Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| ETİ: | Bir kişinin bir yere su iletmek için yaptığı ark. Sel. |
| ETİBBA: | Tabibler, tıb ilmini bilenler, doktorlar. |
| ETİBBA-İ HASSA: | Saray hekimleri, saray doktorları. |
| ETİKET: | Fr. Bir şeyin cinsini, miktarını veya fiyatını belli etmek için üzerine konan küçük yafta. Teşrifat, görgü. |
| ETİME: | (C.: Etâyim) Ateş yakacak yer. |
| ETİR: | Günah. |
| İçerisinde 'ETİ' geçenler | |
| AB-YÂRÎ-İ HİMMETİNİZLE: | Himmetiniz yardımıyle, himmetiniz sayesinde. |
| ALÂ-FETRETİN: | Daim olmayarak, fasıla ile. |
| ALÂ-RİVAYETİN: | Rivayet edildiği üzere. Söylenenlere bakılırsa. |
| ALFABETİK: | Fr. Alfabe sırasına göre dizilmiş. |
| ATLETİZM: | yun. Çeviklik, atiklik, kuvvet gibi beden kabiliyetlerini inkişaf ettirmeğe yarayan ve koşu, atlama, ağırlık kaldırma ve atma gibi, tek başına yapılan bedeni çalışmalar. |
| AVDETÎ: | Dönme. * Aslına, Müslümanlığa dönen. |
| BETİ': | Eğlenici, eğlenen. |
| BETİHA: | (C.: Bitâh-Betâyih) Ufak taşlı büyük dere. * Kamışlık ve sazlık yer. |
| BETİK: | Kat'etmek, kesmek. * Yapışıp bir şeyi çekmek. |
| BETİL: | Hz. İsa'nın (A.S.) anası olan Hz. Meryem'in lâkabı. * Salkımları sarkmış ağaç. * Nehirlerdeki akıntılar. * Ağacın gövdesinden veya ana ağaçdan ayrılıp başka kök salan fidan. |
| BETİLE: | (C.: Betâil) Hurma fidanı. |
| BETİN: | Yalnız midesini düşünen kimse. |
| BETİN: | Büyük karınlı. Şişman. * Irak, baid, uzak. |
| BİNNETİCE: | Neticede, netice olarak. |
| CELVETİYE: | Eskiden mevcud bir tarikat ismi. |
| DARÜL HİKMETİL İSLAMİYE: | (Dâr-ül Hikmet-il İslâmiye) Bu teşkilât, son devirlerde gerek imparatorluk ve gerekse İslâm Aleminde ortaya çıkan bir takım dini mes'elelerin halli ve İslâma yapılan hücumların İslâm ahkâmına göre cevaplandırılması için 12 Ağustos 1334 (25 Ağustos 1918) tarihinde 5. Mehmed Reşat ve Şeyhülislâm Musa Kâzım Efendi'nin zamanda kurulmuştur.Ayrıca halkın her türlü dini ihtiyaçlarını, ilmi bir metodla yerine getirmek için her türlü neşriyat ve beyannameleri ele almakta ve halkımızı dahilî ve haricî tehlikelere karşı tenvir etmekteydi. Ecnebilerin sordukları suallere, komisyonlarda görüşülmek suretiyle resmen cevap verildiği gibi; müracaat eden her müslümana da gerekli cevap veriliyordu.Osmanlı İmparatorluğu'nun karışık ve Avrupa hayranlığının devlet müesseselerinin her kademesinde revaçta olduğu bir zamada, ahlâk ve imanı elde tutmak, bu teşkilâtın en başta gelen vazifelerinden biri idi.Matbuatta İslâma yapılan hücumlara ve İslâmı, hurafeler dini gibi göstermeğe çalışan yazarlara gerekli cevaplar veriliyor ve cezalandırılmaları için de Dahiliye Nezareti'ne resmen müracaat ediliyordu.Bu teşkilâta tâyin olunan azalar azil, tâyin, istifâ ve vefatlarla 28 kadardır. Aslında, dokuz aza, bir reisten teşekkül ediyordu. Bu zâtların tâyinleri gelişi güzel olmadığı gibi, bu teşkilâtın içinde mevcut bulunan üç komisyondan birine (fıkıh, kelâm ve ahlâk) girebilecek ilmî kariyere (meslek) sahip olmaları icab ediyordu.Bu müesseseye "İslâm Akademisi" veya "Yüksek İslâm Şurası" da diyebiliriz. Kuruluşu ile son derece faydalı ve o nisbette hizmetleri olmuş bir teşkilâttır. Fakat kuruluş tarihi olan 1918'den 1922'ye kadar devam etmekle, ancak dört senelik bir faaliyeti olmuştur. |
| DİVAN-I DEÂVÎ NEZARETİ: | Çavuşbaşılığın kaldırıldığı 1836 (Hi: 1252) tarihinde bunun yerine kurulan daire. Fakat 1870 (Hi: 1287) tarihinde Adliye Nezareti'nin teşekkülü üzerine kaldırılmıştır. |
| DÜRR-İ YETİM: | f. Sadef içinde tek olan inci. * Mc: Hz. Peygamber Muhammed (A.S.M.) |
| EMEVİ DEVLETİ: | Dört halife devrinden sonra devlet idaresi Beni Ümeyye hanedanına geçmiştir. Buna nisbetle bu devlete "Emevi Devleti" adı verilmiştir. (Mi: 661-750) seneleri arası Emevi Devletinin saltanat devresidir. Muâviye bin Ebi Süfyan'dan başlamak üzere 14 halife gelip geçmiştir. Son halife Muhammed bin Mervan (2. Mervan) dır. Bu devirde kavmiyetçilik İslâmiyete çok zararlar vermiştir. Yine bu devirde Din-i Mübinin aktar-ı İslâmda yayıldığını unutmamak icab eder. Doğuda Türkistan ve Endonezya, kuzeyde Kafkasya, batıda Anadolunun yarısı, İspanya ve Kuzey Afrika Emevi topraklarına katıldı. Emevi hükümdarlarının Ehl-i Beyt'e ettikleri zulüm ve akıttıkları kan sebebiyle çıkan isyanlar devleti zayıflattı. Abbâsi taraftarları ile kavi bir ekseriyet Abbasi tarafına geçti. Horasan'lı Ebu Müslim, Emevi Devletini bir muharebede Abbasilere devretti. Böylece Emeviler tarihe karışmış oldu. (Bak: Endülüs, Muaviye) |
| ETİBBA: | Tabibler, tıb ilmini bilenler, doktorlar. |
| ETİBBA-İ HASSA: | Saray hekimleri, saray doktorları. |
| ETİKET: | Fr. Bir şeyin cinsini, miktarını veya fiyatını belli etmek için üzerine konan küçük yafta. * Teşrifat, görgü. |
| ETİME: | (C.: Etâyim) Ateş yakacak yer. |
| ETİR: | Günah. |
| FETİH SURESİ: | Kur'an-ı Kerim'in 48. suresi. |
| FETİH: | (Bak: Feth) |
| FETİK: | Dülger. * Sabah. * Parlayıcı nesne, parlak olan şey. |
| FETÎL(E): | Yaralara konulan tiftik. * Lâmba fitili. * Deriden çıkan kir. * Örgü. |
| FETÎR: | Taze nesne. * Cıvık hamur. * Acele anlaşılan. |
| FETÎS: | Büyük çekiç. |
| FETİŞİZM: | Fr. Küçük putlara ve heykellere tapma âdeti. Putçuluk. Kadın resimlerine veya heykellere fazlaca sevgi beslemek hastalığı. |
| FETÎT: | Terit altına konulan ekmek parçaları. |
| FETİYLE: | Yanmış fitil ucu. * Bükülmüş ince sicim. * İki parmak arasındaki kir. |
| ÇETİN: | Sert. * İnatçı, dik başlı. * Zor, güç. |
| HABL-ÜL METİN: | Sağlam ip. * Mc: İslamiyet. Kur'an-ı Kerim. |
| HALVETÎ: | Halvete müteallik, halvetle alakalı. * İbadet ve zikirlerini tenhada yapan bir tarikat adı. * Halvetiye Tarikatından olan kimse. |
| HETÎT: | Birbiri ardınca tez tez gitmek. |
| HİMAYE-İ ETFAL CEMİYETİ: | Çocuk Esirgeme Kurumu. |
| HİYAMİYYE NEZARETİ: | Tar: 1826 senesinde Yeniçeri Ocağı'nın ilgası üzerine kaldırılan Çadır Mehterleri yerine kurulan daire. |
| HUZZÂK-I ETİBBÂ: | Doktorlar içinde en ehil olanları. |
| İCRA HEY'ETİ: | Mahkeme kararını tatbike memur olan heyet. İcra memurları heyeti. |
| İCRA KUVVETİ: | Memleketi idâre eden, kanunları tatbik eden kuvvet. |
| İCRA VEKİLLERİ HEY'ETİ: | Vekiller heyeti. Başvekilin riyaset ettiği bakanlardan meydana gelen hey'et. |
| İĞRETİ: | t. Ödünç, borç, kendi malı olmayan. Yerli ve sabit olmayan, muallak gibi duran. * Muvakkat, bağlı bulunmayan, geçici. * Fıtrî olmayan, sahte, sun'î. |
| İLMİYE KIYAFETİ: | İlmiye mensublarının giyiniş tarzları. İlmiye kıyafeti; şalvar, cübbe ve sarıktı. Bununla birlikte ilmiye mensublarının kıyafetlerinde bazı değişiklikler de vardı. Orta derecedekiler cübbe ile sokağa çıktıkları halde üst tabakayı teşkil eden ricâl kısmı, lata yahut biniş giyerlerdi. Ayrıca ilmiyenin, "İlmiye" maddesinde yazılı, resmi günlere mahsus kıyafetleri de vardı. (O.T.D.S.) |
| İTTİHAD-I MUHAMMEDÎ CEMİYETİ: | Süheyl Paşa, Mehmed Sadık, Ferik Rıza Paşa, Derviş Vahdeti ve arkadaşları tarafından İstanbul'da 5 nisan 1909 tarihinde kurulan bir cemiyettir. |
| KAT'İYY-ÜL METİN: | Metnin, ibârenin kat'i ve şüphesiz oluşu. (Ayet gibi) |
| KETİB: | Dikici, diken. |
| KETİBE: | Asker bölüğü. Ordudan ayrılmış toplu alay. Düşmana çapul eden birkaçyüz kişilik süvari kolu. |
| KETİBEPERVER: | f. Askeri koruyan ve seven. Asker yetiştiren. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| ETİBBA : | Tabibler, tıb ilmini bilenler, doktorlar. |
| ETA : | Kavak ağacı. |