| Kelime | Anlam |
|---|
| EREN: | t. Yetişen. Ermiş. Veli. |
| EREN: | Sevinmek, sürur. |
| ERENDAN: | f. "Hâşâ" mânasına inkâr ifade eden bir kelimedir. |
| ERENDİZ: | Müşteri gezegeni. Jüpiter yıldızı. |
| İçerisinde 'EREN' geçenler |
|---|
| AHU-ÇERENDE: | f. Otlıyan ceylan. |
| BERENCEN: | f. Kadın bileziği. |
| BEREND: | f. Nakışı olmayan ipek kumaş. * Keskin olan hançer, kılıç, pala v.b. âletler. * Kılıcın suyu. |
| BERENDAHTE: | f. Yükseğe çıkarılmış, üste çıkarılmış. Yükseğe kaldırılmış. |
| CERENFEŞ: | Yanları etli ve büyük olan kişi. |
| CERENG: | f. Kılıç veya topuzun çarpmasından çıkan ses. Zil veya çan sesi. |
| DEREN: | Kir, vesah. |
| DERENDE: | f. Yırtan, yırtıcı. |
| ERENDAN: | f. "Hâşâ" mânasına inkâr ifade eden bir kelimedir. |
| ERENDİZ: | Müşteri gezegeni. Jüpiter yıldızı. |
| FERENGÎS: | f. Zühre yıldızı, Venüs gezegeni, çoban yıldızı. |
| HANEBERENDAZ: | (Hâne ber-endaz) f. Ev yıkıcı. |
| HATT-I ZERENDUD: | Altunla yazılmış celi yazılar. |
| KEDERENGİZ: | f. Üzüntü, keder ve sıkıntı meydana getiren. |
| LALERENK: | f. Lâle renginde olan. Lâle renkli. Pembe. |
| MÂDERENDER: | f. Üvey ana. |
| MUZAFFEREN: | Muzaffer olarak. Üstün gelerek, muvaffak olarak, galip olarak. |
| MÜKERREREN: | Mükerrer olarak. Tekrar be tekrar. |
| MÜTERENNİH: | Sarhoşluktan veya başka bir sebepten dolayı sallana sallana yürüyen. |
| MÜTERENNİM: | (Renim. den) Terennüm eden, güzel sesle şarkı söyleyen. Güzel güzel konuşan. |
| MÜTERENNİMÂNE: | f. Güzel sesle şarkı söyler gibi. |
| MÜTERENNİMÎN: | (Müterennim. C.) Güzel sesle yavaş yavaş şarkı söyliyenler. |
| PEREND-AVER: | f. Çok keskin kılınç, pala veya hançer. |
| PERENDE: | f. Uçan, uçucu. * Av kuşu. * Çark gibi dönerek atılan takla. |
| PERENDEBÂZ: | f. Takla atan kimse. Cambaz. |
| PERENDEK: | f. Küçük tepe. |
| PERENDİN: | f. İpek elbise, ipek kumaş veya ipek mendil. |
| PERENDUN: | f. Evvelki gece. |
| PERENDUŞ: | f. Dün gece. |
| PERENDUŞİNE: | f. Dün geceki şey. |
| PERENDVAR: | f. Evvelki gece. |
| PERENG: | f. Suyu iyi verilmiş kılınç. |
| PERİDERENG: | f. Rengi uçmuş, solmuş. |
| PERVERENDE: | f. Besleyen, büyüten. Besleyici, büyütücü. * Terbiye edici, yetiştirici. |
| PERENDUŞ: | f. Dün gece. |
| PERENDUŞİNE: | f. Dün geceki şey. |
| SERENCAM: | f. Başa gelen, baştan geçen ibretli hadise. * Bir işin sonu. * Vak'a. |
| SERENDÎ: | Katı, şiddetli, şedid. (Müe: Serendât) |
| SERENDİB: | (Hintçe) Hindistan'ın güneyindeki Seylân adasının ismi. |
| ŞERENG: | f. Zehir. |
| ŞERENG: | f. Zehir. |
| TERENNÜH: | (C.: Terennühât) Sarhoşluktan veya başka bir sebepten dolayı sendeliyerek yürüme. |
| TERENNÜM: | Güzel güzel anlatma. * Yavaş ve güzel sesle şarkı söyleme. * Ötmek. Musikîleşmek. |
| TERENNÜMÂT: | (Terennüm. C.) Terennümler. Güzel güzel anlatmalar. * Şarkı söylemeler. Ötmeler, musikîler. |
| TERENNÜMSÂZ: | f. Terennüm eden, şarkı söyleyen. |
| VERENTEL: | şiddet, mihnet. |
| ZERENDUD: | (Ze-endud) f. Altın yaldızlı. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| ERENDAN : | f. "Hâşâ" mânasına inkâr ifade eden bir kelimedir. |
| EREB : | Hâcet, ihtiyaç. San'at. |
| ER : | f. Eğer, şâyet, ise, olsa, olur ise... mânalarına gelir. |