dairelerine verilen isim. Şehr emâneti, Rusumat emâneti gibi...(Dinimiz, emaneti ehline bırakmamızı emreder. İdare makamları da birer emanettir. Hz. Ömer (R.A.) halifelik makamına getirilince şöyle demiştir: "Ey insanlar! Ben Allah ve Peygamberimize itaat ettiğim sürece, siz de bana uyun ve itaat edin. Doğru yoldan saparsam, kılıçlarınızla beni doğrultun." Demek ki müslüman hata ve haksızlık karşısında pasif kalamaz.) |
| EMANETDAR: | f. Kendisine birşey emanet edilen kimse, emanetçi. |
| EMANETDARÎ: | f. Emanetçilik. |
| EMANETEN: | Emanet yoluyla, emanet olarak. * Bir resmî daire tarafından bizzat, ihale şeklinde ve iltizam suretiyle olmayarak. |
| EMAN-HAH: | f. Eman isteyen, eman diliyen, aman diyen. |
| EMANİ: | Emniyetler. Niyetler, gayeler, istekler. Arzular, dilekler. * f. Eminlik, korkusuzluk. |
| EMANİ-İ MAHSUSA: | Hususi arzular, özel maksatlar. |
| EMN Ü EMÂN: | Korkusuzluk ve emniyet hâli. |
| EMN Ü EMÂNET: | Emniyet ve eminlik. |
| EŞKÂL-İ ZEMAN: | Zamanın şekilleri. * Ahmet Rasim'in bir romanı. |
| EYHEMAN: | Ateş ve sel. |
| FEYLEMANÎ: | Cüssesi büyük olan. |
| GERDİŞ-İ ZEMÂN: | Zamânın dönüşü. |
| HATEMANE: | f. Hâtem'e yakışacak şekil ve surette. Cömertçesine. |
| HEMAN: | f. Derhâl, hemen, acele olarak, çarçabuk, o anda. |
| HEMAN (HUMÂN): | İnce zayıf süngü. * Huysuz ve kötü insan. |
| HEMANA: | f. Sanki, güya. * Aynen, tıpkı, tamamen. |
| HEMANEND: | f. Benzer, gibi. |
| HEM-ZEMAN: | f. Aynı zamanda işleyen. * Çağdaş, muâsır. Aynı çağda yaşayan insan veya geçen hâdiselerin her biri. |
| HEYCEMANE: | Büyük inci. |
| HEYEMAN: | (Heym) Şaşkınlık. Tutkun olmak, âşıklık. |
| HEYLEMAN: | Çok, kesir. |
| HIFZ-I EMANET: | Canı muhafaza etme. * Bırakılan emaneti koruma. |
| KABİL-İ EMÂNET: | İnsan. |
| KEMAN: | f. Yay. Kavis. * Yayı andırır her şey. * Keman. |
| KEMAN-DÂR: | f. Yay tutan, yay tutucu. |
| KEMANE: | f. Keman veya kemençe yayı. * Güreşte bir çeşit oyun. |
| KEMAN-EBRU: | Kaşları yay gibi olan. Keman kaşlı. |
| KEMAN-GER: | f. Yay yapan san'atkâr. |
| KEMANÎ: | f. Kemancı. Keman çalan çalgıcı. |
| KEMAN-KEŞ: | f. Keman çalan. * Ok atmakta usta olan. Yay çeken. |
| KEMAN-KEŞ: | f. Keman çalan. * Ok atmakta usta olan. Yay çeken. |
| MAHREMAN: | (Mahrem. C.) Sırlar. Gizli şeyler. Esrar. * Sırdaşlar. |
| MAHREMANE: | f. Gizli ve saklı olarak. Mahrem bir tarzda. |
| MÜSELLEMAN: | (Selm. den) Tar: Yeniçeri zamanında yol işleriyle vazifeli asker kısmı. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| EMANAT : | (Emanet. C.) Emanetler. |
| EMACİD : | (Emced. C.) Emcedler, en şanlılar, en şerefliler, eşrefler, en fazla haysiyet ve onur sahibi olan kimseler. |
| EM : | Soru sorma mânasında atıf edatıdır. İstifham elifi mânasına da gelir. "Yahut, belki, yoksa" kelimeleriyle tercüme edilebilir. |