| Kelime | Anlam |
|---|
| ESS: | Otun vaya saçın çok ve sık olup birbirine dolaşması. |
| ESSALAVAT: | Peygamberimiz Resul-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimize veya Cenab-ı Hakk'a (C.C.) karşı hamd, şükür ve teşekkür ifade eden dua, selâm ve salâvâtlar. (Bak: Salâvat) |
| ESSEBEBÜ KELFAİL: | (Essebebü ke-l fâil) Bir işe sebeb olan, o şeyi yapan fâil gibidir (mealinde). (Hizmet-i Kur'âniye ve imâniyenin yapılmasına sebeb olanlar, bu mukaddes hizmeti yapmış gibi mes'ud ve me'cur olurlar, hayırlara, ecir ve sevablara nâil olmak nimet-i uzmasına erişirler.) |
| İçerisinde 'ESS' geçenler |
|---|
| ALESSEVRİ VELHUT: | (Ale-s-sevri ve-l hut) Öküz ve balık üzerinde.Risale-i Nur Külliyatından Lem'alar adlı eserin Ondördüncü Lem'asında bu mevzuizah edilmiştir. Nümune olarak bir parçası aşağıda dercedilmiştir:(Hamele-i arş ve semâvat denilen melâikenin birinin ismi "Nesir" ve diğerinin ismi "Sevr" olarak dört melâikeyi, Cenâb-ı Hak, arş ve semâvata Saltanat-ı Rububiyetine nezaret etmek için tâyin ettiği gibi, semavatın bir küçük kardeşi ve seyyarelerin bir arkadaşı olan küre-i arza dahi iki melek, nâzır ve hamele olarak tayin etmiştir. O meleklerin birinin ismi"Sevr" ve diğerinin isim "Hut"dur. Ve o nâmı vermesinin sırrı şudur ki; arz iki kısımdır: Biri, su; biri, toprak. Su kısmını şenlendiren balıktır. Toprak kısmını şenlendiren, insanların medar-ı hayatı olan ziraat, öküz iledir ve öküzün omuzundadır. Küre-i arza müekkel iki melek, hem kumandan, hem nâzır olduklarından, elbette balık tâifesine ve öküz nev'ine bir cihet-i münâsebetleri bulunmak lâzımdır. Belki, o iki meleğin âlem-i melekut ve âlem-i misâldesevr ve hut suretinde temessülleri var (Haşiye). İşte bu münâsebete ve o nezârete işareten ve küre-i arzın o iki mühim nevi mahlukatına imaen lisan-ı mu'ciz-il beyan-ı Nebevi $ demiş, gayet derin ve geniş bir sahife kadar mes'eleleri havi olan bir hakikatı, gayet güzel ve kısa bir tek cümle ile ifade etmiş...İkinci Vecih : Mesela: Nasıl ki denilse: "Bu devlet ve saltanat, hangi şey üzerinde duruyor?" cevabında: $denilir. Yani: "Asker kılıncının şecaatine, kuvvetine ve memur kaleminin dirayetine ve adâletine istinad eder." Öyle de: Küre-i Arz madem zihayatın meskenidir ve zihayatın kumandanları da insandır ve insanın ehl-i sevâhil kısmının kısm-ı azamının medar-ı taayyüşleri balıktır ve ehl-i sevâhil olmıyan kısmının medâr-ı taayyüşleri, ziraatle, öküzün omuzundadır ve mühim bir medâr-ı ticareti de balıktır. Elbette devlet, seyf ve kalem üstünde durduğugibi, Küre-i Arz da, öküz ve balık üstünde duruyor denilir. Zirâ, ne vakit öküz çalışmazsa ve balık milyon yumurtayı birden doğurmazsa, o vakit insan yaşayamaz, hayat sukut eder. Halik-ı Hakim de arzı harab eder. L.)(Haşiye) : Evet Küre-i Arz, bahr-i muhit-i havâide bir sefine-i Rabbaniye ve nass-ı Hadisle âhiretin bir mezraası, yâni fidanlık tarlası olduğundan, o câmid ve şuursuz büyük gemiyi o denizde emr-i İlâhî ile, intizam ile, hikmet ile yüzdüren, kaptanlık eden melâikeye "Hut" nâmı; ve o tarlaya izn-i İlâhî ile nezaret eden melâikeye "Sevr" ismi ne kadar yakıştığı zahirdir. |
| ALEYHİSSALATÜ VESSELAM: | Salât ve Selâm onun üzerine olsun, meâlinde Peygamberimiz Hazret-i Muhammed'in (A.S.M.) ismini duyunca söylenmesi sünnet olan bir duâdır. |
| ASHÂB-I RESS: | Kur'anda bahsi geçen bir kavim adıdır. Kimler oldukları kati bir şekilde tesbit edilemiyor. Râvilerin ekserisi, peygamberlerine isyan eden ve onu öldürüp kuyuya atan, bundan dolayı da Cenab-ı Hakkın helâk ettiği bir kavim olduğu hakkında ittifak etmektedir. (Furkan Suresi, 38 inci Ayet) |
| BESS: | İçindekini açığa vurmak. * Neşretmek, yaymak. * Ayırmak. * Dert, keder. * Merak. |
| BESS: | Parça parça olmak, dağılıp serpilmek. |
| BESSAM: | Güler yüzlü olan adam. Çok gülen kimse. |
| BESSASE: | Mekke-i Mükerreme. |
| CEM-İ MÜKESSER: | Gr: Cemi yapılacağı zaman müfredinin şekli bozularak yapılan cemi. Kaide dışı yapılan, kaideye uymadan yapılan cemi. Kitab; kütüb, gibi. |
| CESS: | Koparmak. * Bal mumu. * İçinde arının kanadı ve gövdesi karışmış olan şey. |
| CESS: | Araştırma, tahkik etme, soruşturma. * El ile yoklama. * Yapışmak. |
| CESSAME: | Sefer yapmamış kişi. Seyahat etmemiş kimse. |
| CESSAS: | Gizli şeyleri araştıran, gizli şeylere merak eden. Tecessüs sâhibi. |
| CESSAS: | Kireç ile bina yapan. Badanacı. |
| CESSASE: | Kruvazör, harp gemisi. |
| DAĞDAR-I TEESSÜF: | Çok acı olup, teessüf edilen. |
| DESS: | Yavaş yağan yağmur. * Acıtıcı derecede dövmek. * Def'etmek. |
| DESS: | Gizlenmek. * Örtmek. |
| DESSAS: | Çok aldatıcı, çok desiseci. |
| DESSE: | Toprak içinde gömülüp yatan bir nevi yılan. |
| EDVİYE-İ MÜESSİRE: | Te'sirli ilaçlar. |
| EKESS: | Ufak dişli, küt dişli. |
| EMESS: | Çok fazla temâs eden, dokunan. En çok messeden. |
| ESSALAVAT: | Peygamberimiz Resul-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimize veya Cenab-ı Hakk'a (C.C.) karşı hamd, şükür ve teşekkür ifade eden dua, selâm ve salâvâtlar. (Bak: Salâvat) |
| ESSEBEBÜ KELFAİL: | (Essebebü ke-l fâil) Bir işe sebeb olan, o şeyi yapan fâil gibidir (mealinde). (Hizmet-i Kur'âniye ve imâniyenin yapılmasına sebeb olanlar, bu mukaddes hizmeti yapmış gibi mes'ud ve me'cur olurlar, hayırlara, ecir ve sevablara nâil olmak nimet-i uzmasına erişirler.) |
| EŞK-İ TEESSÜR: | Teessürden dolayı akan gözyaşı. |
| EYNESSERA-MİN-ES-SÜREYYA: | (İmkânsızlık bildiren bir tâbirdir ki) Yer nerede, Süreyyâ nerede?.. Süreyyâ ile yer bir olur mu? (meâlindedir ve birbirlerine zıt ve uzak olan şeyler için söylenir.) |
| FESS: | Kıtlık günlerinde tohumundan ekmek yapılan bir ot. |
| FUHUL-İ MÜFESSİRÎN: | Tefsircilerin en ileri gelenleri, müfessirlerin en önde olanları. |
| GABAVET-İ MÜCESSEME: | Büyük ahmaklık. |
| HARİCE TEMESSÜL: | Zihnî olan kelâmın hâricî âlemdeki kanunlara uygun şekilde tanzim edilişi. |
| HESS: | Dövmek. * Kırmak, ufalamak. |
| HESS: | Öldürmek, katl. |
| HESS: | Sıkmak. |
| HURUC ALESSULTAN: | Meşru hükümete karşı kıyam ve isyan etme. |
| İZHAR-I TEESSÜR: | Teessür gösterme. |
| KESS: | Sakal kıllarının sık ve kıvırcık olması. |
| KESS: | Alt dişleri çenesiyle çıkmak. |
| KESSARE: | Çoğaltan. Artıran. |
| LAFZ-I MÜFESSER: | Huk: Tahsis ve te'vile ihtimâl bırakmıyacak derecede açık olan sözdür ki, onunla amel vâcib olur. |
| LESS: | Dâim olan. Devamlı olan. |
| LESS: | Yemek. * Yalamak. |
| MAA-T-TEESSÜF: | Yazık ki. Esefle. Teessüfle beraber. |
| MESS: | Yapışmak, değmek, dokunmak. * Meydana gelmek. |
| MESS-İ HÂCET: | Lüzum görülme, iktiza etme, gerekme. |
| MESSAH: | Ölçü âletleriyle arazi ölçen. Mühendis. * (Mesh. den) Uğuşturan, mesheden. Masaj yapan. Dellâk. |
| MEYL-ÜT TEVESSÜ': | Genişleme isteği. Genişleme meyli. |
| MİCESSE: | Ağaç budamada kullanılan keskin demir. |
| MİNESSERA İLESSÜREYYA: | (Mines serâ il-es süreyyâ) Yerden göğe kadar. |
| MİNSEE (MİNESSEE): | Asâ, sopa. |
| MÜCESSELE: | Zayıf kadın. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| ESSALAVAT : | Peygamberimiz Resul-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimize veya Cenab-ı Hakk'a (C.C.) karşı hamd, şükür ve teşekkür ifade eden dua, selâm ve salâvâtlar. (Bak: Salâvat) |
| ES : | Koyuna iys iys demek. |