| Kelime | Anlam |
|---|
| ETT: | Galip olmak. |
| ETTAR: | Kasnakçı. |
| ETTUN: | (C.: Etâtin) Hamam külhanı. |
| İçerisinde 'ETT' geçenler |
|---|
| ALETTAFSİL: | Uzun uzadıya, mufassal olarak. |
| ALETTAHKİK: | (Ale-t-tahkik) Hakikat üzere, kat'i surette. Besbelli. |
| ALETTAHMİN: | Aşağı yukarı, tahminen. |
| ALETTAHSİS: | Hususi olarak, bilhassa, hele, en çok. |
| ALETTEDRİC: | Azar azar. |
| ALETTERTİB: | Tertibli olarak, sırasıyla. |
| ALETTEVALİ: | Arası kesilmeksizin, birbiri ardınca, arka arkaya. |
| BA'DETTEŞEKKÜL: | (Ba'de-t teşekkül) Teşekkül ettikten sonra, oluştuktan sonra. |
| BEHETTA: | Pirinç çorbası. * Sütlü pirinç yemeği. |
| BETT: | (C.: Betût) Kesmek, kat'. * Kilim. |
| BETTÂR: | Çok kesen, fazla keskin. |
| SEYF-İ BETTÂR: | Çok keskin kılıç. |
| BETTAT: | Kilim satıcı. * Kesici. |
| BETTE: | Kat'i. * Kesilmiş, ayrılmış, maktu'. * Tiftikten şal. |
| BETTER: | f. (Bed-ter) Daha kötü. Çok fena. |
| BA'DETTEŞEKKÜL: | (Ba'de-t teşekkül) Teşekkül ettikten sonra, oluştuktan sonra. |
| ELBETTE: | (Te'kid edâtı) Kat'i veya kat'iye yakın hükümlerde kullanılır. Yazılı sözlerde daha çok "elbet" şeklinde geçer. |
| ELETT: | Dişi kökünden çıkıp düşmüş olan kişi. |
| ERETT: | Peltek adam, kekeme kimse. |
| ETTAR: | Kasnakçı. |
| ETTUN: | (C.: Etâtin) Hamam külhanı. |
| FETT: | Kırmak, kesr. |
| FETTAH: | (Fetih. den) En iyi, en çok fetheden. Darlıktan kurtaran. Her şeyi en iyi cihetten açan. Her şeyi açan. Zabteden Allah (C.C.) |
| FETTAHİYYET: | Fethedicilik. Her şeye lâyık bir şekil açmak ve suret vermek sıfatı. (Yâni, Fettah isminin tecellisi ile basit bir maddeden ayrı ayrı çeşit çeşit, hadsiz muntazam suretlerin, beraber, her tarafta bir ânda, bir fiil ile açılmasıdır. Ş.) |
| FETTAK: | (Fetk. den) Kanlı katil, çok sayıda insan öldürmüş kimse. |
| FETTAN: | Fitneci. Kurnaz. Fitne çıkaran. Karıştıran. * Hırsız. * Şeytan. * Altın eriten kuyumcu. |
| FETTANE: | Mehenk taşı. Altun ve gümüşü muâyeneye yarıyan taş. |
| FETTE: | Açmak. * Yardım. * Hüküm. |
| GAMZE-İ FETTÂN: | Câzibedar ve süzgün bakış. |
| HACC-I TEMETTU': | Hac mevsiminde evvelâ umre için ihrama girilip umre yapıldıktan sonra; aynı mevsimde daha yurda, aile ocağına dönülmeden tekrar ihrama girilerek usulü dairesinde yapılan hacdır. Bunu yapan kimseye "mütemetti" denir. |
| HETT: | Yırtmak. * İkiye büküp kırmak. * Dökmek. |
| HETTAK: | Yırtıp parçalayan, paramparça eden. |
| HETTAL: | Dağ ismi. |
| HETTAN: | Hafif kimse. |
| HÎN-İ HACETTE: | Lüzumlu zamanında, ihtiyaç olduğu vakit. |
| İBARATÜNA ŞETTÂ: | Bizim ibarelerimiz çeşit çeşittir, muhteliftir, dağınıktır. |
| İNDETTAHKİK: | (İnd-et tahkik) Tahkik sonunda, araştırma neticesinde. |
| KETT: | Zayıf vücutlu kimse. * Mal kazanıp yığan. |
| KETTAN: | Keten. |
| KEYFE METTEFAK: | Hangisi olursa. Nasıl rast gelirse. |
| LAALETTAYİN: | Gelişigüzel. Ayırd etmeksizin. Rastgele. |
| LETT: | Bağlama. * Karıştırma. * Vurma, dövme, dayak atma. * Yanaşma, yaklaşma. |
| LETTA: | Büyük emir. |
| MA-BA'DETTABİA: | (Mâba'de-t tabia) Metafizik. Beş duygu ile bilinmeyen varlıklar hakkında fikrî araştırma yapan felsefe kolu. Bu felsefe ile alâkalı olan. |
| MESAİL-İ ŞETTA: | Dağınık mes'eleler, maddeler. |
| METT: | Çekmek. * Ulaşmak. * Kuyudan su çıkarmak. |
| METTA: | Hz. Yunus'un (A.S.) annesinin adı. |
| METTE: | f. Burgu. |
| METTİHA (METYİHA): | Hafif sopa. * Yaş çubuk. |
| MÜBETTEL: | Islanmış. * Çok güzel olan. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| ETTAR : | Kasnakçı. |
| ETA : | Kavak ağacı. |