| Kelime | Anlam |
|---|
| EMM: | Kasdetmek. |
| EMMÂ: | (Şart edâtıdır) "Lâkin, ancak şu kadar var ki" meâlinde. |
| EMMÂ-BA'DÜ: | "Bundan sonra" manasına olup bir başlangıç hitabından sonra söylenir. Buna fasl-ı hitab denir. |
| EMMARE: | Emreden. Zorlayan. Cebreden. |
| İçerisinde 'EMM' geçenler |
|---|
| ASEMM: | Çok sağır. |
| BEDEL-İ MÜSEMMA: | Huk: Akidde belirlenen bedel. |
| BİLÂ-TEEMMÜL: | Düşünmeden. Düşünmeksizin. Dikkatli olmadan. |
| CEMM: | Çokluk. Mecmu. * Kuyuda biriken su. * Hırs ve tama ile mal biriktirmek. |
| CEMM-İ GAFİR: | Büyük cemâat, insan kalabalığı. Ekseriyet. * Muhâfızlar. |
| CEMMA: | Boynuzsuz koyun. |
| CEMMAL: | Deveci, deve süren, deve sürücüsü. |
| CEMMAZ: | Hızlı giden. |
| CEMMAZ-SÜVAR: | f. Hızlı giden bineğe binen kimse. |
| DEMMA': | Mütekebbir gönüllü, gururlu kimse. |
| ECEL-İ MÜSEMMA: | f. Muayyen bir zamana kadar, Allah'ın takdir ettiği ölüm. |
| ECEMM: | Mızraksız adam. * Boynuzsuz koyun. * Etli kemik. * Bacasız ev. |
| ECR-İ MÜSEMMÂ: | Mukavele ve pazarlıkla kararlaştırılan ücret. |
| EHEMM: | Çok mühim olma, daha mühim. Çok kıymetli, çok lüzumlu. |
| EHEMMİYET: | Mühim olma, ağırlık, değerlilik, dikkate değer olma, dikkat ve ihtimam, kıymet, nazar-ı dikkati çekme. |
| EMMÂ: | (Şart edâtıdır) "Lâkin, ancak şu kadar var ki" meâlinde. |
| EMMÂ-BA'DÜ: | "Bundan sonra" manasına olup bir başlangıç hitabından sonra söylenir. Buna fasl-ı hitab denir. |
| EMMARE: | Emreden. Zorlayan. Cebreden. |
| EŞEMM: | Burnu kuvvetli koku duyan. |
| ETEMM: | Tam, en mükemmel, hiç noksansız. |
| ETEYEMMENÜ: | (Teyemmün. den) Ben kendimi teyemmün ediyorum (meâlindedir). (Bak: Teyemmün) |
| EŞEMM: | Burnu kuvvetli koku duyan. |
| FE-EMMA: | Buna gelince, kaldı ki. Ammâ... (mânasına asıl söze başlama edâtıdır.) |
| HAİZ-İ EHEMMİYET: | Ehemmiyetli, mühim, önemli. |
| HÂSSE-İ ŞEMM: | Koklama duygusu. |
| HEM (HEMM): | Gaile, müşkül iş. * Tasa, gam, keder, hüzün. |
| HEMM: | Gam, keder, tasa, hüzün. |
| HEMMAME: | Zehirli hayvan. Akrep. |
| HEMMAS: | Yavuz arslan. |
| HEMMAZ: | Koğucu. |
| HIDEMM: | Bahşişi çok olan kimse. |
| HİRŞEMM: | Yumuşak taş. |
| HÂSSE-İ ŞEMM: | Koklama duygusu. |
| KEMMEN: | Sayıca azlık veya çokluk cihetiyle. Sayıca. |
| KEMMÎ: | Azlık veya çokluğa dair. Kemmiyete âit ve müteallik. Cesur. Yiğit. Silâhlı. |
| KEMMİYAT: | (Kemmiyet. C.) Kemiyetler. |
| KEMMİYET: | (Kemiyet) Miktar, sayı, nice oluş. Az veya çok oluş. |
| KEMMUN: | Kimyon. |
| LEMM: | Parça parça şeyleri toplamak, cem' etmek. * Islâh etmek. * Bulduğu şeyi, haram helâl demeyip yemek. * Şiddet ve meşakkat. * Az şey. * Konmak. Nâzil olmak. |
| LEMMA: | (Harf-i cerdendir) Vaktâki, o zaman (mânâsındadır.) İstisna için: "İllâ" yerinde de olur. |
| LEMME: | (C.: Lemmât) şiddet. Meşakkat, zorluk. * Az şey. |
| MEHR-İ MÜSEMMA: | İki tarafın rızası ile nikâh bedeli olarak kararlaştırılan para. |
| MEREMMET: | Onarma, tamir. * Üstünkörü tamir edip onarma. |
| MESEMM: | (C.: Mesâmm) Tıb: Cild üzerindeki küçük delik. Gözenek. |
| MESEMME: | (C.: Mesâmm-Mesâmmât) Ciltteki ufak delik. Gözenek. |
| MEZEMMET: | Ayıplama. Kınama. Yerme. * Kınanacak, yerilecek iş. |
| MİREMME: | Sığır ve deve gibi tırnaklı hayvanların dudağı. |
| MÜCEMME: | (Mecemme) Huzur ve rahat vermek. |
| MÜCEMMED: | Dondurulmuş. |
| MÜCEMMİL: | Güzel yaratan. Güzelleştiren. (Esmâ-i İlâhiyedendir) |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| EMMÂ : | (Şart edâtıdır) "Lâkin, ancak şu kadar var ki" meâlinde. |
| EM : | Soru sorma mânasında atıf edatıdır. İstifham elifi mânasına da gelir. "Yahut, belki, yoksa" kelimeleriyle tercüme edilebilir. |