Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
EREC: Güzel ve hoş koku. Misk ü anber ve ıtır gibi şeylerin güzel kokusu.
İçerisinde 'EREC' geçenler
A'LA-D DERECAT: Derecelerin en alâsı, en yükseği.
ALE-D-DERECAT: Derecelere göre, sırayla.
ÂLİ-D-DERECAT: Derecelerin âlisi, iyi ve şereflisi.ALİF : Yem torbası.
CEREC: Yüzüğün, parmağa geniş olması. * Taşlı, sert yer. * Muztarib. Iztırab ve acı çeken.
CERECE: Büyük, geniş yol. * Ulu yol.
DERECAT: (Derece. C.) Dereceler, basamaklar, kademeler, yükseklikler, mertebeler.
DERECAT-I KURBİYE: Yakınlık dereceleri. Allah'a manevi yakınlık mertebeleri.
DERECAT-I ŞEMSİYE: Eski Kozmoğrafyaya göre; güneşi döndüğü farzedilen dâirenin on iki burca tekabül eden kısımları.
DERECE: (C.: Derecât) Yukarıya çıkacak basamak. * Dairenin bölündüğü dilim. 360 kısmın beheri ki, açıları ölçmeye yarar. * Termometrenin bölündüğü kısımların beheri. Mertebe, paye. * Miktar, rütbe.
DERECE-İ HARARET: Isı derecesi.
DERECE-İ SÜLLEM: Merdiven basamağı.
DERECE-İ ŞUHUD: İmanı ve mânevi hakikatları, mânevi terakki yoluyla görmek seviyesinde olan iman mertebesi.
ERFA'-I DERECÂT: Derecelerin en yükseği.
FEREC: Sıkıntıdan kurtulmak, zafer, inşirah, kederden kurtulmak. Genişlik, ferahlık, fütuhat. * Girecek yerler.
HEREC: Sıcaklığın fazlalığından devenin gözünün kararması.
KURB-İ DERECE: Ölen bir kimseye yakınlık derecesi.
MEREC: Kararsız ve mütehayyir olma. * Mecburi olma.
MÜTERECCİ: Yalvaran, ümid edip isteyen, rica eden.
MÜTERECCİLE: Erkekleşmiş kadın. Erkekleri taklid eden kadın.
RAFİ-ÜD DERECAT: Dereceleri yükselten. Allah. (C.C.)
REFİ'-ÜD DERECÂT: Derece ve itibarı yüksek olan.
ŞAHTEREC: şahtere otu.
ŞEREC: (C.: Şüruc) Donyağı.
ŞAHTEREC: Şahtere otu.
TERECCİ: (Recâ. dan) Rica etme, yalvarma. * Ümidetme, umma.
TERECCUH: Üstün olmak. Bir tarafa meyletme.
TERECCUH BİLÂ MÜRECCİH: Bir şeyin kendi zâtında diğer şeye karşı bir üstünlük vasfı olmadığı hâlde, hiç sebebsiz üstün bulunması ki; böyle bir hal imkânsızdır, muhaldir.
TERECCÜF: Deprenmek, hareket etmek.
TERECCÜL: Paklanmak, temizlenmek. * Süslenmek, ziynetlenmek. * Saç ve sakal taramak. * Yayan yürümek. * Kuyu içine girmek.
ZERECUN: (Zerâcin) Üzüm ağacı. * Üzüm asması. * Kızıl boya. * Çukur taş içinde biriken yağmur suyu.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
EREB : Hâcet, ihtiyaç. San'at.
ER : f. Eğer, şâyet, ise, olsa, olur ise... mânalarına gelir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...