Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
EYA: f. Acaba mânasına nidâdır. "Hey, ey" gibi çağırma, nidâ, seslenme edatı olarak da kullanılır.
EYADİ: (Eydi) (Yed. C.) Eller.
Mc: Sebepler. Nimetler.
EYADİ-İ KESİRE: Çok eller. Çok sebebler.
EYALAT: (Eyâlet. C.) Valilerin idareleri altında olan memleketler, vilâyetler.
EYALET: (C: Eyâlât) Vilâyet. Bir vâlinin idaresinde olan memleket, şehir.
EYAMA: (Eyyim. C.) Bekârlar, evli olmayanlar.
EYAMİN: (Eymen. C.) Pek hayırlı, uğurlu olanlar. En yümünlü.
EYAZİ: f. Kadınların yüzlerine örttükleri peçe, örtü.
İçerisinde 'EYA' geçenler
ÂNİF-ÜL BEYÂN: Biraz evvel bildirilen, az önce beyan olunan.
ATF-I BEYAN: Mâkablini yâni mâtufun aleyhin mefhumunu izah ve te'kid için atfolunan tâbir. Meselâ: "Meseleyi izâh ve teşrih eyledi" cümlesindeki "ve" gibi.
ATİ-L-BEYAN: Aşağıda sözü geçen, aşağıda zikredilen.
BEDİ-ÜL BEYAN: İfadesi ve beyanı görülmedik güzellik ve gariplikte olan.
BEHREYAB: f. Nasibi olan, hissesi olan.
BEMBEYAZ: Her tarafı beyaz, çok beyaz.
BENDEYAN: Hizmetçiler. Kullar. * Mensuplar.
BEYA: f. Dolu, dolmuş. * Kapı, girilecek yer.
BEYABAN: f. Çöl. Sahra. * İmar olunmamış arazi. * Kır.
BEYAD: Mahvolma, yok olma, hiç olma.
BEYADIKA: (Beyâzıka) (Beydak ve Beyzak. C.) Küçük yapılı, bodur boylu ve çabuk yürüşlü adamlar, paytaklar. * Satranç oyununda paytaklar, piyadeler.
BEYADİR: Harmanlar.
BEYAH: (C.: Büyâh) Küçük balık.
BEYAN: İzah. Açıklama. Anlatma. Açık söyleme. * Öğretme. * Fesahat ve belâgat. * Edb: Belâgat ilminin hakikat, mecaz, kinâye, teşbih, istiâre gibi bahislerini öğreten kısmı. (Bak: Belâgat) * Söz olsun, iş olsun; vukû' bulan şeyden murad ne olduğunu o şey ile alâkası ve münâsebeti bulunan bir sözle veya bir fiil ile açıklamaktır.
BEYAN-I EFKÂR: Fikirleri beyan etme, fikirleri söyleme.
BEYAN-I HÂL: Halini anlatma, durumunu bildirme.
BEYAN-I İFHAMİYE: Bildirmek ve anlatabilmek için yapılan açıklama.
BEYAN-I TEFSİR: Huk: Mücmel ve mübhem bir sözden maksadın ne olduğunu açıklayan beyan.
BEYAN-I ZARURET: Huk: Zaruri beyandır. Susmak suretiyle ifade edilen mâna, beyan-ı zaruret kabilindendir.
BEYANAT: (Beyan. C.) Nutuklar, izahlar, açıklamalar, beyanlar.
BEYANNAME: f. Durumu yazı ile bildiren açıklama.
BEYARE: f. Kısa boylu ve bodur olarak yerde yetişen nebat, meyve ve sebze. Kavun, karpuz, kabak...gibi.
BEYARİŞ: f. Çare. Tedbir. Deva, derman. İlâç, tiryak.
BEYAT: Geceleyin çalışma, geceyi işle geçirme.
BEYAVAR: f. Meşguliyet, meşgul olma, uğraşma, iş.
BEYAZ: Aklık, beyazlık. * Aydınlık. * Yumurta akı. * Müsveddenin temize çekilmesi.(Aynada saçıma baktıkça, beyaz kıllar bana diyorlar: "Dikkat et!" İşte o beyaz kılların ihtariyle vaziyet tavazzuh etti. Baktım ki; çok güvendiğim ve ezvakına meftun olduğum gençlik elveda diyor ve muhabbetiyle pek çok alâkadar olduğum hayat-ı dünyeviye sönmeğe başlıyor ve pekçok alâkadar ve âdeta âşık olduğum dünya, bana "Uğurlar olsun" deyip, misafirhâneden gideceğimi ihtar ediyor. L.)
BEYAZÎ: Aklık, beyazlık. * Uzunluğuna açılan yazma kitap. * Sığır dili.
CERBEYA: Mağrib ile şimâl arasında esen yel.
CEREYÂN: Akma, akış, gidiş. Hareket. Akıntı. Gezme. Mürûr. Vuku, vâki olma. * Mc: Aynı fikir ve gaye etrafında toplananların meydana getirdikleri faaliyet ve hareket. Bu hareket; dinî, fikrî veya siyasî hareketler gibi birbirlerinden farklı sahalarda olabilir.
CEREYÂN-I HEVÂ: Hava akımı.
CEYA': Yağmur.
CEYAR: Gadaptan ve açlıktan dolayı göğüste olan hararet.
CEZALET-İ BEYANİYE: Beyan ilmine ait ve beyan sahasındaki cezâlet.
DERMEYAN: (Der-miyân) f. Ortada olan şey, arada.
DERMEYAN ETMEK: Anlatmak, söylemek, iddia ve defi'de bulunmak. Beyân. İleri sürmek.
DEYABÜZ: İki ırgaçla dokunan bez.
DEYACİR: (Deycür. C.) Karanlıklar, zulümatlar.
EDEYAN: f. Çok koşan hayvan.
EYADİ: (Eydi) (Yed. C.) Eller. * Mc: Sebepler. Nimetler.
EYADİ-İ KESİRE: Çok eller. Çok sebebler.
EYALAT: (Eyâlet. C.) Valilerin idareleri altında olan memleketler, vilâyetler.
EYALET: (C: Eyâlât) Vilâyet. Bir vâlinin idaresinde olan memleket, şehir.
EYAMA: (Eyyim. C.) Bekârlar, evli olmayanlar.
EYAMİN: (Eymen. C.) Pek hayırlı, uğurlu olanlar. En yümünlü.
EYAZİ: f. Kadınların yüzlerine örttükleri peçe, örtü.
FELSEFE-İ BEYAN: Beyan İlmindeki kaidelerin vaz'ediliş sebeb ve gayelerinin açıklanması.
FENN-İ BEYAN: (Bak: İlm-i beyan)
FEYA: Yahu... gibi mânaya gelir, hayret ifade eder.
FEYAC: Söz, kelam.
FEYAFÎ: (Feyfâ. C.) Çöller, sahralar.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
EYADİ : (Eydi) (Yed. C.) Eller. * Mc: Sebepler. Nimetler.
EY : (Arabçada) "Bak, dinle, dikkat et, yahut, demektir ki" mânalarına gelir. Bir ibareyi tefsir için kulanılır. Türkçede: Yakın nidâ içindir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...