Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
EMS: Dünkü gün.
EMSAH: Yürürken uylukların birbirine sürtmesi.
EMSAL: (Misâl. C.) Denk. Benzer. Yaşları birbiriyle aynı olanlar.
Mat: Kat sayı.
(Mesel. C.) Kıssalar, hikâyeler, romanlar, masallar, destanlar.
EMSAR: (Mısr. C.) Büyük şehirler, beldeler, memleketler, kasabalar.
EMSEL: (Misil. C.) İmtisale şayan olan. Tam benzer. Efdal, ekrem ve eşref olan.
EMSEN: Bevlin akması.
EMSİLE: (Misâl. C.) Misaller. Örnekler.
Arapçada fiil tasrifini gösteren kitap.
EMSİYE: (Mesâ. C.) Akşamlar, akşam vakitleri. Günün son zamanları.
İçerisinde 'EMS' geçenler
ASEMSEM: Kuvvetli, büyük deve.
DEMS: Örtmek. Defnetmek, gömmek.
DERECAT-I ŞEMSİYE: Eski Kozmoğrafyaya göre; güneşi döndüğü farzedilen dâirenin on iki burca tekabül eden kısımları.
DURUB-U EMSAL: Meşhur sözler. Darb-ı meseller. Ata sözleri.
DÜLUK-UŞ ŞEMS: Güneşin batışı.
EHL-İ EMSAR: Şehir halkı, kasaba halkı.
EMSAH: Yürürken uylukların birbirine sürtmesi.
EMSAL: (Misâl. C.) Denk. Benzer. Yaşları birbiriyle aynı olanlar. * Mat: Kat sayı. * (Mesel. C.) Kıssalar, hikâyeler, romanlar, masallar, destanlar.
EMSAR: (Mısr. C.) Büyük şehirler, beldeler, memleketler, kasabalar.
EMSEL: (Misil. C.) İmtisale şayan olan. Tam benzer. Efdal, ekrem ve eşref olan.
EMSEN: Bevlin akması.
EMSİLE: (Misâl. C.) Misaller. Örnekler. * Arapçada fiil tasrifini gösteren kitap.
EMSİYE: (Mesâ. C.) Akşamlar, akşam vakitleri. Günün son zamanları.
GURUB-U ŞEMS: Güneşin batması.
HÂSSE-İ LEMS: Elle dokunma kuvveti. Dokunma duyusu.
HEMS: Gizli ses. Çok gizli. Sesi gizlemek. * Ağzı açmadan lokma çiğnemek. * Fütursuz olarak geceleyin yola gitmek. * Peçe. * Sıkmak. * Kırmak.
HEMSEN: Gizli sesle. Gizli ses. Savt-ı hafi.
HEY'ET-İ TEMSİLİYE: Temsil hey'eti. * Tar: Erzurum Kongresinde Şarkî Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ismini alan cemiyetin nizamnamesi iktizasınca seçilen şahıslardan teşekkül etmiş olan hey'et. (6 Ağustos 1919)
HURUF-U ŞEMSİYE: Gr: "El" harf-i tarifinin "lâm" harfi ile yan yana geldiğinde, kendisi okunmayıp "Lâm" harfine kalboluyorsa, o harflere "huruf-u şemsiye" harfleri denir. (Te, se, dal, zel, rı, ze, sin, şın, sad, dat, tı, zı, lem, nun harfleri) Meselâ: El-turab yazılıyor, etturab okunuyor. El-şems yazılıyor, eşşems okunuyor. El-Duâ, Edduâ okunuyor.
HUTUT-U ŞEMSİYE: Işıklı güneş yolu.
ISFİRAR-I ŞEMS: Güneşin sararmış gibi görünüşü.
KEMSAL: f. Genç. Yaşı küçük.
KEMSERE: Cem'olmak, toplanmak. * Bazısı bazısına girmek. * Yab yab yürümek.
KEMSUHAN: f. Az konuşan. Az söyleyen.
KIYAS-I TEMSİLÎ: Temsil tarzında yapılan mukayese.(Diyorsunuz ki: "Sen sözlerde kıyâs-ı temsili çok istimal ediyorsun. Halbuki fenn-i mantıkça, kıyas-ı temsili, yakini ifade etmiyor. Mesâil-i yakiniyede bürhan-ı mantıki lâzımdır. Kıyas-ı temsilî, usul-i fıkıh ulemasınca zann-ı galib kâfi olan metalibde istimal edilir. Hem de sen, temsilâtı bazı hikâyeler suretinde zikrediyorsun. Hikâye hayalî olur, hakiki olmaz. Vâkıa muhalif olur?"Elcevab: İlm-i Mantıkça, çendan "Kıyas-ı temsilî, yakîn-i kat'i ifade etmiyor." denilmiş. Fakat kıyas-ı temsilînin bir nev'i var ki, mantıkın yakînî bürhanından çok kuvvetlidir. Ve mantıkın birinci şeklinin birinci darbından daha yakındır. O kısım da şudur ki: Bir temsil-i cüz'î vasıtasıyla bir hakikat-ı küllînin ucunu gösterip, hükmü o hakikate bina ediyor. O hakikatın kanununu, bir hususî maddede gösteriyor. Tâ o hakikat-ı uzma bilinsin ve cüz'î maddeler, ona irca' edilsin. Meselâ: "Güneş, nuraniyyet vasıtasıyla, birtek zât iken; her parlak şey'in yanında bulunuyor temsiliyle bir kanun-u hakikat gösteriliyor ki, nur ve nurani için kayıd olamaz. Uzak ve yakın bir olur. Az ve çok müsavi olur. Mekân onu zaptedemez.Hem meselâ: "Ağacın meyveleri, yaprakları; bir anda, bir tarzda kolaylıkla ve mükemmel olarak birtek merkezde, bir kanun-u emrî ile teşkili ve tasviri" bir temsildir ki, muazzam bir hakikatın ve küllî bir kanunun ucunu gösterir. O hakikat ve o hakikatın kanununu gayet kat'i bir surette isbat eder ki, o koca kâinat dahi şu ağaç gibi o kanun-u hakikatın ve o sırr-ı Ehadiyyetin bir mazharıdır, bir meydan-ı cevelanıdır.İşte bütün Sözlerdeki kıyasat-ı temsiliyyeler bu çeşittirler ki bürhan-ı kat'i-yi mantıkîden daha kuvvetli, daha yakînîdirler. S.)
KURS-U ŞEMS: Güneş yuvarlağı.
LEMEAT-I ŞEMS: Güneşin parıltıları.
LEMS: Dokunmak, el ile tutmak, ellemek, yapışmak. * Beş duygudan biri, dokunma duygusu.
LEMS: Yalamak.
LEMSA: Pürüzsüz, düz.
LEMSÎ: Hissedilmeğe, dokunma ile duymağa ait ve müteallik.
LEMSİYET: Bir cisme veya bir mâdene parmakla dokunmaktan gelen his.
MANZUME-İ ŞEMSİYE: Güneş sistemi, güneş ve etrafında dönen seyyâreler topluluğu.(Şu kâinatın lâmbası olan güneş, kâinat Sânii'nin vücuduna ve vahdâniyyetine güneş gibi parlak ve nurani bir penceredir. Evet, manzume-i şemsiye denilen küremizle beraber oniki seyyare: Cirmleri, küçüklük - büyüklük itibariyle pekçok muhtelif ve mevkileri, uzaklık - yakınlık noktasında pek çok mütefâvit ve sür'at-i hareketleri, çok mütenevvi' olduğu halde kemal-i intizam ve hikmet ile ve kemal-i mizan ile ve bir saniye kadar şaşırmıyarak hareketleri ve deveranları ve güneş ile, câzibe kanunu tâbir edilen bir kanun-u İlâhi ile bağlanmaları, yâni onlar imamlarına iktidaları, büyük bir mikyasta bir azamet-i kudret-i İlâhiyyeyi ve Vahdâniyyet-i Rabbâniyyeyi gösterir. Çünki: O câmid cirmleri, o şuursuz büyük kütleleri, nihayet derecede intizam ve mizan-ı hikmet içinde muhtelif şekillerde ve muhtelif mesafelerde ve muhtelif hareketlerde döndürmek, istihdam etmek, ne derece bir kudreti ve bir hikmeti isbat ettiğini kıyas et. Bu büyük ve ağır işe zerre miktar tesadüf karışsa, öyle bir patlayış verecek ki, kâinatı dağıtacak. Çünki: Bir dakika, tesadüf birisini tevkif etse, mihverinden çıkmasına sebebiyet verir, başkaları ile müsademe etmesine yol açar. Küre-i arzdan bin def'a büyük cirmlerle müsademenin ne derece dehşetli olduğunu kıyas edebilirsin.Manzume-i şemsiyenin, yâni şemsin me'mumları ve meyveleri olan oniki seyyarenin acâibini ilm-i muhit-i İlâhiye havale edip, yalnız gözümüzün önünde seyyaremiz bulunan arza bakıyoruz. Görüyoruz ki: Bu seyyaremiz bir azamet-i şevket-i Rububiyyeti ve haşmet-i saltanat-ı Uluhiyyeti ve kemâl-i rahmeti ve hikmeti gösterir bir surette Güneşin etrafında, emr-i Rabbâni ile - Üçüncü Mektupta beyan edildiği gibi - pek büyük bir hizmet için bir uzun seyr ve seyahat, ona ettiriliyor. Bir sefine-i Rabbâniye olarak acâib-i masnuât-ı İlâhiye ile doldurulmuş ve zişuur ibâdullaha seyrangâh gibi bir mesken-i seyyar vaziyeti verilmiş. Ve evkat ve hesabı bildirecek saat akrebi gibi, Kamer dahi dakik hesaplarla azim hikmetlerle ona takılmış ve o Kamere başka menzillerde ayrı seyr ve seyahat verilmiş. İşte bu mübarek seyyaremizin şu halleri, küre-i arz kuvvetinde bir şehadetle, bir Kadir-i Mutlak'ın vücub-u vücudunu ve vahdetini isbat eder. Mâdem şu seyyaremiz böyledir. Manzume-i şemsiyeyi ona kıyas edebilirsin. Hem Şemse, kendi mihveri üstünde cazibe denilen mânevi ipleri yumak yaptırmak için dolap ve çıkrık hükmünde olan güneşi, bir Kadir-i Zülcelâl'in emriyle döndürüp, o seyyaratı o mânevi iplerle bağlayıp tanzim etmek ve güneşi bütün seyyaratı ile saniyede beş saatlik bir mesafeyi kestirecek kadar bir sür'atle, bir tahmine göre "Herkül Burcu" tarafına veya Şems-üş-şümus cânibine sevk etmek, elbette ezel ve ebed Sultanı olan Zât-ı Zülcelâl'in kudretiyle ve emriyledir. Güya haşmet-i Rububiyyetini göstermek için, bu emirber neferleri hükmünde olan manzume-i şemsiye ordusu ile bir manevra yaptırır. S.)
MEMSUD: Vücudu kuvvetli ve sağlam yapılı olan.
MEMSUDE: Devrik yüzlü, münkabız kimse.
MEMSUH: Suratı, daha çirkin şekle sokulmuş. Biçimsiz ve çirkin surete girmiş olan.
MEMSUH: El ile sıvanmış, mesh olunmuş. Temas edilmiş.
MEMSUN: Mesâne hastalığına tutulmuş kimse.
MEMSUS: Massolunmuş, emilmiş. * Baldır, incik.
MEMSUS: Dokunulmuş.
MERHEMSÂ(Y): f. Merhem süren. Çare ve deva bulan.
MERHEMSÂZ: f. Çare bulan. Merhemci, ilâç yapan.
MERHEMSÂZÎ: f. Çare buluculuk.
MESBUK-UL EMSÂL: Benzerleri ve emsali önceleri de görülmüş ve geçmiş.
MİN-EŞ ŞEMS: Güneşten.
MUSAHHİR-ÜŞ ŞEMSİ VE-L KAMER: Güneş'i ve Ay'ı teshir eden, istediği şekilde idare eden Cenab-ı Hak (C.C.)
MÜSTEMSİK: Bırakmamak üzere sıkı tutan.
NA-DEMSAZ: f. Uymayan, uygun olmayan, âhenksiz.
NEMS: Süt ve yağın ekşimesi. * Ekşimek ve kokmak. * Sırrı ketmetmek, gizlemek.
REMS: (C.: Rumus) Mezar, kabir.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
EMSAH : Yürürken uylukların birbirine sürtmesi.
EM : Soru sorma mânasında atıf edatıdır. İstifham elifi mânasına da gelir. "Yahut, belki, yoksa" kelimeleriyle tercüme edilebilir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...