Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
ERDA: Ağaç kurdu.
İçerisinde 'ERDA' geçenler
AFTÂB-GERDAN: f. Güneşten korunmak üzere başa giyilen şey. * Avcı kulübesi.
BAR-BERDAR: f. Sabırlı, tahammüllü. * Yük kaldıran. * Hamal.
BELÂGAT-PERDÂZ: f. Düzgün konuşabilen, iyi söz söyliyebilen.
BERDAHT: f. Pürüzünü giderme. Pürüzsüz yapma. * Cilâlama, parlatma. * Düzleme, düzeltme.
BERDAR: f. Asılmış, yukarı kaldırılmış.* Tutucu. İtaat edici ve ettirici. * Meyveli. Meyve verici olan.
BERDAŞTE: f. Yükseğe kaldırılmış, yukarı çıkarılmış.
CERDA: Mahrum, çıplak. * Tüysüz, dazlak. * Çorak, verimsiz toprak, arazi. * Karıştırılmamış.
CERDAHL: Büyük gövdeli deve. * İnsanların her işine itiraz eden.
CERDAK(A): (C.: Cerâdik) Yufka ekmeği.
DEFTERDAR: Defter tutan. Devletin gelir ve masraflarını tutan vazifeli memur. Eskiden Maliye Nâzırı bu nam ile anılırdı. Bir vilayetin maliye işlerine bakan memur.
DEFTERDARLIK: Eskiden maliye bakanlığı. * Şimdi vilâyetlerin mali işlerine bakan daire.
DERDA: f. Yazık! Vah vah!
DERDAB: Sadâ, ses.
DERDAK: (C.: Derâdik) Küçük çocuklar. * Her şeyin küçüğü.
DERDAR: Servi ağacından bir sınıf.
EBU-D DERDA: Uveymir adı ile de meşhurdur. Ashab-ı kirâmın âlim ve hakîmlerindendi. Peygamberimiz: "Uveymir, Ümmetimin hakimlerindendir" buyurmuştur. Uhud'dan itibaren bütün muharebelerde bulunmuştur. 179 hadis rivâyet etmiştir. Hikmetli sözlerinden birisi şudur: "Âlim olmayınca insan müttaki olamaz, bir âlim âmil olmadığı halde ilim sâhibi sayılamaz."
EDVAR-PERDAZ: Devirleri dile getiren. Devirleri terennüm eden.
EFSANE-PERDAZ: f. Hikâye yazan, masal uyduran, meddah, romancı.
FASAHAT-PERDÂZ: f. Güzel ve açık konuşan. Fasih konuşan.
FERDA: f. Yarın. Bugünden sonraki gün. * Arabçada: Bir olarak. Tek olarak.
FERDÂ-YI KIYÂMET: Kıyâmetten sonra.
FERDANİYET: Yalnızlık, teklik. Ferdlik. Yektâlık.
FERDEN-FERDA: Tek tek, fert fert.
FERMAN-BERDAR: f. Fermana uyan, emre uyan.
ÇEHRE-PERDAZ: f. Ressam.
GAYRET-İ MERDANE: Mertçesine gayret.
GERDÂ-GİRD: f. Fırdolayı.
GERDÂN: f. Dönen, dönücü. Çeviren. (Bak: Gerden)
HABERDAR: Haberli, vâkıf, bir mes'eleden haberi olan.
HANE-İ FERDA: Ahiret.
HİKÂYE-PERDÂZ: f. Hikâye anlatan, hikâye ve roman söyleyen.
HİLEPERDAZ: f. Hile yapan, hileci.
HÜKMBERDAR: f. Hükme muti olan, itaat eden, boyun eğen.
İBN-İ VERDÂN: Hamam içinde olan kara çekirge.
İNANGERDAN: f. Dizgin çevirme, geri dönme.
KAFİYEPERDÂZ: f. Kafiye uyduran. Şair, nâzım.
KÂRPERDAZ: f. İş düzenliyen. * Konsolos, şehbender.
KASİDE-PERDAZ: f. Kaside yazan, kaside düzenliyen.
KISSAPERDÂZ: f. Hikâye düzen kişi. Kıssacı, masalcı.
LAFZ-PERDAZANE: f. Çeşitli ve çok söyleyerek.
LATİFEPERDAZ: f. Şakacı, lâtifeci. Lâtife yapan.
LATİFEPERDAZAN: (Lâtifeperdâz. C.) f. Şakacılar, lâtifeciler.
MERDA: Yaralılar. Hastalar.
MERDA': (C: Merâd) Ot bitmeyen kumlu yer.
MERDAN: (Merd. C.) Merdler. İnsanlar, erkekler, yiğitler.
MERDANE: f. Erkekçesine. Merdcesine. Er'e yakışır surette. * Matbaada baskı, baskı makinelerinde ve ofset makinelerinde ise plâteye değerek mürekkeb vermek; ve toprağı bastırmak gibi çeşitli işlerde kullanılan silindir. * Yufka açmağa yarıyan oklava. * Erkek ayakkabısı.
MERDANEGÎ: f. Cesurluk, yiğitlik, merdlik, erkeklik.
NADİRE-PERDÂZ: f. Güzel söz söyleyen.
NAĞME-PERDAZ: f. Türkü söyleyen, şarkı söyleyen.
NAKŞ-PERDAZ: f. Nakış yapan ressam.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
ERD : f. Öfke, kahır, kızgınlık, hiddet. * Un.
ER : f. Eğer, şâyet, ise, olsa, olur ise... mânalarına gelir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...