Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| ENDER: | (Nâdir. den) Çok az, pek az bulunan, daha nâdir. (C.: Enâdir) Harman yeri. |
| ENDER: | (Zarfiyet edatıdır) f. İçinde. Derununda. Dahilinde. |
| ENDEREZ: | f. Nasihat, öğüt, vasiyet. Mektub. |
| ENDERÎ: | Kalın ip, halat. Şam yakınında bir köyün adı. Bir dağ adı. |
| ENDERUN: | İç, dâhil. Kalb, içyüz, gönül. Vaktiyle Osmanlı Sarayının iç teşkilâtı. |
| İçerisinde 'ENDER' geçenler | |
| ATA ENDER ATA: | Lütuf içinde lütuf, ihsan üzerine ihsan. |
| AYİNE-İ İSKENDER: | Makedonya kralı Büyük İskender'in aynası. Rivayetlere göre, bu ayna Aristo tarafından yapılmış ve İskenderiye şehrinde yüksekçe bir yere konulmuştur. Bu sayede İskender, yüz fersah uzaklıktaki düşmanlarını aynada görürmüş. |
| BAHŞ-I KALENDERÎ: | Cömertçe ihsan yapma, dağıtma. |
| BELÂ-ENDER-BELÂ: | f. Belâ üstüne belâ. Zahmet içinde zahmet. |
| BENDER: | (C.: Benâdir) Ticaret yeri, işlek ticaret iskelesi, büyük iskele. |
| BENDEREK: | f. Küçük iskele. * Boğaz ve liman ağızlarında yapılan küçük kale. Mendirek. |
| BENDERGÂH: | f. İşlek iskele, liman, şehir. |
| BENDERZ: | f. Çuvaldız. |
| CEFA ENDER CEFA: | Cefa içinde cefa. Azab içinde azab veya ayrılık. |
| CENDERE: | yun. Tazyik. Baskı, basınç. * Dar dere, boğaz. * Kalın oklava. * Çamaşır ütülemeye mahsus iki ağaç üstüvaneden ibaret alet. * Mc: Sıkı ve dar yer. |
| DÂDENDER: | f. Erkek üvey kardeş. |
| DÂDER-ENDER: | f. Üvey kardeş. |
| DUHT-ENDER: | f. Üvey kız. * Eskiden kadın esirlerinin bir cinsi. |
| ENDEREZ: | f. Nasihat, öğüt, vasiyet. * Mektub. |
| ENDERÎ: | Kalın ip, halat. * Şam yakınında bir köyün adı. * Bir dağ adı. |
| ENDERUN: | İç, dâhil. * Kalb, içyüz, gönül. * Vaktiyle Osmanlı Sarayının iç teşkilâtı. |
| GILMAN-I ENDERUN: | Tar: Topkapı Sarayı (Yenisaray) iç oğlanları hakkında kullanılan bir tabirdir. Bunlar derece ve hizmet itibariyle başka başka odalara ayrılmışlardı. |
| HAFENDER: | Malını güzel tedbirlerle çoğaltan mal sahibi. |
| HAM-ENDER-HAM: | f. Kıvrım kıvrım, büklüm büklüm. |
| HATA ENDER HATA: | Kusur içinde kusur. Hatâ içinde hata. |
| İSKENDER: | (M. Ö. 356-323) Aristo'dan ders almış bir imparatordu. İskender-i Rumi de denir. Bundan başka ismi geçen bir de İskender-i Zülkarneyn vardır. (Bak: Zülkarneyn) |
| KAFENDER: | Çirkin yüzlü, katı başlı kimse. |
| KALENDER: | f. Dünyayı terkederek elini çekip Allah yolunda giden kimse. * Dünyâdan elini çekip herşeyi hoş gören kimse. * Dünya alâkalarından uzak, alâyişe aldanmaz hakikat adamı. Filozof. |
| KALENDERÂNE: | f. Kalenderce. Kalender olan bir kimseye yakışır surette. |
| KALENDERÎ: | f. Feylesofluk; kalenderlik; dervişlik; serserilik. * Edb: Halk edebiyatı tâbirlerindendir. Halk şâirleri "mef'ulü, mefaîlü, mefaîlü, feûlün" vezninde tanzim ettikleri gazele bu adı verirler. |
| MÂDERENDER: | f. Üvey ana. |
| PEDENDER: | f. Üvey baba. Babalık. |
| PEY-ENDER-PEY: | f. Ardısıra, arka arkaya, durmadan. Azar azar. |
| PÜSENDER: | f. Üvey oğul. Üvey evlâd. |
| SENDERE: | Büyük kile. * Ok yapılan bir nevi ağaç. * Sür'at, hız. |
| ŞEHBENDER: | Ticaret nezaretinin teşekkülünden evvel ticaret işlerine bakmak ve tüccarlar arasındaki ihtilâfları halletmekle vazifelendirilen memurun ünvanı idi. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| ENDEREZ : | f. Nasihat, öğüt, vasiyet. * Mektub. |
| ENDEK : | f. Az, kalil. * Yaşı küçük, küçük yaşlı. |
| ENDA' : | Yüksek, yüce, âlâ. * (Nedâ. C.) Nedâlar, çiğler, şebnemler. |
| ENA : | Ermek, idrak. * Saat. |