Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| EMR: | İş buyurma. Buyurulan şey. Madde, husus, hâdise. |
| EMR-İ ADEMÎ: | Olması mümkün olan birşeyin sebeblerinden bir veya birkaçını yapmamakla o şeyin olmamasına sebep olmak. |
| EMR-İ Bİ-L-MARUF, NEHY-İ ANİL-MÜNKER: | Dinin emirlerini, Kur'âni ve İslâmi hakikatleri neşretmek ve bildirmek, men'edilen şeyleri de yaptırmamak. İyiliği, İslâmi hususları emretmek ve teşvik etmek, kötülüğü men'edip yaptırmamağa sevketmek. (Fakat bu kudsi vazifeyi âdabına itaat ve riâyet ederek ifâ etmek lâzımdır, zirâ bu itaat da dinimizin emirlerindendir.) |
| EMR-İ HAK: | Hakk'ın emri, Allah'ın emri. Ölüm. |
| EMR-İ HÂS: | Hususi emir. Belli bir şahsa verilen emir. Özel ve belli bir iş. |
| EMR-İ İLAHÎ: | Allah'ın emri. Mc: Ölüm.(Ubudiyet, emr-i İlahîye ve rıza-yı İlahîye bakar. Ubudiyetin dâisi, emr-i İlahî ve neticesi rıza-yı Hak'tır. Semeratı ve fevaidi, uhreviyedir. Fakat ille-i gaiyye olmamak, hem kasden istenilmemek şartıyla, dünyaya ait faideler ve kendi kendine terettüp eden ve istenilmiyerek verilen semereler, ubudiyete münafi olmaz. Belki zaifler için müşevvik ve müreccih hükmüne geçerler. Eğer o dünyaya âit fâideler ve menfaatlar, o ubudiyete, o virde veya o zikre illet veya illetin bir cüz'ü olsa, o ubudiyeti kısmen ibtal eder. Belki o hâsiyetli virdi akim bırakır, netice vermez. İşte bu sırrı anlamıyanlar, meselâ yüz hâsiyeti ve fâidesi bulunan Evrâd-ı Kudsiye-i Şâh-ı Nakşibendî'yi veya bin hâsiyeti bulunan Cevşen-ül Kebir'i, o fâidelerin bazılarını maksud-u bizzat niyet ederek okuyorlar. O fâideleri göremiyorlar ve göremiyecekler ve görmeye de hakları yoktur. Çünki, o fâideler o evrâdların illeti olamaz; ve ondan, onlar kasden ve bizzat istenilmeyecek. Çünki onlar fazlî bir surette o hâlis virde talebsiz terettüb eder. Onları niyet etse, ihlâsı bir derece bozulur. Belki ubudiyetten çıkar ve kıymetten düşer. Yalnız bu kadar var ki; böyle hâsiyetli evradı okumak için, zaif insanlar bir müşevvik ve müreccihe muhtaçtırlar. O fâideleri düşünüp, şevke gelip, evrâdı sırf rıza-yı İlahî için, âhiret için okusa zarar vermez. Hem de makbuldür. Bu hikmet anlaşılmadığından, çoklar, aktabdan ve selef-i salihînden mervî olan faideleri görmediklerinden şüpheye düşer, hatta inkâr da eder. M.N.) |
| EMR-İ İSTİHBABÎ: | Müstehab veya sünnet olan vazife. Sevdirmek için verilen emir. Muhabbetin gereği olarak yapılması gereken iş. |
| EMR-İ İ'TÂ: | Verme emri. Verilme emri. |
| EMR-İ İTİBÂRÎ: | Hakikatta, hariçte vücudu olmayıp, var kabul edilen emir, iş. (İnsanın fiilleri, kesbi gibi.) (Bak: İtibâri) |
| EMR-İ KÜFRÎ: | İmansızlığa ait bir iş ve bir husus. |
| EMR-İ KÜN: | "Kün" emri. Cenâb-ı Hakk'ın verdiği "Ol" mânasına gelen "Kün" emri. Allah (C.C.) bir şeye "Ol" diye emretse, (Yani, "Kün" dese) o şey derhal olur. (Yâni, "Fe Yekun") |
| EMR-İ MAAŞ: | Geçinme işi ve hususu. Hayat ihtiyaçları. |
| EMR-İ MÜŞKİL: | Zor iş, müşkil emir. |
| EMR-İ NİSBÎ: | Kıyas ile olan emir. Öncekilerine veya diğerlerine göre olan iş veya emir veya hâdise. İllet-i tâmme istemiyen ve vücud-u haricisi bulunmayan emir. |
| EMR-İ TEKVİNÎ: | Yaradılışa ait İlâhi kanun ve nizam. Tekvine dair işler, hâdiseler, maddeler. Fıtri kanunlar ve Âdetullahın tazammun ettiği emirler. (Meselâ ilmin i'tâsı, mânen ameli emrediyor. Zekânın i'tası ilmi emrediyor. İstidadın bulunması zekâyı, aklın verilmesi ma'rifetullahı, kudretin verilmesi çalışmayı, cesaretin verilmesi cihadı mânen ve tekvinen emrediyor. İ.İ.) |
| EMR-İ VÂKİ': | Beklenilmeyen iş, sürpriz. Zorlayıcı bir baskı ile bir işi yapmaya mecbur etmek. |
| EMRAN: | (Mern. C.) Kürkler, mernler, hayvan derileri, postları. |
| EMRAZ: | (Maraz. C.) Hastalıklar. Marazlar. |
| EMRAZ-I AKLİYE: | Akıl hastalıkları. |
| EMRAZ-I ASABİYE: | Sinir hastalıkları. |
| EMRAZ-I AYNİYYE: | Göz hastalıkları. |
| EMRAZ-I DAHİLİYE: | Dahilî hastalıklar, iç hastalıkları. |
| EMRAZ-I EFRENCİYE: | Frengi hastalıkları, efrenci marazları. |
| EMRAZ-I İNTANİYYE: | Mikroplu ve ateşli hastalıklar. |
| EMRAZ-I KALBİYE: | Kalb hastalıkları.(Arkadaş! Kalb ile ruhun hastalığı nisbetinde felsefe ilimlerine meyil ve muhabbet ziyade olur. O hastalık marazı da ulum-u akliyeye tevaggul etmek nisbetindedir. Demek mânevi olan hastalıklar, insanları aklî ilimlere teşvik ve sevkeder. Ve akliyat ile iştigal eden, emraz-ı kalbiyeye mübtelâ olur!.. M.N.) |
| EMRAZ-I NİSAİYE: | Kadın hastalıkları. |
| EMRAZ-I SÂRİYE: | Geçici, bulaşıcı, sâri hastalıklar. |
| EMRE: | Ak gözlü, beyaz gözlü. |
| EMRED: | Henüz tüyü bitmemiş, sakalı gelmemiş olan genç. |
| EMREŞ: | şerli, kötü kimse. |
| EMRET: | Kaşının kılı dökülmüş kimse. Yeleksiz ok. |
| EMRÎ: | (Emriye) Emirle ilgili, emre ait. |
| EMR-İ Bİ-L-MARUF, NEHY-İ ANİL-MÜNKER: | Dinin emirlerini, Kur'âni ve İslâmi hakikatleri neşretmek ve bildirmek, men'edilen şeyleri de yaptırmamak. İyiliği, İslâmi hususları emretmek ve teşvik etmek, kötülüğü men'edip yaptırmamağa sevketmek. (Fakat bu kudsi vazifeyi âdabına itaat ve riâyet ederek ifâ etmek lâzımdır, zirâ bu itaat da dinimizin emirlerindendir.) |
| EMR-İ MÜŞKİL: | Zor iş, müşkil emir. |
| EMREŞ: | Şerli, kötü kimse. |
| İçerisinde 'EMR' geçenler | |
| ÂKİBET-ÜL EMR: | Bir işin neticesi, sonu. |
| AREMREM: | Kalabalık ordu, çok fazla asker. |
| BİSELAMET-İL-EMR: | İşin kolaylıkla ve zahmetsiz yapılması. |
| CEMR: | İnsanların bir araya toplanması. * Atın sıçrayarak yürümesi. * Ateş ve küçük taş vermek. * Bir kimseyi def etmek, kovmak. |
| CEMRA: | Kuvvetli dişi deve. |
| CEMRE: | (C.: Cimâr) Şiddetli karanlık. * Ateşli kömür parçası, kor. * İlkbaharda suya, yere, havaya düştüğü söylenen sıcaklık. * Hacıların Mina Vâdisinde şeytan taşlamaları. |
| CEMRE-İ SÂLİSE: | Üçüncü cemre ki, toprağa düşer. |
| CEMRE-İ SÂNİYE: | İkinci cemre ki, suya düşer. |
| CEMRE-İ ULÂ: | Birinci cemre ki, havaya düşer. |
| CEMREVİYYE: | Divân şairleri tarafından bayramlar, baharlar gibi cemre sebebiyle, muasır olan büyük makamlı ve rütbeli kişiler için yazılan şiirler. |
| CEMR-ÜL GADA: | Ateşi çok devam eden ağacın ateşinin koru. |
| DEMRAG: | Çok kırmızı olan. |
| EMR-İ ADEMÎ: | Olması mümkün olan birşeyin sebeblerinden bir veya birkaçını yapmamakla o şeyin olmamasına sebep olmak. |
| EMR-İ Bİ-L-MARUF, NEHY-İ ANİL-MÜNKER: | Dinin emirlerini, Kur'âni ve İslâmi hakikatleri neşretmek ve bildirmek, men'edilen şeyleri de yaptırmamak. İyiliği, İslâmi hususları emretmek ve teşvik etmek, kötülüğü men'edip yaptırmamağa sevketmek. (Fakat bu kudsi vazifeyi âdabına itaat ve riâyet ederek ifâ etmek lâzımdır, zirâ bu itaat da dinimizin emirlerindendir.) |
| EMR-İ HAK: | Hakk'ın emri, Allah'ın emri. Ölüm. |
| EMR-İ HÂS: | Hususi emir. Belli bir şahsa verilen emir. Özel ve belli bir iş. |
| EMR-İ İLAHÎ: | Allah'ın emri. Mc: Ölüm.(Ubudiyet, emr-i İlahîye ve rıza-yı İlahîye bakar. Ubudiyetin dâisi, emr-i İlahî ve neticesi rıza-yı Hak'tır. Semeratı ve fevaidi, uhreviyedir. Fakat ille-i gaiyye olmamak, hem kasden istenilmemek şartıyla, dünyaya ait faideler ve kendi kendine terettüp eden ve istenilmiyerek verilen semereler, ubudiyete münafi olmaz. Belki zaifler için müşevvik ve müreccih hükmüne geçerler. Eğer o dünyaya âit fâideler ve menfaatlar, o ubudiyete, o virde veya o zikre illet veya illetin bir cüz'ü olsa, o ubudiyeti kısmen ibtal eder. Belki o hâsiyetli virdi akim bırakır, netice vermez. İşte bu sırrı anlamıyanlar, meselâ yüz hâsiyeti ve fâidesi bulunan Evrâd-ı Kudsiye-i Şâh-ı Nakşibendî'yi veya bin hâsiyeti bulunan Cevşen-ül Kebir'i, o fâidelerin bazılarını maksud-u bizzat niyet ederek okuyorlar. O fâideleri göremiyorlar ve göremiyecekler ve görmeye de hakları yoktur. Çünki, o fâideler o evrâdların illeti olamaz; ve ondan, onlar kasden ve bizzat istenilmeyecek. Çünki onlar fazlî bir surette o hâlis virde talebsiz terettüb eder. Onları niyet etse, ihlâsı bir derece bozulur. Belki ubudiyetten çıkar ve kıymetten düşer. Yalnız bu kadar var ki; böyle hâsiyetli evradı okumak için, zaif insanlar bir müşevvik ve müreccihe muhtaçtırlar. O fâideleri düşünüp, şevke gelip, evrâdı sırf rıza-yı İlahî için, âhiret için okusa zarar vermez. Hem de makbuldür. Bu hikmet anlaşılmadığından, çoklar, aktabdan ve selef-i salihînden mervî olan faideleri görmediklerinden şüpheye düşer, hatta inkâr da eder. M.N.) |
| EMR-İ İSTİHBABÎ: | Müstehab veya sünnet olan vazife.* Sevdirmek için verilen emir. * Muhabbetin gereği olarak yapılması gereken iş. |
| EMR-İ İ'TÂ: | Verme emri. Verilme emri. |
| EMR-İ İTİBÂRÎ: | Hakikatta, hariçte vücudu olmayıp, var kabul edilen emir, iş. (İnsanın fiilleri, kesbi gibi.) (Bak: İtibâri) |
| EMR-İ KÜFRÎ: | İmansızlığa ait bir iş ve bir husus. |
| EMR-İ KÜN: | "Kün" emri. Cenâb-ı Hakk'ın verdiği "Ol" mânasına gelen "Kün" emri. Allah (C.C.) bir şeye "Ol" diye emretse, (Yani, "Kün" dese) o şey derhal olur. (Yâni, "Fe Yekun") |
| EMR-İ MAAŞ: | Geçinme işi ve hususu. Hayat ihtiyaçları. |
| EMR-İ MÜŞKİL: | Zor iş, müşkil emir. |
| EMR-İ NİSBÎ: | Kıyas ile olan emir. Öncekilerine veya diğerlerine göre olan iş veya emir veya hâdise. İllet-i tâmme istemiyen ve vücud-u haricisi bulunmayan emir. |
| EMR-İ TEKVİNÎ: | Yaradılışa ait İlâhi kanun ve nizam. Tekvine dair işler, hâdiseler, maddeler. Fıtri kanunlar ve Âdetullahın tazammun ettiği emirler. (Meselâ ilmin i'tâsı, mânen ameli emrediyor. Zekânın i'tası ilmi emrediyor. İstidadın bulunması zekâyı, aklın verilmesi ma'rifetullahı, kudretin verilmesi çalışmayı, cesaretin verilmesi cihadı mânen ve tekvinen emrediyor. İ.İ.) |
| EMR-İ VÂKİ': | Beklenilmeyen iş, sürpriz. Zorlayıcı bir baskı ile bir işi yapmaya mecbur etmek. |
| EMRAN: | (Mern. C.) Kürkler, mernler, hayvan derileri, postları. |
| EMRAZ: | (Maraz. C.) Hastalıklar. Marazlar. |
| EMRAZ-I AKLİYE: | Akıl hastalıkları. |
| EMRAZ-I ASABİYE: | Sinir hastalıkları. |
| EMRAZ-I AYNİYYE: | Göz hastalıkları. |
| EMRAZ-I DAHİLİYE: | Dahilî hastalıklar, iç hastalıkları. |
| EMRAZ-I EFRENCİYE: | Frengi hastalıkları, efrenci marazları. |
| EMRAZ-I İNTANİYYE: | Mikroplu ve ateşli hastalıklar. |
| EMRAZ-I KALBİYE: | Kalb hastalıkları.(Arkadaş! Kalb ile ruhun hastalığı nisbetinde felsefe ilimlerine meyil ve muhabbet ziyade olur. O hastalık marazı da ulum-u akliyeye tevaggul etmek nisbetindedir. Demek mânevi olan hastalıklar, insanları aklî ilimlere teşvik ve sevkeder. Ve akliyat ile iştigal eden, emraz-ı kalbiyeye mübtelâ olur!.. M.N.) |
| EMRAZ-I NİSAİYE: | Kadın hastalıkları. |
| EMRAZ-I SÂRİYE: | Geçici, bulaşıcı, sâri hastalıklar. |
| EMRE: | Ak gözlü, beyaz gözlü. |
| EMRED: | Henüz tüyü bitmemiş, sakalı gelmemiş olan genç. |
| EMREŞ: | şerli, kötü kimse. |
| EMRET: | Kaşının kılı dökülmüş kimse. * Yeleksiz ok. |
| EMRÎ: | (Emriye) Emirle ilgili, emre ait. |
| EMR-İ Bİ-L-MARUF, NEHY-İ ANİL-MÜNKER: | Dinin emirlerini, Kur'âni ve İslâmi hakikatleri neşretmek ve bildirmek, men'edilen şeyleri de yaptırmamak. İyiliği, İslâmi hususları emretmek ve teşvik etmek, kötülüğü men'edip yaptırmamağa sevketmek. (Fakat bu kudsi vazifeyi âdabına itaat ve riâyet ederek ifâ etmek lâzımdır, zirâ bu itaat da dinimizin emirlerindendir.) |
| EMR-İ MÜŞKİL: | Zor iş, müşkil emir. |
| EMREŞ: | Şerli, kötü kimse. |
| HEMR: | Su dökmek. * Göz yaşı akıtmak. * Süt sağmak. * Atâ etmek, hediye vermek. |
| HEMRACE: | Karıştırmak. |
| İLEL Ü EMRAZ: | Hastalıklar ve sakatlıklar. |
| KADEMRAN: | f. Adım atan, ilerliyen. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| EMR-İ ADEMÎ : | Olması mümkün olan birşeyin sebeblerinden bir veya birkaçını yapmamakla o şeyin olmamasına sebep olmak. |
| EM : | Soru sorma mânasında atıf edatıdır. İstifham elifi mânasına da gelir. "Yahut, belki, yoksa" kelimeleriyle tercüme edilebilir. |