| Kelime | Anlam |
|---|
| EREK: | Misvak ağacını çok yediğinden dolayı devenin karnı incinmek. |
| İçerisinde 'EREK' geçenler |
|---|
| ARÂZİ-İ MÜŞTEREKE: | Huk: Çokları tarafından tasarruf olunan yer. |
| BENDEREK: | f. Küçük iskele. * Boğaz ve liman ağızlarında yapılan küçük kale. Mendirek. |
| BEREKÂT: | (Bereket. C.) Bereketler. Bolluklar. |
| BEREKET: | Bolluk. Çokluk. Feyiz. Cenab-ı Hakk'ın lütfu, ihsanı. Uğurluluk. Meymenet, saadet.(.. Kanaat-ı kat'iye verecek derecede tecrübeler vardır ki: Nasıl çocukların aczlerine binâen rahmet tarafından rızıkları hârika bir sûrette memeler musluklarından gönderiliyor ve akıttırılıyor... Öyle de, mâsumiyet kesbeden imanlı ihtiyarların rızıkları da, bereket sûretinde gönderiliyor. Hem bir hânenin bereket direği, o hanedeki ihtiyarlar olduğu; hem bir hâneyi belâlardan muhafaza edici, içindeki beli bükülmüş mâsum ihtiyarlar ve ihtiyareler bulunduğu, Hadis-i Şerifin bir parçası olan $ yani: "Beli bükülmüş ihtiyarlarınız olmasaydı, belâlar sel gibi üzerinize dökülecekti." diye ferman etmekle, bu hakikatı isbat ediyor. L.) |
| BİHTEREK: | f. Farslılarca, 120 senede bir def'a 13 ay kabul edilen yılın ismi. |
| CERAİM-İ MÜŞTEREKE: | Müşterek işlenen suçlar. Ortak kabahatlar. |
| CERAİM-İ MÜŞTEREKE: | Müşterek işlenen suçlar. Ortak kabahatlar. |
| DEREK: | Urgan ucuna eklenip, kovanın kulpuna bağlanan ip parçası (urgan suya değmesin diye) * Kiriş uçlarında olan halka (yayın başlarına geçirirler.) |
| DEREKA: | (C.: Deruk) Sığır derisinden yapılan kalkan. |
| DEREKÂT: | Aşağılık dereceleri. En aşağı mertebeler. |
| DEREKE: | Aşağı inen basamak. Aşağı mertebe. * Sıfırın altındaki derece. Düşüklük. |
| DEREKE-İ MİRKAT: | Merdivenin en alt basamağı. |
| DEREKÎ: | Gerileme. |
| FÂİL-İ MÜŞTEREK: | Huk: İşlenmiş olan bir suçta parmağı olan. Suç ortağı. |
| FEREK: | Kulağın sarkık ve sülpük olması. |
| HADD-İ MÜŞTEREK: | Ortak derece. |
| HAREKÂT-I MÜŞTEREKE: | Müşterek hareketler, beraber davranışlar. |
| HEREK: | Asmaları, fidanları, fasulye gibi tırmanıcı nebatları bağlamak için yanlarına dikilen sırık, değnek. |
| HADD-İ MÜŞTEREK: | Ortak derece. |
| İSKEREK: | f. Hıçkırık. |
| ITK-I MÜŞTEREK: | İki veya daha fazla kimsenin, mâlik oldukları bir köleyi azad etmeleridir. |
| LAFZ-I MÜŞTEREK: | Huk: Birçok müsemması bulunan lafızdır ki, hangi mânâ kasdolunduğu taayyün etmediği surette mânasız addolunur, onunla amel olunmaz. |
| MEREK: | Köy evlerinin yanında ot, saman ve yaprak gibi şeylerin ve umumiyetle hayvan yiyeceklerinin muhafazasına mahsus kârgir veya kerpiçten yapılmış bina. Samanlık. |
| MU'TEREK: | Cenk ve kıtal yeri. Savaş meydanı. |
| MÜŞTEREK: | Birlikte, ortak kullanılan. * Elbirliğiyle yapılan, birlik. |
| MÜŞTEREK-ÜL MENFAA: | Beraberce ve ortaklaşa faydalanma. |
| MÜŞTEREKEN: | (şirket. den) Ortak olarak, müşterek bir tarzda, ortaklaşa. |
| MÜTEREKKİB: | (Rükub. dan) Birleşmiş, terekküb etmiş. |
| MÜTEREKKİN: | Mânen kuvvet bulan. * Erkândan olan. |
| SEREKA: | İpeğin gayet iyisi. * Beyaz ipek. * (Sârik. C.) Hırsızlar. |
| ŞART VE CEZA FİİLİNDEN TEREKÜB ETMİŞ CÜMLEYE ŞART: | Kim isterse bulur) cümlesinde olduğu gibi. |
| ŞEREKRAK (ŞERAKRUK): | Yeşil kanatlı, siyah burunlu, güvercin büyüklüğünde kırmızı bir kuş. |
| ŞEREKE: | (c.: Şerek-Eşrâk) Ağ, tuzak. * Ulu yol, büyük yol. * Yol ortası. (Bu mânaya. C.: Şürek) |
| TEREK: | Eski Türk odalarına, insan boyu yüksekliğinde olmak üzere duvarlara boydan boya yapılan raflara verilen addır. Dükkânlarda eşya koymağa mahsus bölmeli raflara da terek denilir. |
| TEREKAT: | (Tereke. C.) Ölen bir kimsenin bıraktığı şeyler, terekeler. |
| TEREKE: | (Terike) Ölen bir kimsenin bıraktığı malların hepsi. |
| TEREKKÜB: | Birleşmek. Karışmak. İmtizac etmek. * Bir şeyin birkaç parçadan meydana gelmesi. |
| TEREKKÜN: | (Rükn. den) Rükünleşme, erkân sırasına geçme, erkândan olma. * Mânen kuvvet bulma. |
| VEREK: | (C.: Evrâk) Kalça kemiği. |
| YEREKAN: | Sarılık hastalığı. * Ekin âfetlerinden bir âfet. |
| ZENBEREK: | (Zenburek) f. Hareket ettirmeğe yarıyan yay. Saatin zenbereği. * Hayvan üzerinde taşınan ve ateşlenebilen küçük top. * Mc: Faaliyet ve harekete sebep olan şey. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| EREB : | Hâcet, ihtiyaç. San'at. |
| ER : | f. Eğer, şâyet, ise, olsa, olur ise... mânalarına gelir. |