| Kelime | Anlam |
|---|
| ETKA: | (Taki. den) Allah korkusu ile günahtan çok fazla çekinen. Haram veya helâl olduğunu iyice bilmediği şüpheli şeyleri yapmayan. Günah işlemeyen. Her şeyde Cenab-ı Hakk'ın rızasını gaye ve maksad edinen. |
| İçerisinde 'ETKA' geçenler |
|---|
| ADALETKÂR: | f. Adaletli, insaflı, adalet sahibi. |
| ADÂLETKÂRANE: | f. Adâletlice. Adalet sahibine yakışır şekilde, insaflı ve haklı surette. |
| CÜR'ETKÂR: | f. Cesur, cesaretli, yiğit, delikanlı, atılgan, gözüpek. |
| DİRAYETKÂR: | f. Bilgili, dirâyetli, kavrayışlı. |
| HIYANETKÂR: | Hıyanet eden. Hâin. |
| HİZMETKÂR: | Hizmet yapan kimse. Hizmetçi. |
| HÜRMETKÂR: | f. Hürmet eden, saygılı. |
| İBADETKÂR: | f. İbadet yapan. İbadete düşkün. |
| İNAYETKÂR: | f. Yardım ve iyilik eden. Lütuf ve inayette bulunan. |
| İNAYETKÂRÂNE: | f. İnayet edene yakışır surette. Yardım ve iyilikte bulunan kimseye yakışacak şekilde. |
| İNSANİYETKÂR: | f. Vicdanlı ve iyi adam, insaniyetli. |
| İNSANİYETKÂRÎ: | Vicdanlılık, insaniyetlilik. |
| İSABETKÂR: | f. Doğru rastlayan. İsabetli. |
| KETKAT: | Kelâmı çok olan, sözü çok olan, fazla konuşan. |
| MA'DELETKÂR: | f. Âdil, adaletli. |
| MEL'ANETKÂRANE: | f. Lânete müstehak surette. |
| MUHABBETKÂR: | Muhabbetli, sevgi gösteren. |
| MÜRÜVVETKÂRÂNE: | f. Yiğitçesine. Mertçesine. * Mürüvvetlicesine. |
| MÜSALEMETKÂR: | f. Barışçı, sulh taraftarı. |
| NEDAMETKÂR: | f. Nedamet eden. Pişman olan. |
| NEDAMETKÂRÎ: | f. Pişmanlık, nâdim oluş. |
| RETK (RETKÂN): | Adımların birbirine yakın olması. * Deve kuşunun sür'atle gitmesi. |
| RİAYETKÂR: | f. Hürmetkâr, itaatkâr. Sevgi ve saygı gösteren. |
| SAHABETKÂR: | f. Koruyan, sahib çıkan, arka olan. |
| SAHAVETKÂR: | f. Eli açık, cömert olan. Herkese ihsan eden. |
| ŞEMATETKÂRANE: | f. Kuru gürültü yapmak suretiyle, arsızca, gürültü ile bağırmak. |
| UHUVVETKÂR: | f. Kardeş gibi davranan. Kardeş gibi muâmelede bulunan. |
| UHUVVETKÂRANE: | f. Kardeşçesine, kardeş gibi olarak. Birlik, beraberlik ve karşılıklı sevgi ile.(Uhuvvetin sırrı: Şahsiyetini kardeşler içinde fâni edip, onların nefislerini kendi nefsine tercih etmek. L.)(Her ikinizin, Hâlikınız bir, Mâlikiniz bir, Mâbudunuz bir, Râzıkınız bir... Bir bir, bine kadar bir bir. Hem Peygamberiniz bir, Dininiz bir, Kıbleniz bir.. Bir bir yüze kadar bir bir. Sonra köyünüz bir, devletiniz bir, memleketiniz bir... Ona kadar bir bir. Bu kadar bir birler vahdet ve tevhidi, vifak ve ittifakı, muhabbet ve uhuvveti iktiza ettiği; ve kâinatı ve küreleri birbirine bağlıyacak mânevi zincirler bulundukları hâlde; şikak ve nifaka, kin ve adâvete sebebiyet veren örümcek ağı gibi ehemmiyetsiz ve sebatsız şeyleri tercih edip mü'mine karşı hakiki adâvet etmek ve kin bağlamak; ne kadar o rabıta-i vahdete bir hürmetsizlik ve o esbab-ı muhabbete karşı bir istihfaf ve o münâsebât-ı uhuvvete karşı ne derece bir zulüm ve i'tisaf olduğunu; kalbin ölmemiş ise aklın sönmemiş ise anlarsın! M.) |
| URUK-U İNSANİYETKÂRANE: | f. İnsanlığa yakışır damar, kök veya huylar. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| ETKIYA : | (Taki. C.) Çok takvâ sâhibi olanlar. Takiler. Takvâda çok ileri giden mes'ud kimseler. |
| ETA : | Kavak ağacı. |