Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
EMM: Kasdetmek.
EMMÂ: (Şart edâtıdır) "Lâkin, ancak şu kadar var ki" meâlinde.
EMMÂ-BA'DÜ: "Bundan sonra" manasına olup bir başlangıç hitabından sonra söylenir. Buna fasl-ı hitab denir.
EMMARE: Emreden. Zorlayan. Cebreden.
İçerisinde 'EMM' geçenler
ASEMM: Çok sağır.
BEDEL-İ MÜSEMMA: Huk: Akidde belirlenen bedel.
BİLÂ-TEEMMÜL: Düşünmeden. Düşünmeksizin. Dikkatli olmadan.
CEMM: Çokluk. Mecmu. * Kuyuda biriken su. * Hırs ve tama ile mal biriktirmek.
CEMM-İ GAFİR: Büyük cemâat, insan kalabalığı. Ekseriyet. * Muhâfızlar.
CEMMA: Boynuzsuz koyun.
CEMMAL: Deveci, deve süren, deve sürücüsü.
CEMMAZ: Hızlı giden.
CEMMAZ-SÜVAR: f. Hızlı giden bineğe binen kimse.
DEMMA': Mütekebbir gönüllü, gururlu kimse.
ECEL-İ MÜSEMMA: f. Muayyen bir zamana kadar, Allah'ın takdir ettiği ölüm.
ECEMM: Mızraksız adam. * Boynuzsuz koyun. * Etli kemik. * Bacasız ev.
ECR-İ MÜSEMMÂ: Mukavele ve pazarlıkla kararlaştırılan ücret.
EHEMM: Çok mühim olma, daha mühim. Çok kıymetli, çok lüzumlu.
EHEMMİYET: Mühim olma, ağırlık, değerlilik, dikkate değer olma, dikkat ve ihtimam, kıymet, nazar-ı dikkati çekme.
EMMÂ: (Şart edâtıdır) "Lâkin, ancak şu kadar var ki" meâlinde.
EMMÂ-BA'DÜ: "Bundan sonra" manasına olup bir başlangıç hitabından sonra söylenir. Buna fasl-ı hitab denir.
EMMARE: Emreden. Zorlayan. Cebreden.
EŞEMM: Burnu kuvvetli koku duyan.
ETEMM: Tam, en mükemmel, hiç noksansız.
ETEYEMMENÜ: (Teyemmün. den) Ben kendimi teyemmün ediyorum (meâlindedir). (Bak: Teyemmün)
EŞEMM: Burnu kuvvetli koku duyan.
FE-EMMA: Buna gelince, kaldı ki. Ammâ... (mânasına asıl söze başlama edâtıdır.)
HAİZ-İ EHEMMİYET: Ehemmiyetli, mühim, önemli.
HÂSSE-İ ŞEMM: Koklama duygusu.
HEM (HEMM): Gaile, müşkül iş. * Tasa, gam, keder, hüzün.
HEMM: Gam, keder, tasa, hüzün.
HEMMAME: Zehirli hayvan. Akrep.
HEMMAS: Yavuz arslan.
HEMMAZ: Koğucu.
HIDEMM: Bahşişi çok olan kimse.
HİRŞEMM: Yumuşak taş.
HÂSSE-İ ŞEMM: Koklama duygusu.
KEMMEN: Sayıca azlık veya çokluk cihetiyle. Sayıca.
KEMMÎ: Azlık veya çokluğa dair. Kemmiyete âit ve müteallik. Cesur. Yiğit. Silâhlı.
KEMMİYAT: (Kemmiyet. C.) Kemiyetler.
KEMMİYET: (Kemiyet) Miktar, sayı, nice oluş. Az veya çok oluş.
KEMMUN: Kimyon.
LEMM: Parça parça şeyleri toplamak, cem' etmek. * Islâh etmek. * Bulduğu şeyi, haram helâl demeyip yemek. * Şiddet ve meşakkat. * Az şey. * Konmak. Nâzil olmak.
LEMMA: (Harf-i cerdendir) Vaktâki, o zaman (mânâsındadır.) İstisna için: "İllâ" yerinde de olur.
LEMME: (C.: Lemmât) şiddet. Meşakkat, zorluk. * Az şey.
MEHR-İ MÜSEMMA: İki tarafın rızası ile nikâh bedeli olarak kararlaştırılan para.
MEREMMET: Onarma, tamir. * Üstünkörü tamir edip onarma.
MESEMM: (C.: Mesâmm) Tıb: Cild üzerindeki küçük delik. Gözenek.
MESEMME: (C.: Mesâmm-Mesâmmât) Ciltteki ufak delik. Gözenek.
MEZEMMET: Ayıplama. Kınama. Yerme. * Kınanacak, yerilecek iş.
MİREMME: Sığır ve deve gibi tırnaklı hayvanların dudağı.
MÜCEMME: (Mecemme) Huzur ve rahat vermek.
MÜCEMMED: Dondurulmuş.
MÜCEMMİL: Güzel yaratan. Güzelleştiren. (Esmâ-i İlâhiyedendir)
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
EMMÂ : (Şart edâtıdır) "Lâkin, ancak şu kadar var ki" meâlinde.
EM : Soru sorma mânasında atıf edatıdır. İstifham elifi mânasına da gelir. "Yahut, belki, yoksa" kelimeleriyle tercüme edilebilir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...