| Kelime | Anlam |
|---|
| ERKE: | Misvak ağacı. Bu ağaç sıcak memleketlerde ve bilhassa Yemende yetişir. |
| ERKEB: | Büyük dizli. Dizleri büyük olan kimse. Bir dizi diğerinden büyük olan deve. |
| İçerisinde 'ERKE' geçenler |
|---|
| ADEM-İ MERKEZİYYET: | Bir idâri taksimattaki parçaların (vilâyet, belediye ve köy) muayyen hususlarda kendi kendilerine idare yetkileri. Bir yere bağlı olmaksızın veya bir yerden idare edilmeksizin olan muamele. Bütün kısım ve şubelerin kendi kendilerini idare tarzı. |
| AKERKER: | Kuvvetli arslan. * Yoğurt. |
| ASÂYİŞ-BERKEMÂL: | Rahat ve huzur te'min edilmiş. |
| ASÂYİŞ-BERKEMÂL: | Rahat ve huzur te'min edilmiş. |
| BERKENAR: | f. Hâşiye. Kenara yazılan yazı. Kenarda. |
| BERKEŞİDE: | f. Kınından çıkarılmış, sıyırılmış, çıkarılmış.* Mc: İlerletilmiş, çekilip meydana getirilmiş. BERKİYYE : Şimşek gibi. Şimşeğe âit. Elektrik. Telgraf. |
| DERKETMEK: | Bir şeyin en esasını, dibini öğrenmek, iyice anlamak. |
| ERKEB: | Büyük dizli. Dizleri büyük olan kimse. * Bir dizi diğerinden büyük olan deve. |
| ÇERKES: | Kafkas kavimlerinden biri. * Bu kavme mensub olan kimse. |
| HERKELE: | İncelik, nezafet, hoşluk, letâfet. * İnce, zarif, lâtif, hoş. |
| KERKEÇ: | Eskiden muhasara olunan kaleleri tazyik etmek ve top ve tüfekle dövmek için dışarısına yapılan kule ve tabyalar. |
| KERKER: | Karındaş sığır. |
| KERKERE: | Tavuğa çağırmak. * Rüzgârın bulutu toplayıp dağıtması. |
| KERKES: | f. Akbaba (kuş). |
| KERKESE: | Tereddüt etmek, karar verememek. |
| KUVVE-İ AN-İL-MERKEZİYE: | Merkezkaç kuvvet. Cisimlerin kendi mihveri üzerine hareketi zamanında merkezinde hâsıl olan kuvvete denilir. Merkezde dönen bir tekerleğin etrafında yapışık veyahut üstünde taşıdığı cisimlerin etrafa yayılıp dağılmasıyla bu kuvvetin mevcudiyyeti anlaşılır. |
| KUVVE-İ İLE-L MERKEZİYE: | Muhitten (etraftan) merkeze doğru gelen çekme kuvveti. (Kuvve-i anil-merkeziyenin zıddıdır.) |
| LEŞKERKEŞ: | f. Asker çeken. Askerleri idare eden. Kumandan. |
| LEŞKERKEŞ: | f. Asker çeken. Askerleri idare eden. Kumandan. |
| MERKEB: | (Rekb. den) Binilen vâsıta. Binilen şey. * Eşek. |
| MERKEL: | (C: Merâkil) Yol. * Hayvan üstüne binen kimsenin iki tarafından ayağı dibindeki yer. |
| MERKEZ: | (Rekz. den) Bir şeyin ortası. Vasat. Yol. Durum, vaziyet. Hal, suret. * Şubeleri bulunan bir teşkilâtın idâre olunduğu ve emir veren yeri, makamı. Bir şeyin en işlek yeri. Teşkilât olan yerin en yüksek makamı. * Geo: Dairenin orta noktası. Çaplarının kesim noktası. |
| MERKEZ-İ ÂLEM: | Güneş, şems. |
| MERKEZ-İ ARZ: | Arzın merkezi. Dünyanın merkezi, iç tarafı. |
| MERKEZ-İ DEVR: | Hareket eden bir cismin, etrafında devrettiği nokta. |
| MERKEZ-İ SIKLET: | Ağırlık merkezi. |
| MERKEZ-İ TEŞRİ': | Kanun yapma merkezi. |
| MERKEZÎ: | (Merkeziye) Merkeze mensub. Merkezde bulunan. Merkezle alâkalı. |
| MERKEZİYYET: | İşlek yerde, merkezde bulunmuş olmak. * Bütün işlerin bir yerden idare edilir olması, merkezleştirilmesi. |
| MÜTEHÂLİF-ÜL MERKEZ: | Merkezi bir olmıyan. |
| MÜZERKEŞ: | Altın sırmalı. Sırma ile işlenmiş. |
| MERKEZ-İ TEŞRİ': | Kanun yapma merkezi. |
| SERKEŞ: | f. İnatçı, isyan eden. Kafa tutan. Asi. |
| SERKEŞÂNE: | f. İtaatsizlikle, dikbaşlılıkla, inatla. |
| SERKEŞÎ: | f. İtaatsizlik, inatçılık, serkeşlik, dikbaşlılık. |
| TERKEND(E): | f. Yalan, hile, kizb. |
| TERKEŞ: | f. Ok mahfazası, ok kuburu, sadak. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| ERKEB : | Büyük dizli. Dizleri büyük olan kimse. * Bir dizi diğerinden büyük olan deve. |
| ERK : | Tıb: Uykusuzluk hastalığı. |
| ER : | f. Eğer, şâyet, ise, olsa, olur ise... mânalarına gelir. |