Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| ENE: | Ben. Gr: Birinci şahıs zamiri. (Bak: Enaniyet) |
| ENERJİ: | Fr. Kuvvet. Güç. Fiziki kuvvet. Gücünü harcama isteği ve iktidarı. |
| ENES: | Üns mânasına kullanılır ve vahşetin zıddıdır. |
| ENES İBN-İ MALİK: | Ensardan ve Ashâb-ı Kiram'ın fakihlerindendir. Hicretin ibtidasından itibaren on sene Resul-i Ekrem Efendimizin (A.S.M.) hizmetinde bulunmakla şeref kazanmıştır.Resul-i Ekrem'den (A.S.M.) 2630 Hadis-i Şerif rivâyet etmiştir. 100 yaşına kadar yaşamış, hicri 92 veya 94 senelerinde Basra'da ebedî hayata kavuşmuştur. En son vefat eden sahabe, Hazret-i Enes'tir. (R.A.) |
| İçerisinde 'ENE' geçenler | |
| AHENE: | f. Demir halka. |
| AHLÂK-I HASENE: | Yüksek ahlâkı en parlak ve ulvi bir şekil ve ruhta gösteren ve bilfiil yaşayan Peygamberimizin (A.S.M.) ve O'nun yolunda gidenlerin ahlâkı.(Diyorsun ki: Teklif, saadet içindir. Halbuki ekser-i nâsın şekâvetine sebeb, tekliftir. Teklif olmasaydı, bu kadar tefavüt-ü şekavet de olmazdı?C- Cenab-ı Hak, verdiği cüz'-i ihtiyâri ile ef'al-i ihtiyariye âlemini kesbiyle teşkil etmeğe insanı mükellef kıldığı gibi, ruh-u beşerde vedia olarak ekilen gayr-i mütenâhi tohumları sulamak ve neşv ü nemalandırmak için de beşeri teklif ile mükellef kılmıştır. Eğer teklif olmasaydı, ruhlardaki o tohumlar neşv ü nemâ bulamazdı. Evet, nev'-i beşerin ahvaline dikkatle bakılırsa görülür ki; ruhun mânen terakkisini, vicdanın tekâmülünü, akıl ve fikrin inkişaf ve terakkisini telkih eden, yani aşılayan, şeriatlardır; vücud veren, tekliftir; hayat veren peygamberlerin gönderilmesidir; ilham eden, dinlerdir. Eğer bu noktalar olmasaydı, insan hayvan olarak kalacaktı ve insandaki bu kadar kemâlât-ı vicdaniye ve ahlak-ı hasene tamamen yok olurlardı. Fakat insanların bir kısmı, arzu ve ihtiyariyle teklifi kabul etmiştir. Bu kısım, saadet-i şahsiyeyi elde ettiği gibi nev'in saadetine de sebep olmuştur. Amma insanların büyük bir kısmı, ihtiyarı ile küfrü kabul ve tekâlif-i İlahiyyeyi reddetmişlerse de teklifin bazı nevilerinden süzülen terbiyevi, ahlâki vesaire güzel şeyleri aldıklarından, teklifin o nevilerini zımnen ve ıztıraren kabul etmiş bulunurlar. İşte bu itibarla, kâfirin her sıfatı ve her hâli kâfir değildir. İ.İ)(Hadsiz salât ve selâm ol Peygamberimiz Muhammed Mustafa (A.S.M.) üzerine olsun ki, demiş: $Yani; benim, insanlara Cenab-ı Hak tarafından bi'setim ve gelmemin ehemmiyetli bir hikmeti, ahlâk-ı haseneyi ve güzel hasletleri tekmil etmek ve beşeri ahlâksızlıktan kurtarmaktır. H.) |
| AKBENEK: | Gözün saydam tabakasında bir yara veya çıbandan kalan ve görmeyi yavaş yavaş azaltan beyaz benek. |
| ALENEN: | Gizli olmayarak, açıktan. |
| A'MÂL-İ HASENE: | Güzel amel. Sevablı ve hayırlı ameller. (Bak: Amel-i sâlih) |
| AN'ANELİ SENED: | Hadis nakledenlerin veya bir haberi söyleyenlerin bu haberi kimden kime söylendiğini belli eden "An filan, an filan" diyerek şahısların isimleriyle beraber rivâyet ve nakledilen kuvvetli ve şüphe götürmeyen sened. (Suâl : An'aneli senedin fâidesi nedir ki; lüzumsuz yerde, malum bir vâkıada "an filân, an filân, an filân" derler? Elcevab: Fâideleri çoktur. Ezcümle bir fâidesi şudur ki: An'ane ile gösteriliyor ki, an'anede dâhil olan mevsuk ve hüccetli ve sâdık ehl-i hadisin, bir nevi icmâını irae eder ve o senette dâhil olan ehl-i tahkikın, bir nevi ittifakını gösterir. Güya o senette, o an'anede dâhil olan herbir imam, herbir allâme; o hadisin hükmünü imza ediyor, sıhhatine dâir mührünü basıyor. M.) |
| ASHÂB-I MEYMENE: | Dinen ihtiram mevkiinde bulunan yüksek haysiyet sahibleri. Hayırlı kimseler. |
| AVENE: | Beraber olanlar. Yardım edenler.* Taraftarlar. |
| ÂYET-İ MÜDÂYENE: | Kur'an-ı Kerim'de (Sure-i Bakara, 281. âyet) borçlu ve alacaklı hakkındaki âyet. (Bu âyet vasatî olarak bir sahife uzunluğundadır.) |
| BAD-SENE: | f. Kibirli, mağrur. Büyüklük taslıyan. * Kötü niyetli. |
| BEDENE: | (C.: Büdün) Kurbanlık deve. |
| BEDENEN: | Vücutça. Beden ile. |
| BENDENE: | f. Esvabın, giyilecek şeylerin bazı yerlerine dikilen düğme, kopça. |
| BENE: | f. İnce urgan, ip. |
| BENEFSEC: | Menekşe. |
| BENEFŞ(Î): | f. Menekşe rengi, mor renk. |
| BENEFŞE: | f. Menekşe denilen güzel kokulu, küçük çiçek. * Mor. |
| BENEFŞE-GÛN: | f. Menekşe renkli, mor renkli. Gökyüzü. |
| BENEFŞE-ZÂR: | f. Menekşe tarlası, menekşe bahçesi, menekşelik. |
| BENEK: | f. Atlas zemin üzerine sırma işlemeli bir çeşit kumaş. |
| BENES: | Kötülükden, fenalıkdan ve iyi olmayan şeylerden çekinme ve kaçınma. |
| BENEVRE: | f. Temel, esas, asıl. |
| BERABER MÎ-ZENEND HER ŞEY: | Herşey berâber söylüyor, çarpıyor, konuşuyor. |
| BERÂY-I TENEZZÜH: | Tenezzüh için, gezinti için. |
| BERHEM-ZENED: | f. Birbirine çarpıyor. Beraber çarpıyor. Birlikte çalışıyor. |
| BUDENE: | f. Bıldırcın kuşu. |
| BUJENE: | f. Tomurcuk. * Henüz açılmamış çiçek. |
| BENEFŞE: | f. Menekşe denilen güzel kokulu, küçük çiçek. * Mor. |
| BENEFŞ(Î): | f. Menekşe rengi, mor renk. |
| CENCENE: | Sözü burun içinden söylemek, genizden konuşmak. |
| CENEB: | Susuzluktan böğrü ciğere yapışmak. |
| CENEDİL: | (C.: Cenâdil) Taşlı yer. * Yuvarlak taş. |
| CENEF: | Hata ve cehilden dolayı haktan meyletmek. * Zulmetmek. |
| CENEN: | Mezar, kabir.CENG $ (CENK) : f. Top, tüfek ile harbetmek. Muharebe. Kavga. Harb. Savaş. |
| DAMENE: | f. Dağ eteği, dağın çevresi. |
| DEJENERE: | Fr. Bozulma, soysuzlaşma. |
| DENDENE: | f. Mırıltı, homurdanma. Ağır ağır, dudak kıpırtısıyla, yavaş yavaş söylenen söz. |
| DENEF: | İyileşmeyen hastalık. |
| DENEN: | Bir kişinin belinin bükülüp eğri olması. * Kolları çok kısa olmak. * Hayvanların ayakları kısa ve göğüsleri yere yakın olması. |
| DENES: | (C.: Ednâs) Kir, pas, pislik, murdarlık, necaset. |
| DENEY: | (Bak: Tecrübe) |
| DENEYCİLİK: | (Ampirizm) Fels: İnsan zihninde mevcut her bilginin ve her düşüncenin kaynağı tecrübe (deney) olduğunu iddia eden felsefi görüş. Bu görüş, tecrübenin ehemmiyetini belirtirken aklın ve dinin rolünü inkâr ediyor. Tecrübe maddi dünyayı anlamak için gerekli ama, yeterli değildir. Tecrübe görüneni ve müşahhası bize verir. Akıl ise, mücerredi, umumiyi, kaide ve prensipleri verir. Din ise tecrübe ve akıl ile beraber bunların alanını aşan hakikatleri verir. Hakikat, tecrübe ve akılla sınırlı değildir. İslâm akla ve tecrübeye yer verir fakat bunların sınırları içinde hapsolmaz. Müslüman geniş görüşlüdür, dar görüşlü teorilere bağlı düşünmez. |
| DEYDENET: | Âdet, usul. |
| DUZENE: | f. Sivrisinek, arı gibi haşeratın iğnesi. |
| EBU TAYYİB EL-MÜTENEBBİ: | (Hi: 915 - 965) Kûfe'de doğdu. Bağdat'ta öldü. Büyük şairlerden olup, divanı vardır. |
| EBU ZENE: | Maymun.EBU ZERR-İ GIFFARÎ $ Cündüb bin Cünâde (R.A.) : İlk İslâm olanların beşincisi olup ilimde İbn-i Mes'ud hazretlerine müsavi sayılırdı. Resül-ü Ekrem Aleyhissalâtu Vesselâmdan 281 Hadis-i Şerif nakletmiştir. Hazreti Ali Kerremallahu Vechehu kendisine "İlim dağarcığı" lâkabını vermiştir. Hi: 31'de Hakkın rahmetine kavuşmuştur. (R.A.) |
| EF'ÂL-İ HASENE: | İyi ve güzel ameller, fiiller, işler. |
| EMARAT-I HASENE: | İyi alâmetler. |
| EMENE: | Emn, emniyet, eminlik. |
| ENERJİ: | Fr. Kuvvet. Güç. Fiziki kuvvet. * Gücünü harcama isteği ve iktidarı. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| ENERJİ : | Fr. Kuvvet. Güç. Fiziki kuvvet. * Gücünü harcama isteği ve iktidarı. |
| ENA : | Ermek, idrak. * Saat. |