Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| EVN: | Yab yab yürümek. Vakarlı, sessiz ve ciddi olmak. Heybenin bir gözü. Denk. |
| İçerisinde 'EVN' geçenler | |
| ÂLEM-İ KEVN: | Varlık âlemi. Kâinat. |
| ÂLEM-İ KEVN Ü FESAD: | Cismani âlem. Bir taraftan vücuda gelip, diğer taraftan da harab olan fâni âlem. |
| BEVN: | f. Nasib, pay, hisse. |
| BEVN: | İki şey arasındaki mesafe. Uzaklık. * Fazilet, meziyet. |
| BEVN-İ BAİD: | Çok açıklık, uzak mesafe. |
| BEVNE: | Küçük kız çocuğu. |
| BİRZEVN: | (C.: Berâzin) Semer vurdukları at. (Farisîde "esb-i palanî" derler) |
| CEVN: | Ak, ebyaz, beyaz. * Kara, esved. (Ezdattandır) |
| FÜNUN-U KEVNİYE: | Kevne (kâinattaki fizikî, kimyevî ve hayatî hâdiselere) dair fenler. |
| HEVN: | Kolaylık, sühulet. * Vakar. Teenni. * Sükunet. Sekine. Rıfk. * Ufak şey. Hor ve zelil olmak. |
| KERAMET-İ KEVNİYE: | Kudret-i Rabbaniyenin ihsanı ile letâfet kesbedip havada uçmak, uzun yolu kısa zamanda gitmek, bir mü'minin bir sıkıntısı hâlinde Cenab-ı Hakk'a dua edip ind-i İlâhîde makbul bir zâttan yardım istemekle, o zatın, izn-i İlâhi ile o muztar kimsenin imdadına yetişmesi, kale gibi muhkem bir yerde üzerinden kilitli muhkem bir hücresinde hapis olan bir zatın, orada ibadet ve taatla meşgul olduğu bir zamanda görüldüğü halde, aynı zat aynı zamanda çarşıda halk arasında veya câmide görülmesi ve bir zâta şiddetli ve kesretli zehirlemelerle su-i kasdlar yapıldığı halde, ona zehir tesir etmemesi ve ona düşmanları tarafından kurşun isâbet ettirilememesi ve tayy-ı mekân ve bast-ı zaman gibi hârika hallere mazhar olması gibi hadiselere o zatın "keramet-i kevniyesi" denilmektedir. Bu gibi hârika haller Cenab-ı Hak indinde ve Resul-ü Ekrem (A.S.M.) yanında makbul ve mahbub olan ender velilerde zuhur eder. (Z. Gündüzalp) |
| KEVN: | Hudus. Varlık, var olmak. Vücud, âlem, kâinat. Mevcudiyet. |
| KEVNEYN: | İki âlem. Dünya ve Ahiret. |
| KEVNÎ: | Oluşa ait ve müteallik. Kâinat ilmine dair. Varlıkla alâkalı. |
| KEVNİYYAT: | Kâinat ilmi, kozmoloji. * Mevcudat, varlıklar. Vücuda gelmeler. |
| KEVN Ü FESÂD: | Var olup sonra bozulmak. |
| KEVN Ü MEKÂN: | Kâinat, âlem, dünya. |
| LEVN: | Renk, boya. Sıfat, nev', çeşit, tür. Bir şeyi diğerinden ayıran alâmet. |
| MEVN: | Bir kimsenin zahmetini çekmek. * Nafakalarını vermek. |
| NEVNİHAL: | f. Taze fidan, yeni filiz. |
| NEVNİYAZ: | f. İşe yeni başlayan. |
| RENEVNA: | Dâim sâkin olmak, devamlı durmak. |
| REVNAK: | f. Zinet. Parlaklık. Göz alıcılık, güzellik. Safa, taravet. |
| REVNAK-I BAHAR: | Baharın güzellik ve tazeliği. |
| REVNAK-I CEMAL: | Yüzün güzellik ve parlaklığı. |
| REVNAK-BAHŞ: | f. Güzellik, tazelik ve parlaklık veren. |
| REVNAK-DÂR: | f. Parlak, lâtif, güzel, hoş. |
| REVNAK-EFZA: | f. Bir şeyin parlaklığını artıran. Güzelleştiren. |
| REVNAK-NÜMA: | f. Tâzelik, güzellik ve parlaklık gösteren. |
| REVNÜMA: | (Ru-nüma) f. Zuhur eden, kendini gösteren. * Yüz görümlüğü. |
| SEYYİD-ÜL KEVNEYN: | İki âlemin efendisi, seyyidi. Hz. Muhammed'in (A.S.M.) bir nâmı. |
| ŞEVNİR: | Çörek otu. |
| ULUM-U KEVNİYE: | Kâinatın ilmi. Yaratılışa dair olan ilimler. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| EV : | Şek, tahayyür, ibham, istisnâ, şart, teb'iz için kullanılan harf-i atıf. "yahut, veya, meğer ki, bel, belki ister" gibi kelimelerle türkçeye terceme edilebilir. |