Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
ENF: Burun. Koku ve teneffüse mahsus âzâ.
Bir şeyin ucu veya evveli veya en şiddetlisi.
Bir şeyin sivri yeri.
Bir şeyin en şerefli olan yeri.
ENFA': Daha nâfi. Daha menfaatli. Pek faydalı.
ENFAL: Ganimetler. Düşmandan alınan mallar.
ENFAL SURESİ: Kur'ân-ı Kerim'in 8. suresidir.
ENFAR: (Nefir. C.) Cemaatler, topluluklar, cemiyetler. Halk, ahali, kalabalıklar, izdihamlar.
ENFAS: (Nefes. C.) Nefesler. Soluklar.
Ruhlar. Canlar.
Cevherler.
Duâlar.
ENFAS-I HAYRİYYE: Hayırlı nefesler.
ENFAS-I MA'DUDE: Sayılı nefesler. İnsan hayatı. Miktarı muayyen olan ömür dakikaları.
ENFES: Daha hoş. Çok hoş. Daha iyi. Pek nefis.
ENFES-İ ÂSÂR: Eserlerin en nefisi, eserler içinde en değerli olanı.
ENFEZ: En nüfuzlu, daha tesirli.
ENFÎ: Burunla ilgili.
ENFİYE: Buruna çekilen çürütülmüş tütün tozu.
ENFLASYON: Fr. Piyasaya gerektiğinden fazla kâğıt para çıkartmaktan dolayı paranın değeri düşüp fiyatların yükselmesi.
ENFÜS: (Nefs. C.) Nefsler, ruhlar, canlar. Yaşayanlar.
ENFÜSÎ: Bir kimseye mahsus görüş ve düşünüş. Nefse, kendi hayatına aid, dâhile aid. (Subjektif) (Objektifin zıddı)(İ'lem eyyüh-el-aziz! Afaki mâlumat, yâni; hâriçten, uzaklardan alınan mâlumat, evham ve vesveselerden hâli olamıyor. Amma bizzat vicdâni bir şuura mahal olan enfüsi ve dâhili mâlümat ise evham ve ihtimallerden temizdir. Binaenaleyh merkezden muhite, dâhilden hârice bakmak lâzımdır. M.N.)
İçerisinde 'ENF' geçenler
ALÂ-RAĞM-İ ENF-İL YE'S: Ye'sin burnunu kırmak maksadiyle ve ona tahkir ile.
AZM-İ ENFÎ: Tıb: Burun kemiği.
BÜRHAN-I ENFÜSÎ: İnsanın içinde ve hayatında görünen bürhan. Nefse ve şahsa ve içe ait bürhan.
CELENFEA: Şişman karınlı büyük deve.
CERENFEŞ: Yanları etli ve büyük olan kişi.
DELAİL-İ ENFÜSİYE: Kişinin kendi nefsinde olan deliller. Yani vücudun gerek maddi ve gerek (vicdan ve hisler gibi) mânevi yapısında olan ve imana ait hükümleri isbat eden delillerdir.
ENFA': Daha nâfi. Daha menfaatli. Pek faydalı.
ENFAL: Ganimetler. Düşmandan alınan mallar.
ENFAL SURESİ: Kur'ân-ı Kerim'in 8. suresidir.
ENFAR: (Nefir. C.) Cemaatler, topluluklar, cemiyetler. Halk, ahali, kalabalıklar, izdihamlar.
ENFAS: (Nefes. C.) Nefesler. Soluklar. * Ruhlar. Canlar. * Cevherler. * Duâlar.
ENFAS-I HAYRİYYE: Hayırlı nefesler.
ENFAS-I MA'DUDE: Sayılı nefesler. İnsan hayatı. Miktarı muayyen olan ömür dakikaları.
ENFES: Daha hoş. Çok hoş. Daha iyi. Pek nefis.
ENFES-İ ÂSÂR: Eserlerin en nefisi, eserler içinde en değerli olanı.
ENFEZ: En nüfuzlu, daha tesirli.
ENFÎ: Burunla ilgili.
ENFİYE: Buruna çekilen çürütülmüş tütün tozu.
ENFLASYON: Fr. Piyasaya gerektiğinden fazla kâğıt para çıkartmaktan dolayı paranın değeri düşüp fiyatların yükselmesi.
ENFÜS: (Nefs. C.) Nefsler, ruhlar, canlar. Yaşayanlar.
ENFÜSÎ: Bir kimseye mahsus görüş ve düşünüş. Nefse, kendi hayatına aid, dâhile aid. (Subjektif) (Objektifin zıddı)(İ'lem eyyüh-el-aziz! Afaki mâlumat, yâni; hâriçten, uzaklardan alınan mâlumat, evham ve vesveselerden hâli olamıyor. Amma bizzat vicdâni bir şuura mahal olan enfüsi ve dâhili mâlümat ise evham ve ihtimallerden temizdir. Binaenaleyh merkezden muhite, dâhilden hârice bakmak lâzımdır. M.N.)
HATME-İ ENFÂS: Nefesleri tükenmek. Ölmek.
HENF: Sür'at yapmak, hız yapmak.
HUFRETEYN-İ ENF: Burun delikleri.
IHN-İ MENFUŞ: Didilmiş kumaş. Hallac edilip atılmış renkli yün.
KASAB-ÜL ENF: Burun kemiği.
KENF: Hıfzetmek. * Örtmek, setretmek.
KENFİLE (KENFELİK): Kaba ve uzun sakal.
LÂYENFEKK: Bölünemez, ayrılamaz. Parçalanamaz.
LENF: (Lenfâ) Tıb: İnce damarların içinde dolaşan beyaz kan. Kanın esasını teşkil eden sıvı. * Eski tıbba göre; ahlât-ı erbaa'dan birisi. (Bak: Hılt)
LENFİSAM: Aslâ kırılmaz, kopmaz.
MENFA: Nefyolunan yer. Birinin sürüldüğü yer. Nefiy yeri.
MENFAAT: Fayda. Kâr. Gelir. İhtiyaç karşılığı olan şey.
MENFAATBAHŞ: f. Faydalı, yararlı. Menfaat ve fayda veren.
MENFAATDÂR: f. Menfaat ve fayda gören.
MENFAATPEREST: f. Yaptığı işin sadece faydasını düşünen. Sadece nefsine ait kârları, faydaları düşünerek çalışan. Allah rızasını esas gaye yapmayan kimse.
MENFED: Tükenmek, yok olup gitmek.
MENFER: Geri kaçılacak yer. Nefret edilecek, sevilmeyecek yer.
MENFES: (Nefes. den) Nefes deliği. Nefes alacak yer.
MENFEZ: Nüfuz edecek delik, pencere. Delik. Ağız. Yarık. Girilecek yer.
MENFÎ: Müsbetin zıddı. Müsbet olmayan. * Nefyedilmiş, sürgün edilmiş. Sürgün. * Bir şeyin olmayacak cihetini düşünen. * Hakikatın aksini iddia eden. * Gr: Başında nefiy edatı bulunan kelime veya cümle. * Nâkıs. Negatif, olumsuz.
MENFİYYEN: Sürgün olarak.
MENFUH: Üfürülmüş. * Büyük karınlı. Nefholunmuş.
MENFUR: Kendisinden nefret edilen, sevilmeyen. İğrenç. * Mebguz.
MENFUS: Yeni doğmuş çocuk.
MENFUŞ: (Pamuk veya yün gibi) atılmış ve didilmiş. Dağılmış, didik didik edilmiş.
MÜDRENFIK: Sür'atle yürüyen kişi, hızlı giden kimse.
MÜSTENFİK: Başkalarını beslemek için malını sarfeden.
MÜSTENFİR: Ayaklandırma. Ürkme, kaçma.
MÜŞTEREK-ÜL MENFAA: Beraberce ve ortaklaşa faydalanma.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
ENFA' : Daha nâfi. Daha menfaatli. Pek faydalı.
ENA : Ermek, idrak. * Saat.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...