Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| EVC: | Bir şeyin en yüksek derecesi, en yüksek noktası. Zirve. Koz: Seyyare mahreklerinin merkezden en uzak noktaları. |
| EVC-İ BÂLÂ: | En yüksek nokta. |
| EVC-İ RİF'AT: | Yüksekliğin son noktası, zirvesi, tepesi. |
| EVCA': | (Veca. C.) Ağrılar. Acılar. Sızılar. |
| EVCA-İ BATN: | Karın ağrıları. |
| EVCA-İ ŞEDİDE: | Şiddetli ağrılar. |
| EVCAR: | İçinde gizlenmek için avcılar tarafından yapılan siperler, çukurlar. |
| EVCEB: | Çok vacib. Çok gerekli. Çok lüzumlu. |
| EVCEB-İ VECÂİB: | Lüzumluların en lüzumlusu, en çok lüzumlu olan şey. |
| EVCEDETHU-L ESBAB: | (İcad. dan) "Onu sebepler icadediyor. Sebepler bu şeyi icadediyor." mânasında dinsizliği ima eden bir söz. |
| EVCEH: | En vecihli, çok uygun, en münâsebetli. |
| EVCEH-İ AKVÂL: | Sözlerin en uygunu, kavillerin en münasebetlisi. |
| EVCEL: | Çok korkak adam. Cesaretsiz kişi. |
| EVCER: | Çok çekingen, utangaç kimse. |
| EVC-GİR: | f. Yükselen, yükseğe çıkan. |
| EVC-PERVAZ: | f. Yüksekte uçan. |
| EVCÜMEND: | f. Top, küme, yığın, toplanma. Toplu, idareli, evini muntazam tutan. Hanesini iyi ve tertipli bir hâlde bulunduran. |
| İçerisinde 'EVC' geçenler | |
| ADEM-İ MEVCUDİYYET: | Yokluk. Olmama. |
| BEVC: | Berk, şimşek. * Yorulma. * Bağırma, haykırma. |
| BEYN-EZ ZEVCEYN: | Karı-koca arasında. |
| CEVCA': | Uzun ayaklı adam. |
| CEVCEM: | Kızıl gül, verd-i ahmer. |
| EVC-İ BÂLÂ: | En yüksek nokta. |
| EVC-İ RİF'AT: | Yüksekliğin son noktası, zirvesi, tepesi. |
| EVCA': | (Veca. C.) Ağrılar. Acılar. Sızılar. |
| EVCA-İ BATN: | Karın ağrıları. |
| EVCA-İ ŞEDİDE: | Şiddetli ağrılar. |
| EVCAR: | İçinde gizlenmek için avcılar tarafından yapılan siperler, çukurlar. |
| EVCEB: | Çok vacib. Çok gerekli. Çok lüzumlu. |
| EVCEB-İ VECÂİB: | Lüzumluların en lüzumlusu, en çok lüzumlu olan şey. |
| EVCEDETHU-L ESBAB: | (İcad. dan) "Onu sebepler icadediyor. Sebepler bu şeyi icadediyor." mânasında dinsizliği ima eden bir söz. |
| EVCEH: | En vecihli, çok uygun, en münâsebetli. |
| EVCEH-İ AKVÂL: | Sözlerin en uygunu, kavillerin en münasebetlisi. |
| EVCEL: | Çok korkak adam. Cesaretsiz kişi. |
| EVCER: | Çok çekingen, utangaç kimse. |
| EVC-GİR: | f. Yükselen, yükseğe çıkan. |
| EVC-PERVAZ: | f. Yüksekte uçan. |
| EVCÜMEND: | f. Top, küme, yığın, toplanma. * Toplu, idareli, evini muntazam tutan. Hanesini iyi ve tertipli bir hâlde bulunduran. |
| FEVC: | Dalga. Bölük. İnsan kalabalığı. Cemaat. Takım. * Koşmak. Sür'at etmek. * İyi kokunun dağılıp yayılması. |
| FEVC FEVC: | Dalga dalga, kısım kısım, takım takım, akın akın, cemaat cemaat. |
| FEVC-Â-FEVC: | Akın akın, takım takım. |
| HACEVCA': | Uzun ayaklı adam. * Uzun adam. |
| HEVC: | (C.: Hüvüc) Uzun boylu ve akılsız olmak. * Rüzgârın sert esmesi. |
| HEVCELE: | Hiçbir işaret ve alâmet olmayan ev veya sahrâ. * Yürügen deve. * Uzun boylu, ahmak erkek. |
| HUKUK-U ZEVCİYE: | Karı ile kocanın birbirlerine karşı hâiz olduğu haklar. Aile hukuku. |
| LEVC: | Ağız içinde lokma veya başka bir şeyi döndürüp çevirme. |
| LEVCA': | Hâcet, ihtiyaç. |
| MEVC: | Dalga. Denizin dalgası. * Titreşim. * Mc: Devir, devre. |
| MEVCÂ-MEVC: | Çok dalgalı. Dalga dalga. |
| MEVCE: | Bir dalga. * Ses, elektrik ve hararetin yayılma dalgalarından herbiri. |
| MEVCET-ÜŞ ŞEBÂB: | Gençlik çağı. |
| MEVCEDAR: | f. Dalgalı. |
| MEVCENÜMUD: | f. Dalga gibi. |
| MEVC-HÎZ: | f. Dalga kaldıran. |
| MEVCUB: | Kendisine bir şey vâcib kılınmış. |
| MEVCUD: | Var olan. Bulunan. Hazır olan. Topluluğun hepsi. * Kâinat. Mükevvenat. |
| MEVCUD-U HARİCÎ: | Maddî vücudu bulunan eşya. |
| MEVCUD-U MANEVÎ: | Mânevi varlık. |
| MEVCUDAT: | Var olan her şey. Kâinat. Yaratılmış şeyler. |
| MEVCUDAT-I BAHARİYE: | Bahar mevsimindeki renk renk, çeşit çeşit varlıklar. |
| MEVCUDEN: | Kendisi berâber olarak. Mevcud olarak. |
| MEVCUDÎN: | (Mevcud. C.) Mevcudlar, var olan ve bulunan şeyler. Mevcudât. |
| MEVCUDİYET: | Mevcudluk, varlık, mevcud ve var olma. |
| MEVC-ZEN: | f. Dalgalanan, dalgalı deniz. Dalga vuran. |
| MÜSTEVCİB: | (Vücub. dan) Lâyık, şâyan, münasib. * Gereken, icab eden. |
| NAKD-İ MEVCUD: | Mevcud olan para, elde bulunan para. |
| NEVCAH: | f. Bir makama veya memuriyete yeni geçmiş olan. * Tahta yeni oturmuş (padişah). |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| EVC-İ BÂLÂ : | En yüksek nokta. |
| EV : | Şek, tahayyür, ibham, istisnâ, şart, teb'iz için kullanılan harf-i atıf. "yahut, veya, meğer ki, bel, belki ister" gibi kelimelerle türkçeye terceme edilebilir. |