Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
ERZ: f. Kıymet, baha, değer. Kadir ve itibar.
ERZAK: (Rızık. C) Rızıklar. Azıklar. Yiyecek içecek maddeler. İhtiyaçlar. Maddi, mânevi muhtaç olduğumuz şeyler.
ERZAK-I ASKERİYYE: Askere verilen erzak.
ERZAL: (Rezil. C.) Reziller. Kepâzeler. Herkesten hakaret ve nefret görenler.
ERZAN: f. Ucuz, değeri düşük, pahalı olmayan.
Lâyık, münâsib, muvafık, elyâk, şâyân, müstehak, uygun, yerinde.
ERZANÎ: f. Ucuzluk.
Lâyıklık, liyakat, münasiblik, muvafakat, uygunluk.
ERZANİŞ: f. Hayır ve iyilikler.
ERZE: Çam ağacı.
ERZE: f. Samanlı sıva çamuru.
Çamdan çıkarılan zift.
ERZE-GER: f. Sıvacı.
ERZEL: Daha rezil. Çok fena. Pek kötü. En rezil.
ERZEL-İ NÂS: İnsanların en rezili, en fenası.
ERZEL-İ ÖMR: İhtiyarlığın sonları, bunaklık günleri.
ERZEN: Kendisinden sopa ve baston yapılan bir cins sağlam ağaç.
Şam darısı denen beyaz ve iri cins darı.
ERZENÎN: f. Darı ekmeği.
ERZİDE: f. Pahası kesilmiş, kıymeti kararlaştırılmış, değeri belli edilmiş olan şey.
ERZİZ: f. Kalay.
İçerisinde 'ERZ' geçenler
ÂLEM-İ BERZAH: Berzah âlemi. Kabir âlemi. (Bak: Kabr)(Âlem-i ziyâ, âlem-i hararet, âlem-i hava, âlem-i kehriba, âlem-i elektrik, âlem-i cezb, âlem-i esir, âlem-i misal, âlem-i berzah gibi âlemler arasında müzahame ve yer darlığı yoktur. Bu âlemler, hepsi de, ihtilâlsiz, müsâdemesiz küçük bir yerde içtimâ ederler. M.N.)(Nass-ı Kur'anla, şühedânın, ehl-i kuburun fevkinde bir tabaka-i hayatları vardır. Evet şüheda, hayat-ı dünyevilerini tarik-ı hakta feda ettikleri için, Cenâb-ı Hak kemâl-i kereminden onlara hayat-ı dünyeviyeye benzer, fakat kedersiz, zahmetsiz bir hayatı Âlem-i Berzahta onlara ihsan eder. Onlar kendilerini ölmüş bilmiyorlar... Yalnız kendilerinin daha iyi bir âleme gittiklerini biliyorlar... Kemâl-i saâdetle mütelezziz oluyorlar.. Ölümdeki firak acılığını hissetmiyorlar. Ehl-i kuburun çendan ruhları bâkidir, fakat kendilerini ölmüş biliyorlar. Berzahta aldıkları lezzet ve saâdet, şühedanın lezzetine yetişmez. Nasılki, iki adam bir rü'yada Cennet gibi bir güzel saraya girerler. Birisi rü'yada olduğunu bilir. Aldığı keyf ve lezzet pek noksandır. "Ben uyansam şu lezzet kaçacak" diye düşünür. Diğeri rü'yada olduğunu bilmiyor, hakiki lezzet ile hakiki saâdete mazhar olur.İşte Âlem-i Berzahtaki emvât ve şühedanın hayat-ı berzahiyyeden istifadeleri, öye farklıdır. Hadsiz vâkıatla ve rivâyatla şühedanın bu tarz-ı hayata mazhariyetleri ve kendilerini sağ bildikleri sâbit ve kat'îdir. Hatta Seyyidüşşüheda olan Hazret-i Hamza (R.A.), mükerrer vâkıatla kendine iltica eden adamları muhafaza etmesi.. ve dünyevi işlerini görmesi ve gördürmesi gibi çok vâkıatla, bu tabaka-i hayat tenvir ve isbat edilmiş. M.)
BAD-HERZE: f. Büyü, sihirbazlık. * Letâfet, güzellik.
BENDERZ: f. Çuvaldız.
BERZ: f. Ziraat, ekim.
BERZAH: İki âlemin arası. Kabir. Dünya ile âhiret arası. * Perde. * Sıkıntılı yer. * İki yer arasındaki geçit. * Mani'a, engel, (Bak: Sırat köprüsü). Ölen insanların ruhları kıyamete kadar berzah âleminde bulunurlar. Berzah büyük ve mânevi bir âlemdir. Dindar olup cennetlik olanlar, berzah âleminde sevdikleri kimselerle ve iyi insanlarla görüşürler ve çok zevkli yaşarlar. Kıyamet kopunca Allah bütün ruhları haşir meydanında cesetleri ile diriltip toplayacaktır.
BERZE: f. İpekli kumaş * Yakışıklı, nâzik. * Ekin, zirâat. * Dal, budak. * Letâfet, zerâfet.
BERZEDE: f. Toplanılmış, biriktirilmiş, bir araya getirilmiş.
BERZE-GAV: f. Tarla sürecek öküz, çift öküzü.
BERZEN: f. Sahra, çöl. * Sokak, cadde. Mahalle. Köşebaşı.
BERZ-GAR: f. Ekinci.
BİRADERZADE: f. Kardeş oğlu. (Yeğen: Kızkardeşin oğludur.)
CERZ: Kat', kesme. * Yok etme, mevcudiyetini kaldırma. * Katletme, öldürme.
CERZE: (C.: Cürüz) Yaş ot bağı.
DERZEN: f. İğne.
ERZAK: (Rızık. C) Rızıklar. Azıklar. Yiyecek içecek maddeler. İhtiyaçlar. Maddi, mânevi muhtaç olduğumuz şeyler.
ERZAK-I ASKERİYYE: Askere verilen erzak.
ERZAL: (Rezil. C.) Reziller. Kepâzeler. Herkesten hakaret ve nefret görenler.
ERZAN: f. Ucuz, değeri düşük, pahalı olmayan. * Lâyık, münâsib, muvafık, elyâk, şâyân, müstehak, uygun, yerinde.
ERZANÎ: f. Ucuzluk. * Lâyıklık, liyakat, münasiblik, muvafakat, uygunluk.
ERZANİŞ: f. Hayır ve iyilikler.
ERZE: Çam ağacı.
ERZE: f. Samanlı sıva çamuru. * Çamdan çıkarılan zift.
ERZE-GER: f. Sıvacı.
ERZEL: Daha rezil. Çok fena. Pek kötü. En rezil.
ERZEL-İ NÂS: İnsanların en rezili, en fenası.
ERZEL-İ ÖMR: İhtiyarlığın sonları, bunaklık günleri.
ERZEN: Kendisinden sopa ve baston yapılan bir cins sağlam ağaç. * Şam darısı denen beyaz ve iri cins darı.
ERZENÎN: f. Darı ekmeği.
ERZİDE: f. Pahası kesilmiş, kıymeti kararlaştırılmış, değeri belli edilmiş olan şey.
ERZİZ: f. Kalay.
FERZ: Çukur yer. * Düz yer. * Ayırmak.
FERZA': Pamuk çekirdeği.
FERZAH: Akrep isimlerinden bir isim.
FERZAN: İlim ve hikmet.
FERZANE: f. Bilgili kimse. Hakîm, feylesof. * Tas: Nefsanî alâkalardan sıyrılmış kimse.
FERZANE-GÎ: f. Üstünlük, rüçhaniyet. * Bilgi.
FERZEND: (C.: Ferzendân) f. Yavru. Çocuk. Veled.
FERZENDÂNE: Evlâd gibi. Evlâda yakışır surette.
GERZİŞ: f. Zulümden şikâyet etme.
HERZ: Yırtmak.
HERZE: f. Boş söz. Saçmasapan söz. Boş lâkırdı.
HERZEDERAY: f. Mânâsız ve saçmasapan sözler konuşan.
HERZEGÛ: f. Saçma sapan konuşan. Lüzumsuz ve mânasız söz söyleyen.
HERZEHAYÎ: f. Mânâsız konuşma, saçmasapan söyleme.
HERZEKA: Çirkin gülmek.
HERZEKÂR: f. Saçma sapan konuşan, mânasız sözler söyleyen.
HERZEKÂRANE: f. Saçma sapan konuşarak. Boş ve lüzumsuzca uydurmalarla, abuk sabukça.
HERZEVAT: (Herze. C.) Herzeler, mânâsız ve boş sözler.
HERZEVEKİL: f. Kendine vazife olmayan şeylere karışan. Fodul, boşboğaz. Her şeye burnunu sokan.
KEŞAVERZ: f. Ekinci, çiftçi. Ekinlik.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
ERZAK : (Rızık. C) Rızıklar. Azıklar. Yiyecek içecek maddeler. İhtiyaçlar. Maddi, mânevi muhtaç olduğumuz şeyler.
ER : f. Eğer, şâyet, ise, olsa, olur ise... mânalarına gelir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...