Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
EME: (C.: İmâ-İmât) Câriye, kadın köle.
EME: Unutmak, nisyân.
İkrar etmek.
EMED: Son, nihayet. Gayet. Encam, intihâ.
EMEDD: (Medd. den) Daha uzun, pek uzun, daha tavil.
EMEDD-İ A'MÂR: Ömürlerin en uzun olanı.
EMEK-DAR: f. Emeği geçmiş, kıdem ve mükafâta hak kazanmış memur, hizmetçi. Eski ve sadık hizmetçi.
EMEL: Ricâ, ümid, şiddetli istek. Ummak.
Gaye. (İnsanları canlandıran emeldir, öldüren ye'istir. M.)
EMENE: Emn, emniyet, eminlik.
EMERE: (C.: İmer) Çöllerde taştan belirlemek için yapılan alâmetler.
EMERR: Pek acı.
EMESS: Çok fazla temâs eden, dokunan. En çok messeden.
EMEVİ DEVLETİ: Dört halife devrinden sonra devlet idaresi Beni Ümeyye hanedanına geçmiştir. Buna nisbetle bu devlete "Emevi Devleti" adı verilmiştir. (Mi: 661-750) seneleri arası Emevi Devletinin saltanat devresidir. Muâviye bin Ebi Süfyan'dan başlamak üzere 14 halife gelip geçmiştir. Son halife Muhammed bin Mervan (2. Mervan) dır. Bu devirde kavmiyetçilik İslâmiyete çok zararlar vermiştir. Yine bu devirde Din-i Mübinin aktar-ı İslâmda yayıldığını unutmamak icab eder. Doğuda Türkistan ve Endonezya, kuzeyde Kafkasya, batıda Anadolunun yarısı, İspanya ve Kuzey Afrika Emevi topraklarına katıldı. Emevi hükümdarlarının Ehl-i Beyt'e ettikleri zulüm ve akıttıkları kan sebebiyle çıkan isyanlar devleti zayıflattı. Abbâsi taraftarları ile kavi bir ekseriyet Abbasi tarafına geçti. Horasan'lı Ebu Müslim, Emevi Devletini bir muharebede Abbasilere devretti. Böylece Emeviler tarihe karışmış oldu. (Bak: Endülüs, Muaviye)
İçerisinde 'EME' geçenler
ACEMCEME: (C: Acemcemât) Kuvvetli, muhkem deve.
ACEME: (C: Acemât) Çekirdek. * Çekirdekten biten hurma ağacı. * Sert ve sağlam taş.
ÂKİL-ÜS SEMEK: Balıkla beslenen. Balık yiyici.
AKSÂ-YI EMEL: Mefkûre, ideal, gaye-i hayal.
ALEMEFRAZ: Bayrak kaldıran, bayrak çeken.
ÂLEMEYN: İki âlem. Dünya ve âhiret.
AREMET: Savurmak için dövülüp toplanmış harman.
ASHÂB-I MEŞ'EME: Uğursuz, kötü, dine muhalif olanlar.* Solak, sol tarafta, alçak mevkide bulunanlar.
AŞEME: Kuru ekmek parçası. * Büyük azı dişi.
ATEME: Gecenin ilk üçte bir bölümü. Yatsı namazı vakti. * İşsizlik, tembellik, atalet, üşengeçlik. * Akşam vaktine kadar hayvanın memesinde bâki kalan süt.
AVEMEN: Deve veya at gidişi. * Yüzme.
BALYEMEZ: Osmanlıların bir zamanlar kullandıkları uzun menzilli toplar.
BEHEMEHAL: f. İster istemez. Mutlaka. Her halde.
BEHREME: Saç ve sakalın kınayla boyanması. * Çiçeğin göz alıcı ve câzib olan güzellik ve parlaklığı. * Hindlilerin ibadeti.
BEHREME: f. Burgu, matkab.
BEHREMEND: f. Nasibi olan, hissedar. * Bilen, anlayan.
BENİMSEMEK: t. Sahip çıkmak, bir şey hakkında benimdir iddiasında bulunmak. Kabullenmek.
BERHEME: Gözünü kıpırdatmadan bir şeye bakıp durmak.
BERHEMEN: (C.: Berhemûn) Hakîm. * Efsun okuyucu.
BİDAYET MAHKEMESİ: Bu tâbir eskiden Asliye Mahkemeleri için kullanılırdı.
BİLİNEMEZCİLİK: (Bak: Lâedriye)
BÎ-NEMEK: f. Lezzetsiz, tatsız, tuzsuz.
BİRLEME: (Bak: Tevhid)
BÜRCEME: (C: Berâcem) Parmak boğumu.
CAHREME: Darlık. * Kötü ahlâk.
CAMİ-İ EMEVÎ: şam şehrinde büyük bir câmidir.
CEDEME: (C.: Cüdem) Yaramaz dişi koyun. * Kısa boylu erkek.
CEMAAT-İ HADEME-İ EHL-İ HİREF: Tar: Saray işlerini yapmakla vazifelendirilmiş sanatkârlar zümresi.
CEMCEME: Sözü gizli söyleme, harfleri tâne tâne söyleyip açık beyan edememe.
CEMED: Dondurmak. * Buz, kar.
CEMEDÎ: (Cemed. den) Buz gibi, çok soğuk, bârid.
CEMEL: Erkek deve. İbil.
CEMEL VAK'ASI: Müslümanlar arasında vuku bulan elem verici ilk muharebedir. Peygamber Efendimizin (A.S.M.) Zevcesi Hz. Aişe (R.A.) ile Aşere-i Mübeşşereden Talha ve Zübeyr'in (R.A.) Hz. Ali'ye (R.A.) karşı kıyamlarından doğmuştur. Bu harpte Hz. Aişe ile Talha ve Zübeyr'in maiyetinde otuzbin; ve Hz. Ali'nin refakatinde yirmibin kişi olduğu hâlde karşı karşıya gelinmiş ve muhârebe sonunda her iki taraftan içlerinde sahabeden birçok zatla beraber onbin kişi şehid edilmiştir. Bu muharebede Hz. Talha ve Zübeyr de şehâdete nâil olmuşlardır. Bu muhârebeye Cemel Vak'ası denilmesinin sebebi: Hz. Aişe'nin mahfelini bir deve üzerine koydurarak ve kendisi ve bu mahfelde gayet mestûre bir şekilde oturup harp yerine maiyetindeki sahabelerle beraber gittiği için ve harbin en şiddetlisi bu devenin etrafında meydana geldiği içindir. (Bak: Sahabe)(Hazret-i Ali (R.A.) zamanında başlayan muharebelerin mâhiyeti nedir? Muhariblere ve o harpte ölen ve öldürenlere ne nam verebiliriz?Elcevap: Cemel Vak'ası denilen Hazret-i Ali ile Hazret-i Talha ve Hazret-i Zübeyr ve Aişe-i Sıddıka (Radıyallahü Teâlâ Aleyhim Ecmain) arasında olan muharebe; adâlet-i mahzâ ile, adâlet-i izâfiyenin mücadelesidir. Şöyle ki:Hazret-i Ali, adâlet-i mahzâyı esas edip, Şeyheyn zamanındaki gibi o esas üzerine gitmek için içtihad etmiş. Muârızları ise: Şeyheyn zamanındaki safvet-i İslâmiye adâlet-i mahzâya müsaid idi, fakat mürur-u zamanla İslâmiyetleri zaif muhtelif akvam hayat-ı içtimaiye-i İslâmiye'ye girdikleri için adâlet-i mahzânın tatbikatı çok müşkil olduğundan, "ehvenüşşerri ihtiyar" denilen adâlet-i nisbiye esası üzerine içtihad ettiler. Münâkaşa-i içtihadiye siyasete girdiği için, muharebeyi intaç etmiştir. Mâdem sırf "Lillâh" için ve İslâmiyet'in menâfii için içtihad edilmiş ve içtihaddan muharebe tevellüd etmiş; elbette hem katil, hem maktûl ikisi de ehl-i Cennettir. İkisi de ehl-i sevaptır diyebiliriz. Her ne kadar Hz. Ali'nin içtihadı musib ve mukabilindekilerin hata ise de, yine azâba müstahak değiller. Çünki: İçtihad eden hakkı bulsa iki sevab var. Bulmazsa, bir nevi ibadet olan içtihad sevabı olarak bir sevab alır. Hatâsından mâzurdur. Bizde gayet meşhur ve sözü hüccet bir zât-ı muhakkik Kürdçe demiş ki: $Yâni: Sahabelerin muharebesinde kıyl ü kal etme. Çünki hem katil ve hem maktûl ikisi de ehl-i Cennettir.Adâlet-i mahzâ ile adâlet-i izafiyenin izâhı şudur ki: $Âyetin mâna-yı işârisiyle; bir masumun hakkı, bütün halk için dahi ibtal edilmez. Bir ferd dahi, umumun selâmeti için fedâ edilmez. Cenâb-ı Hakk'ın nazar-ı merhametinde hak haktır, küçüğüne büyüğüne bakılmaz. Küçük, büyük için ibtal edilmez. Bir cemaatin selâmeti için bir ferdin rızâsı bulunmadan hayatı ve hakkı fedâ edilmez. Hamiyet namına rızasıyla olsa, o başka mes'eledir.Adâlet-i izâfiye ise, küllün selâmeti için, cüz'ü feda eder. Cemaat için, ferdin hakkını nazara almaz. Ehven-üş-şer diye bir nevi adâlet-i izafiyeyi yapmağa çalışır. Fakat, adâlet-i mahzâ kabil-i tatbik ise, adâlet-i izâfiyeye gidilmez, gidilse zulümdür.İşte İmam-ı Ali Radiyallahü Anh, adâlet-i mahzâyı şeyheyn zamanındaki gibi kabil-i tatbiktir deyip, hilâfet-i İslâmiyeyi o esas üzerine bina ediyordu. Mukabilleri ve muârızları ise, "Kabil-i tatbik değil, çok müşkilâtı var." diye adâlet-i izâfiye üzerine içtihad etmişler. Tarihin gösterdiği sâir esbab ise, hakiki sebep değiller, bahanelerdir. M.)
CEMEN: f. Çardak.
CEMERAT: (Cemre. C.) Cemreler. Şubat ayında azar azar artan sıcaklıklar.
DARZEME: Çok ısırmak.
DEMDEME: f. Hiddetli söz. Avâz. Hoşa gitmeyen sesler. * Sinek vızıltısı. * Öğütmek. Sürte sürte ezmek. * Azab vermek, eziyet etmek. * Hile. * Davul. * şöhret, nam, ün.
DEME: f. Ateş körüğü.
DEMEKMEK: Katı, şedid. * Çok kuvvetli kimse.
DEMENDAN: f. Cehennem. * Ateş, nar.
DEMENDE: f. Saldırıp kükreyen. * Üfleyen.
DEMES: (C.: Dimâs) Yumuşak kumlu yer.
DEMEŞK (DİMEŞK): Şam şehri. * Yürüğen kuvvetli, seri deve.
DEMEVÎ: Kana dâir, kana mensub ve müteallik. * Mc: Asabi, sinirli. Kanın çokluğu sebebi ile hâsıl olan mizaç.
DEYSEME: İnci.
DİNNEME: Kısa boylu.
EBU İYAZ SELEME BİN AMR BİN EL EKVÂ (R.A.): Biat-ı Rıdvanda hazır bulunan, gayet cesur, nişancı, hamiyetperver bir sahabedir. 77 hadis-i şerif rivayet etmiştir. Hicrî 74 tarihinde, 80 yaşında iken Medine-i Münevvere'de vefat etmiştir. (R.A.)
ECEME: (C.: Acâm-Ecemât - Ecem-Ücüm) Meşelik. * Kamışlık.
EDEME: Derinin iç yüzü. (Dış yüzüne "beşere" derler.)
EKEME: Bayır, yüksekte olan taşlık tepe.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
EMED : Son, nihayet. Gayet. Encam, intihâ.
EM : Soru sorma mânasında atıf edatıdır. İstifham elifi mânasına da gelir. "Yahut, belki, yoksa" kelimeleriyle tercüme edilebilir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...