Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
ERS: f. Gözyaşı.
ERS: Ekmek.
ERSAD: (Rasad. C.) Rasadlar, gözlemler, gözetlemeler, gözlemeler.
ERSAH: Uylukları etsiz, zayıf (adam).
Kurt.
ERSEM: Üst dudağı beyaz olan at.
ERSEN: f. Meclis, kongre, cemiyet.
ERSUSA: Şeair-i İslâmiyeden olan ve Osmanlı İmparatorluğu zamanında kullanılan kavuk, büyük sarık.
İçerisinde 'ERS' geçenler
BERS: (C.: Bürâs-Ebrâs) Çukur, yumuşak yer.
BERSAK: Sevinmek, sürur ve ferah.
BERSER-ZEDEN: f. Başa kakmak, azarlamak.
BÜNYAN-I MERSUS: Kaynaşmış sağlam bina. Birbirine kurşunla kenetlenmiş sağlam yapı.
CAN-FERSA: f. Can dayanamıyacak derecede.
CAVERS: Buğdaylar arasında biten bir cins sarı darı.
CERS (CİRS): Gizli ses. * Arının ağaçtan ve çiçeklerden emmesi. * Bir miktar zaman.
DERS: Tenbih, tâlimat, vazife. Bir şeyi öğrenmek için muallim veya o işi iyi bilen birisinden azar azar alınan vazife. * Akıl.
DERS-İ İBRET: İbret dersi. Göz ve fikir açacak hâdise.
DERSEC: Mercimek.
DERS-HAN: f. Ders okuyan, talebe, öğrenci.
DERSHANE: f. Sınıf, ders verilen yer, ders yeri.
DERS-İ AMM: Bir medreseyi bitirdikten sonra, tâbi tutulan imtihan sonunda medrese talebelerine ders vermek salâhiyetini kazanan. * Asistan. * Herkese ders vermeğe salâhiyetli âlim.
ERSAD: (Rasad. C.) Rasadlar, gözlemler, gözetlemeler, gözlemeler.
ERSAH: Uylukları etsiz, zayıf (adam). * Kurt.
ERSEM: Üst dudağı beyaz olan at.
ERSEN: f. Meclis, kongre, cemiyet.
ERSUSA: Şeair-i İslâmiyeden olan ve Osmanlı İmparatorluğu zamanında kullanılan kavuk, büyük sarık.
FERS: Dağıtmak. Saçmak. * Ciğer parçalamak. * Hurma çekirdeğinin kabuğunu soymak. * Atın pisliği. Fışkı.
FERS: Yırtmak. * Parçalamak. * Katletmek, öldürmek. * Boyunlamak.
FERSA: f. Mahveden, yoran, aşındıran manasına kelimelere bitişir. Meselâ: Tahammül-fersa $ : Tahammül bırakmayan. Tâkat-fersa $ : Tâkatsız düşüren, tâkat bırakmayan.
FERSAH: Uzunluk ölçüsü birimidir, iki çeşittir: Deniz fersahı: 5555 m. Kara fersahı: 4444 m. * İki şey arasındaki açıklık. * Sükun ve hareket arasındaki vakit. * Zaman. Saat. * Dâimî ve çok olup aslâ kesilmeyen şey.
FERSAH FERSAH: (Uzaklık için) Çok çok. Çok fazlaca uzak.
FERSAN: f. Derisi kürk yapımında kullanılan bir sansar cinsi.
FERSE: İnsanın boynunda ve arkasında olan ve gittikçe zaaf verip boynunu ve belini eğip, helâk eden yel.
FERSENDAC: f. Ümmet.
FERSENG: (Bak: Fersah)
FERSUD(E): f. Eskimiş, yıpranmış. * Eski, yırtık.
FERSUDE-GÎ: f. Eskilik, yıpranış, fersudelik.
HERS: Tokmak ile dövmek. * Mersin ağacı. * Arslan. * Kedi.
HERS: Ufak kurt.
HERSEME: Arslan, gazanfer, esed, haydar. * Burun.
HIRED-FERSA: f. Akıl yorucu.
KERS: Kadının hayız görmesi. * Cebretmek, zorlamak.
LİBAS-I FERSUDE: Eskimiş elbise.
MA'BED-İ FERSUDE: f. Eskimiş, yıpranmış mâbed.
MERS: Ekmeği suyla ıslatmak.
MERSA: (C: Merâsi) Liman. Gemilerin demir atıp barındığı yer.
MERSA-YI KOSTANTİNİYYE: İstanbul limanı.
MERSAD: Rasad yeri. Gözetleme yeri. (Bak: Mirsâd)
MERSED: Arslan, esed.
MERSEN: Burun.
MERSİN (MERSİNÎ): Mersin ağacı.
MERSİYE: Birisinin ölümü hakkında yazılan, teessürü anlatan manzume.
MERSİYEHÂN: f. Ağıt okuyan. Mersiye söyliyen.
MERSİYEKÂR: f. Ağıtçı. Ağıt ve mersiye okuyan.
MERSUD: Rasad olunmuş, ölçülüp biçilmiş, hesab edilmiş.
MERSUD: Birbiri üstüne yığılmış kumaş.
MERSUM: (Resm. den) Yazılmış, çizilmiş. Alâmetli, işaretli. * An'ane, gelenek, örf ü âdât. * Adı ve bahsi geçmiş. Bahsedilmiş.
MERSUS: Sağlam yapı. Birbirine kenetlenmiş, kurşun veya lehim ile birbirine bağlanmış sağlam yapı.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
ERSAD : (Rasad. C.) Rasadlar, gözlemler, gözetlemeler, gözlemeler.
ER : f. Eğer, şâyet, ise, olsa, olur ise... mânalarına gelir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...