Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
EMRE: Ak gözlü, beyaz gözlü.
EMRED: Henüz tüyü bitmemiş, sakalı gelmemiş olan genç.
EMREŞ: şerli, kötü kimse.
EMRET: Kaşının kılı dökülmüş kimse.
Yeleksiz ok.
EMREŞ: Şerli, kötü kimse.
İçerisinde 'EMRE' geçenler
AREMREM: Kalabalık ordu, çok fazla asker.
CEMRE: (C.: Cimâr) Şiddetli karanlık. * Ateşli kömür parçası, kor. * İlkbaharda suya, yere, havaya düştüğü söylenen sıcaklık. * Hacıların Mina Vâdisinde şeytan taşlamaları.
CEMRE-İ SÂLİSE: Üçüncü cemre ki, toprağa düşer.
CEMRE-İ SÂNİYE: İkinci cemre ki, suya düşer.
CEMRE-İ ULÂ: Birinci cemre ki, havaya düşer.
CEMREVİYYE: Divân şairleri tarafından bayramlar, baharlar gibi cemre sebebiyle, muasır olan büyük makamlı ve rütbeli kişiler için yazılan şiirler.
EMRED: Henüz tüyü bitmemiş, sakalı gelmemiş olan genç.
EMREŞ: şerli, kötü kimse.
EMRET: Kaşının kılı dökülmüş kimse. * Yeleksiz ok.
EMREŞ: Şerli, kötü kimse.
KADEMRENCE: f. Lütfen kabul, tenezzül.
KALEMREV: f. Bir hükümdar veya hükümetin hükmünün geçtiği yer.
KEMRE: Gübre. * Pul pul kalkmış deri.
NEMREKA: (C.: Nemârık) Yastık.
PEYEMRES: f. Haber getiren, haber ulaştıran, haberci.
SEMRE: (C.: Semür-Semürât) Sakız ağacı.
ŞABB-I EMRED: Bıyığı, sakalı henüz çıkmış delikanlı.
TEMRE: Bir tek hurma.
TEMREN: Okların ucuna demir veya sarıdan takılan parçaya verilen addır. Menzil oklarına maden yerine kemik takılır ve ona da "soya" adı verilirdi. Temren ile soyanın takılışında fark vardı. Temren oka; ok ise soyaya takılırdı.
YUNUS EMRE: (Vefat Mi: 1320) Porsuk Nehri'nin Sakarya'ya döküldüğü yere yakın Sarıköy'de doğduğu söylenir. Tasavvufî halk edebiyatının veli şâiri olan Yunus Emre, yaşadığı devirde halk tabakasını irşad ve tenvir etmiştir. Bir çok memleketleri ve bu arada Konya, Şam ve Azerbeycan'ı dolaştı. Konya'da Mevlâna ile görüştü. Risalet-in Nasuhiye isminde Mesnevî tarzında bir eser yazdı. Şiirleri daha sonra "Divan" adlı bir kitapta toplandı.Mevcudattaki her zerrede Cenab-ı Hakk'ın varlık ve birliğini okutturan Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri, bir eserinde, sinek kanadının hârika san'atından, tevhide delil ve alâmet olduğundan bahsederken şöyle der:"- Bir sineğin kanadı, vücudu ne kadar hârika bir san'at-ı Rabbaniye olduğuna lâtifâne bir işaret olarak meşhur Yunus Emre'nin bu fıkrası ne güzel bildirir:Bir sineğin kanadın, kırk kağnıya yüklettim. Kırkı da çekemedi, şöyle kaldı yazılı..."
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
EMRED : Henüz tüyü bitmemiş, sakalı gelmemiş olan genç.
EMR : İş buyurma. * Buyurulan şey. * Madde, husus, hâdise.
EM : Soru sorma mânasında atıf edatıdır. İstifham elifi mânasına da gelir. "Yahut, belki, yoksa" kelimeleriyle tercüme edilebilir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...