| Kelime | Anlam |
|---|
| ERDA: | Ağaç kurdu. |
| İçerisinde 'ERDA' geçenler |
|---|
| AFTÂB-GERDAN: | f. Güneşten korunmak üzere başa giyilen şey. * Avcı kulübesi. |
| BAR-BERDAR: | f. Sabırlı, tahammüllü. * Yük kaldıran. * Hamal. |
| BELÂGAT-PERDÂZ: | f. Düzgün konuşabilen, iyi söz söyliyebilen. |
| BERDAHT: | f. Pürüzünü giderme. Pürüzsüz yapma. * Cilâlama, parlatma. * Düzleme, düzeltme. |
| BERDAR: | f. Asılmış, yukarı kaldırılmış.* Tutucu. İtaat edici ve ettirici. * Meyveli. Meyve verici olan. |
| BERDAŞTE: | f. Yükseğe kaldırılmış, yukarı çıkarılmış. |
| CERDA: | Mahrum, çıplak. * Tüysüz, dazlak. * Çorak, verimsiz toprak, arazi. * Karıştırılmamış. |
| CERDAHL: | Büyük gövdeli deve. * İnsanların her işine itiraz eden. |
| CERDAK(A): | (C.: Cerâdik) Yufka ekmeği. |
| DEFTERDAR: | Defter tutan. Devletin gelir ve masraflarını tutan vazifeli memur. Eskiden Maliye Nâzırı bu nam ile anılırdı. Bir vilayetin maliye işlerine bakan memur. |
| DEFTERDARLIK: | Eskiden maliye bakanlığı. * Şimdi vilâyetlerin mali işlerine bakan daire. |
| DERDA: | f. Yazık! Vah vah! |
| DERDAB: | Sadâ, ses. |
| DERDAK: | (C.: Derâdik) Küçük çocuklar. * Her şeyin küçüğü. |
| DERDAR: | Servi ağacından bir sınıf. |
| EBU-D DERDA: | Uveymir adı ile de meşhurdur. Ashab-ı kirâmın âlim ve hakîmlerindendi. Peygamberimiz: "Uveymir, Ümmetimin hakimlerindendir" buyurmuştur. Uhud'dan itibaren bütün muharebelerde bulunmuştur. 179 hadis rivâyet etmiştir. Hikmetli sözlerinden birisi şudur: "Âlim olmayınca insan müttaki olamaz, bir âlim âmil olmadığı halde ilim sâhibi sayılamaz." |
| EDVAR-PERDAZ: | Devirleri dile getiren. Devirleri terennüm eden. |
| EFSANE-PERDAZ: | f. Hikâye yazan, masal uyduran, meddah, romancı. |
| FASAHAT-PERDÂZ: | f. Güzel ve açık konuşan. Fasih konuşan. |
| FERDA: | f. Yarın. Bugünden sonraki gün. * Arabçada: Bir olarak. Tek olarak. |
| FERDÂ-YI KIYÂMET: | Kıyâmetten sonra. |
| FERDANİYET: | Yalnızlık, teklik. Ferdlik. Yektâlık. |
| FERDEN-FERDA: | Tek tek, fert fert. |
| FERMAN-BERDAR: | f. Fermana uyan, emre uyan. |
| ÇEHRE-PERDAZ: | f. Ressam. |
| GAYRET-İ MERDANE: | Mertçesine gayret. |
| GERDÂ-GİRD: | f. Fırdolayı. |
| GERDÂN: | f. Dönen, dönücü. Çeviren. (Bak: Gerden) |
| HABERDAR: | Haberli, vâkıf, bir mes'eleden haberi olan. |
| HANE-İ FERDA: | Ahiret. |
| HİKÂYE-PERDÂZ: | f. Hikâye anlatan, hikâye ve roman söyleyen. |
| HİLEPERDAZ: | f. Hile yapan, hileci. |
| HÜKMBERDAR: | f. Hükme muti olan, itaat eden, boyun eğen. |
| İBN-İ VERDÂN: | Hamam içinde olan kara çekirge. |
| İNANGERDAN: | f. Dizgin çevirme, geri dönme. |
| KAFİYEPERDÂZ: | f. Kafiye uyduran. Şair, nâzım. |
| KÂRPERDAZ: | f. İş düzenliyen. * Konsolos, şehbender. |
| KASİDE-PERDAZ: | f. Kaside yazan, kaside düzenliyen. |
| KISSAPERDÂZ: | f. Hikâye düzen kişi. Kıssacı, masalcı. |
| LAFZ-PERDAZANE: | f. Çeşitli ve çok söyleyerek. |
| LATİFEPERDAZ: | f. Şakacı, lâtifeci. Lâtife yapan. |
| LATİFEPERDAZAN: | (Lâtifeperdâz. C.) f. Şakacılar, lâtifeciler. |
| MERDA: | Yaralılar. Hastalar. |
| MERDA': | (C: Merâd) Ot bitmeyen kumlu yer. |
| MERDAN: | (Merd. C.) Merdler. İnsanlar, erkekler, yiğitler. |
| MERDANE: | f. Erkekçesine. Merdcesine. Er'e yakışır surette. * Matbaada baskı, baskı makinelerinde ve ofset makinelerinde ise plâteye değerek mürekkeb vermek; ve toprağı bastırmak gibi çeşitli işlerde kullanılan silindir. * Yufka açmağa yarıyan oklava. * Erkek ayakkabısı. |
| MERDANEGÎ: | f. Cesurluk, yiğitlik, merdlik, erkeklik. |
| NADİRE-PERDÂZ: | f. Güzel söz söyleyen. |
| NAĞME-PERDAZ: | f. Türkü söyleyen, şarkı söyleyen. |
| NAKŞ-PERDAZ: | f. Nakış yapan ressam. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| ERD : | f. Öfke, kahır, kızgınlık, hiddet. * Un. |
| ER : | f. Eğer, şâyet, ise, olsa, olur ise... mânalarına gelir. |