Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
ESİR: Birbirine yakın olmak, mütekarib.
ESİR: Bütün kâinatta bulunan ve her tarafı kaplamış olan lâtif madde. Elektrik, ışık ve hararetin yayılmasına vasıtalık eden madde. Görülmeyen ve varlığı bütün ehl-i ilimce kabul edilen lâtif, rakik, elâstikiyeti hâiz seyyal madde.("İkisi de birbirine bitişikti, sonra ayrı ettik." mânasında olan $nın ifadesine nazaran, manzume-i şemsiye ile arz, dest-i kudretin madde-i esiriyeden yoğurmuş olduğu bir hamur şeklinde imiş. Madde-i esiriye, mevcudata nazaran akıcı bir su gibi mevcudatın aralarına nüfuz etmiş bir maddedir. $ âyeti, şu madde-i esiriyeye işarettir ki, Cenab-ı Hakk'ın arşı su hükmünde olan şu esir maddesi üzerinde imiş; esir maddesi yaratıldıktan sonra, Sâniin ilk icadlarının tecellisine merkez olmuştur. Yani esiri halkettikten sonra, cevahir-i ferd'e kalbetmiştir. İ.İ.)
ESİR: Kul, köle. Harpte teslim alınan düşman. Teslim olan.
ESİR-İ HARB: Harp esiri, harpte esir edilmiş olan.
ESİRÂNE: f. Esirce, kölece.
ESİRE: Seçkin, güzide.
İlim bakiyyesi.
ESİRÎ: Esirlik, kölelik, kulluk.
ESİRÎ: Esir ile alâkalı. Uçacak gibi hafif.
ESİRRE: Tahtlar, oturulacak yerler.
Milletin belli başlı ileri gelenleri.
İçerisinde 'ESİR' geçenler
AMEL-İ KESİR: Namaz içinde ve namazdan sayılmayan ve bir uzuvla ardı ardına yapılan üç hareket veya iki uzuvla yapılan bir hareket; bu hareket namazı bozar.
BASİT KESİR: Sûreti (payı), mahrecinden (paydasından) küçük kesir. 2/5 gibi.
BER-VECH-İ YESİR: Kolaylıkla, kolayca.
BESİR: Ziyade, çok, birçok.
CİBİLLEN KESİRA: Çok insanlar.
EL-ESİRRE: Taht. Bilinen bir makam sandalyesi. Kürsü.
ENVA'-I KESİRE: Çok çeşitler, çok neviler.
ESİR-İ HARB: Harp esiri, harpte esir edilmiş olan.
ESİRÂNE: f. Esirce, kölece.
ESİRE: Seçkin, güzide. * İlim bakiyyesi.
ESİRÎ: Esirlik, kölelik, kulluk.
ESİRÎ: Esir ile alâkalı. Uçacak gibi hafif.
ESİRRE: Tahtlar, oturulacak yerler. * Milletin belli başlı ileri gelenleri.
EYADİ-İ KESİRE: Çok eller. Çok sebebler.
HATT-I MÜNKESİR: Geo: Kırık çizgi.
İHTİMALAT-I KESİRE: Pek çok ihtimaller.
KESİR: Çok. Bol. Kesret üzere olan. * Türlü. Çeşitli.
KESİR-ÜL AHBÂB: Tanıdıkları, bildikleri çok olan.
KESİR-ÜL EVLÂD: Çocukları çok olan. Evlâdı kesir olan.
KESİR-ÜL MÂL: Malı mülkü çok olan. Serveti fazla olan. Zengin.
KESİR-ÜL VUKU': Sık sık olan, çok vuku bulan.
KESİR: (C: Kesrâ) Parçalanmış, dağıtılmış. Kırılmış.
MESİR: Seyretmek. * Yol yol alacalı elbise.
MESİRE: Seyredilecek, gezilecek yer. Tenezzüh ve gezme yeri. * Seyir.
MESİREGÂH: f. Seyir yeri. Seyrangâh.
MEŞAGİL-İ KESÎRE: Aşırı meşguliyetler.
MUKTESİR: Kısa kesen, iktisar eden.
MÜNBESİR: Yüksek, mürtefi.
MÜNKESİR: (Kesir. den) İnkisar eden, kırılan, kırılmış, kırık. Gücenmiş.
MÜNKESİR-ÜL KALB: Kalbi kırılmış. İncitilmiş, gücenmiş.
MÜNKESİREN: Kırgınlıkla. * Kırık olarak. Münkesir tarzda.
MÜNTESİR: (Nesr. den) Saçılan, yayılan, dağılan.
NESİR: Hayvan aksırması.
NESİRE: Kuyu toprağı.
YESİR: Az şey, az, kalil. * Kumarbaz. * Kolay.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
ESİR-İ HARB : Harp esiri, harpte esir edilmiş olan.
ESİ : (C: Esât) İlaç yapmak.
ES : Koyuna iys iys demek.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...