| Kelime | Anlam |
|---|
| EREC: | Güzel ve hoş koku. Misk ü anber ve ıtır gibi şeylerin güzel kokusu. |
| İçerisinde 'EREC' geçenler |
|---|
| A'LA-D DERECAT: | Derecelerin en alâsı, en yükseği. |
| ALE-D-DERECAT: | Derecelere göre, sırayla. |
| ÂLİ-D-DERECAT: | Derecelerin âlisi, iyi ve şereflisi.ALİF : Yem torbası. |
| CEREC: | Yüzüğün, parmağa geniş olması. * Taşlı, sert yer. * Muztarib. Iztırab ve acı çeken. |
| CERECE: | Büyük, geniş yol. * Ulu yol. |
| DERECAT: | (Derece. C.) Dereceler, basamaklar, kademeler, yükseklikler, mertebeler. |
| DERECAT-I KURBİYE: | Yakınlık dereceleri. Allah'a manevi yakınlık mertebeleri. |
| DERECAT-I ŞEMSİYE: | Eski Kozmoğrafyaya göre; güneşi döndüğü farzedilen dâirenin on iki burca tekabül eden kısımları. |
| DERECE: | (C.: Derecât) Yukarıya çıkacak basamak. * Dairenin bölündüğü dilim. 360 kısmın beheri ki, açıları ölçmeye yarar. * Termometrenin bölündüğü kısımların beheri. Mertebe, paye. * Miktar, rütbe. |
| DERECE-İ HARARET: | Isı derecesi. |
| DERECE-İ SÜLLEM: | Merdiven basamağı. |
| DERECE-İ ŞUHUD: | İmanı ve mânevi hakikatları, mânevi terakki yoluyla görmek seviyesinde olan iman mertebesi. |
| ERFA'-I DERECÂT: | Derecelerin en yükseği. |
| FEREC: | Sıkıntıdan kurtulmak, zafer, inşirah, kederden kurtulmak. Genişlik, ferahlık, fütuhat. * Girecek yerler. |
| HEREC: | Sıcaklığın fazlalığından devenin gözünün kararması. |
| KURB-İ DERECE: | Ölen bir kimseye yakınlık derecesi. |
| MEREC: | Kararsız ve mütehayyir olma. * Mecburi olma. |
| MÜTERECCİ: | Yalvaran, ümid edip isteyen, rica eden. |
| MÜTERECCİLE: | Erkekleşmiş kadın. Erkekleri taklid eden kadın. |
| RAFİ-ÜD DERECAT: | Dereceleri yükselten. Allah. (C.C.) |
| REFİ'-ÜD DERECÂT: | Derece ve itibarı yüksek olan. |
| ŞAHTEREC: | şahtere otu. |
| ŞEREC: | (C.: Şüruc) Donyağı. |
| ŞAHTEREC: | Şahtere otu. |
| TERECCİ: | (Recâ. dan) Rica etme, yalvarma. * Ümidetme, umma. |
| TERECCUH: | Üstün olmak. Bir tarafa meyletme. |
| TERECCUH BİLÂ MÜRECCİH: | Bir şeyin kendi zâtında diğer şeye karşı bir üstünlük vasfı olmadığı hâlde, hiç sebebsiz üstün bulunması ki; böyle bir hal imkânsızdır, muhaldir. |
| TERECCÜF: | Deprenmek, hareket etmek. |
| TERECCÜL: | Paklanmak, temizlenmek. * Süslenmek, ziynetlenmek. * Saç ve sakal taramak. * Yayan yürümek. * Kuyu içine girmek. |
| ZERECUN: | (Zerâcin) Üzüm ağacı. * Üzüm asması. * Kızıl boya. * Çukur taş içinde biriken yağmur suyu. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| EREB : | Hâcet, ihtiyaç. San'at. |
| ER : | f. Eğer, şâyet, ise, olsa, olur ise... mânalarına gelir. |