| Kelime | Anlam |
|---|
| EVK: | (C: Evâk) Ağırlık, yük. İçinde su biriken çukur yer. |
| EVKAF: | (Vakıf. C.) Allah yoluna hizmet için verilip devamlı bırakılan şeyler. Sahibi tarafından şeriata uygun olarak bir hayır iş ve hasenata tahsis olunmuş mülk veya mallar. (Bak: Vakıf)Osmanlı devletini asırlar boyu kuvvetli bir devlet olarak ayakta tutan kuruluşlardan biri de vakıftır. Osmanlı tarihini inceleyen batı tarihçileri vakıf kuruluşlarına hayran kalmışlar ve kendi ülkelerinde bunun örneklerini kurmaya başlamışlardır. Amerika'da kurulmuş önemli vakıflar hâlen vardır. Vakıf müessesesini komünizme karşı çok mühim bir set olarak görmektedirler. Atalarımızın bu hayır kuruluşlarının bugün memleketimizde takdir edilmesi ve ihmâl edilmemesi gereklidir. |
| EVKAF-I HÜMAYUN: | Tar: Padişahların ve onlara mensub olan kişilerin bıraktıkları vakıflar. |
| EVKAF-I MAZBUTE: | İdaresi Evkaf Nezareti'ne ait olan vakıflar. |
| EVKAR: | (Vekr. ve Vekre. C.) Kuş yuvaları. |
| EVKAS: | Boynu kısa olan. |
| EVKAŞ: | Ayak takımı. Terbiyesiz, ahlaksız, adi ve alçak kimse. |
| EVKAT: | (Vakit. C.) Vakitler. |
| EVKAT-I HAMSE: | Beş vakit. Sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarının kılındığı vakitler. |
| EVKAT-I MUAYYENE: | Belli vakitler, belli zamanlar. |
| EVKAT-I SALÂT: | Namaz vakitleri. |
| EVKED: | Pek te'kitli, çok kuvvetli, en kavi. |
| EVKES: | Pinti ve soysuz kişi. |
| İçerisinde 'EVK' geçenler |
|---|
| AKEVKA': | Kısa boylu. |
| ARÂZİ-İ EMİRİYYE-İ MEVKUFE: | Huk: Sadece hazine menfaatleri veya tasarruf hakları veyahut ikisi de bir hayır cemiyetine ayırılan miri arazi. |
| ARÂZİ-İ MEVKUFE: | Vakfedilmiş yerler. Bir hayır işine devamlı surette tahsis edilmiş yerler. |
| ARÂZİ-İ MEVKUFE-İ SAHİHA: | Huk: Arâzi-i memlükeden şartlarına uygun olarak vakfolunan yerler. |
| BEVK: | Fenalık, düşmanlık, keder ve belâ meydana getirme. * Musibet, felâket. * İzinsiz ve habersiz olarak bir yere aniden çıkagelme. * Çalıp çırpma. * Yalan söz. * Boşboğaz (adam). * Şiddetli yağmur. |
| BEVK: | Sıçrayıp binme. * Toplanma. Bir araya gelme. * Karışma, karmakarışık olma. * Su kaynağını karıştırarak açma. |
| BEVKA': | Kargaşalık, karışıklık. |
| DEVK: | Döğmek. * Karışmak. |
| DEVKE (DEVEKE): | Karışmak, ihtilât. |
| DEVKES: | Arslan. * Çok adet, çok miktar. |
| EHL-İ ZEVK: | Zevklenenler, lezzet alanlar. * Tas: Cenab-ı Hakk'a yakınlıkla, kurbiyetle veya uyanık kalble iman ve Kur'an hakikatlarından zevk alanlar. |
| EVKAF: | (Vakıf. C.) Allah yoluna hizmet için verilip devamlı bırakılan şeyler. Sahibi tarafından şeriata uygun olarak bir hayır iş ve hasenata tahsis olunmuş mülk veya mallar. (Bak: Vakıf)Osmanlı devletini asırlar boyu kuvvetli bir devlet olarak ayakta tutan kuruluşlardan biri de vakıftır. Osmanlı tarihini inceleyen batı tarihçileri vakıf kuruluşlarına hayran kalmışlar ve kendi ülkelerinde bunun örneklerini kurmaya başlamışlardır. Amerika'da kurulmuş önemli vakıflar hâlen vardır. Vakıf müessesesini komünizme karşı çok mühim bir set olarak görmektedirler. Atalarımızın bu hayır kuruluşlarının bugün memleketimizde takdir edilmesi ve ihmâl edilmemesi gereklidir. |
| EVKAF-I HÜMAYUN: | Tar: Padişahların ve onlara mensub olan kişilerin bıraktıkları vakıflar. |
| EVKAF-I MAZBUTE: | İdaresi Evkaf Nezareti'ne ait olan vakıflar. |
| EVKAR: | (Vekr. ve Vekre. C.) Kuş yuvaları. |
| EVKAS: | Boynu kısa olan. |
| EVKAŞ: | Ayak takımı. Terbiyesiz, ahlaksız, adi ve alçak kimse. |
| EVKAT: | (Vakit. C.) Vakitler. |
| EVKAT-I HAMSE: | Beş vakit. Sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarının kılındığı vakitler. |
| EVKAT-I MUAYYENE: | Belli vakitler, belli zamanlar. |
| EVKAT-I SALÂT: | Namaz vakitleri. |
| EVKED: | Pek te'kitli, çok kuvvetli, en kavi. |
| EVKES: | Pinti ve soysuz kişi. |
| FEDEVKES: | Arslan, esed. |
| FEVK: | Üst. Üst taraf. Yüksek derece. Yukarı. |
| FEVKALÂDE: | Âdetin fevkinde. Ayrıca, hususi surette. Bilinenlerin üstünde. Müstesna ve yüksek bir surette. |
| FEVKALBEŞER: | (Fevk-al beşer) İnsan gücünün üstünde, insanüstü. |
| FEVKALGAYE: | Son derecede. |
| FEVKALHAD: | (Fevk-al had) Huduttan ileride. Sınırsız. Hudutsuz. |
| FEVKALKANUN: | Kanun üstü. Kanunun kabul etmediği. Kanunun karışmadığı. |
| FEVKALKÜLL: | (Fevk-al kül) Hepsinin fevkinde. Bütününün üstünde. |
| FEVKALME'MUL: | (Fevk-al me'mul) Ümidin fevkinde, Umulandan ziyade. Ümid edilmedik şekilde. Beklenmedik bir anda. |
| FEVKALMU'TÂD: | (Fevk-al mu'tâd) Her zamankinden üstün. Âdetin fevkinde. |
| FEVKANÎ: | Üst, üst tarafta, üstteki. |
| FEVKATTAHAMMÜL: | (Fevk-at tahammül) Tahammülün üstünde, tahammül edilmez, dayanılmaz, dayanılması imkânsız. |
| GIRNEVK: | (C: Garânik-Garânika) Su kuşlarından boynu uzun bir kuş. Telli turna. Kuğu kuşu. |
| HABEVKERA: | Belâ, mihnet. |
| İCARE-İ MEVKUFE: | Başkasının hakkı taalluk edip icazeti lahık olmadıkça nâfiz olmayan icaredir. |
| İMRAR-I EVKAT: | Vakitleri geçirmek. |
| KEVKEB: | Yıldız. * Parıldamak. |
| KEVKEB-İ DERRÎ: | Parlak yıldız. |
| KEVKEBE: | f. Fevkalâde tantana. İhtişam, debdebe, şöhret. |
| KEVKEBE: | Necim, yıldız. * İnsan cemaatı. Süvari alayı. |
| KEVKEBÎ: | Yıldıza ait, yıldızla ilgili. |
| LEVK: | Çiğnemek. |
| LEVKA: | Ceviz ağacı. |
| MA-FEVK: | Üstünü. Üstün olanı. * Bir şeyin üstü, üst tarafı. Baş. |
| MAHKEME-İ EVKAF: | İkinci meşrutiyetin ilânından sonra evkaf müfettişliği dairesine verilen ad. |
| MENAAT-I MEVKİİYE: | Arazi sarplığı. |
| MEVK: | Bir şeyin ucuz olması. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| EVKAF : | (Vakıf. C.) Allah yoluna hizmet için verilip devamlı bırakılan şeyler. Sahibi tarafından şeriata uygun olarak bir hayır iş ve hasenata tahsis olunmuş mülk veya mallar. (Bak: Vakıf)Osmanlı devletini asırlar boyu kuvvetli bir devlet olarak ayakta tutan kuruluşlardan biri de vakıftır. Osmanlı tarihini inceleyen batı tarihçileri vakıf kuruluşlarına hayran kalmışlar ve kendi ülkelerinde bunun örneklerini kurmaya başlamışlardır. Amerika'da kurulmuş önemli vakıflar hâlen vardır. Vakıf müessesesini komünizme karşı çok mühim bir set olarak görmektedirler. Atalarımızın bu hayır kuruluşlarının bugün memleketimizde takdir edilmesi ve ihmâl edilmemesi gereklidir. |
| EV : | Şek, tahayyür, ibham, istisnâ, şart, teb'iz için kullanılan harf-i atıf. "yahut, veya, meğer ki, bel, belki ister" gibi kelimelerle türkçeye terceme edilebilir. |