| Kelime | Anlam |
|---|
| ERS: | f. Gözyaşı. |
| ERS: | Ekmek. |
| ERSAD: | (Rasad. C.) Rasadlar, gözlemler, gözetlemeler, gözlemeler. |
| ERSAH: | Uylukları etsiz, zayıf (adam). Kurt. |
| ERSEM: | Üst dudağı beyaz olan at. |
| ERSEN: | f. Meclis, kongre, cemiyet. |
| ERSUSA: | Şeair-i İslâmiyeden olan ve Osmanlı İmparatorluğu zamanında kullanılan kavuk, büyük sarık. |
| İçerisinde 'ERS' geçenler |
|---|
| BERS: | (C.: Bürâs-Ebrâs) Çukur, yumuşak yer. |
| BERSAK: | Sevinmek, sürur ve ferah. |
| BERSER-ZEDEN: | f. Başa kakmak, azarlamak. |
| BÜNYAN-I MERSUS: | Kaynaşmış sağlam bina. Birbirine kurşunla kenetlenmiş sağlam yapı. |
| CAN-FERSA: | f. Can dayanamıyacak derecede. |
| CAVERS: | Buğdaylar arasında biten bir cins sarı darı. |
| CERS (CİRS): | Gizli ses. * Arının ağaçtan ve çiçeklerden emmesi. * Bir miktar zaman. |
| DERS: | Tenbih, tâlimat, vazife. Bir şeyi öğrenmek için muallim veya o işi iyi bilen birisinden azar azar alınan vazife. * Akıl. |
| DERS-İ İBRET: | İbret dersi. Göz ve fikir açacak hâdise. |
| DERSEC: | Mercimek. |
| DERS-HAN: | f. Ders okuyan, talebe, öğrenci. |
| DERSHANE: | f. Sınıf, ders verilen yer, ders yeri. |
| DERS-İ AMM: | Bir medreseyi bitirdikten sonra, tâbi tutulan imtihan sonunda medrese talebelerine ders vermek salâhiyetini kazanan. * Asistan. * Herkese ders vermeğe salâhiyetli âlim. |
| ERSAD: | (Rasad. C.) Rasadlar, gözlemler, gözetlemeler, gözlemeler. |
| ERSAH: | Uylukları etsiz, zayıf (adam). * Kurt. |
| ERSEM: | Üst dudağı beyaz olan at. |
| ERSEN: | f. Meclis, kongre, cemiyet. |
| ERSUSA: | Şeair-i İslâmiyeden olan ve Osmanlı İmparatorluğu zamanında kullanılan kavuk, büyük sarık. |
| FERS: | Dağıtmak. Saçmak. * Ciğer parçalamak. * Hurma çekirdeğinin kabuğunu soymak. * Atın pisliği. Fışkı. |
| FERS: | Yırtmak. * Parçalamak. * Katletmek, öldürmek. * Boyunlamak. |
| FERSA: | f. Mahveden, yoran, aşındıran manasına kelimelere bitişir. Meselâ: Tahammül-fersa $ : Tahammül bırakmayan. Tâkat-fersa $ : Tâkatsız düşüren, tâkat bırakmayan. |
| FERSAH: | Uzunluk ölçüsü birimidir, iki çeşittir: Deniz fersahı: 5555 m. Kara fersahı: 4444 m. * İki şey arasındaki açıklık. * Sükun ve hareket arasındaki vakit. * Zaman. Saat. * Dâimî ve çok olup aslâ kesilmeyen şey. |
| FERSAH FERSAH: | (Uzaklık için) Çok çok. Çok fazlaca uzak. |
| FERSAN: | f. Derisi kürk yapımında kullanılan bir sansar cinsi. |
| FERSE: | İnsanın boynunda ve arkasında olan ve gittikçe zaaf verip boynunu ve belini eğip, helâk eden yel. |
| FERSENDAC: | f. Ümmet. |
| FERSENG: | (Bak: Fersah) |
| FERSUD(E): | f. Eskimiş, yıpranmış. * Eski, yırtık. |
| FERSUDE-GÎ: | f. Eskilik, yıpranış, fersudelik. |
| HERS: | Tokmak ile dövmek. * Mersin ağacı. * Arslan. * Kedi. |
| HERS: | Ufak kurt. |
| HERSEME: | Arslan, gazanfer, esed, haydar. * Burun. |
| HIRED-FERSA: | f. Akıl yorucu. |
| KERS: | Kadının hayız görmesi. * Cebretmek, zorlamak. |
| LİBAS-I FERSUDE: | Eskimiş elbise. |
| MA'BED-İ FERSUDE: | f. Eskimiş, yıpranmış mâbed. |
| MERS: | Ekmeği suyla ıslatmak. |
| MERSA: | (C: Merâsi) Liman. Gemilerin demir atıp barındığı yer. |
| MERSA-YI KOSTANTİNİYYE: | İstanbul limanı. |
| MERSAD: | Rasad yeri. Gözetleme yeri. (Bak: Mirsâd) |
| MERSED: | Arslan, esed. |
| MERSEN: | Burun. |
| MERSİN (MERSİNÎ): | Mersin ağacı. |
| MERSİYE: | Birisinin ölümü hakkında yazılan, teessürü anlatan manzume. |
| MERSİYEHÂN: | f. Ağıt okuyan. Mersiye söyliyen. |
| MERSİYEKÂR: | f. Ağıtçı. Ağıt ve mersiye okuyan. |
| MERSUD: | Rasad olunmuş, ölçülüp biçilmiş, hesab edilmiş. |
| MERSUD: | Birbiri üstüne yığılmış kumaş. |
| MERSUM: | (Resm. den) Yazılmış, çizilmiş. Alâmetli, işaretli. * An'ane, gelenek, örf ü âdât. * Adı ve bahsi geçmiş. Bahsedilmiş. |
| MERSUS: | Sağlam yapı. Birbirine kenetlenmiş, kurşun veya lehim ile birbirine bağlanmış sağlam yapı. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| ERSAD : | (Rasad. C.) Rasadlar, gözlemler, gözetlemeler, gözlemeler. |
| ER : | f. Eğer, şâyet, ise, olsa, olur ise... mânalarına gelir. |