| Kelime | Anlam |
|---|
| EYA: | f. Acaba mânasına nidâdır. "Hey, ey" gibi çağırma, nidâ, seslenme edatı olarak da kullanılır. |
| EYADİ: | (Eydi) (Yed. C.) Eller. Mc: Sebepler. Nimetler. |
| EYADİ-İ KESİRE: | Çok eller. Çok sebebler. |
| EYALAT: | (Eyâlet. C.) Valilerin idareleri altında olan memleketler, vilâyetler. |
| EYALET: | (C: Eyâlât) Vilâyet. Bir vâlinin idaresinde olan memleket, şehir. |
| EYAMA: | (Eyyim. C.) Bekârlar, evli olmayanlar. |
| EYAMİN: | (Eymen. C.) Pek hayırlı, uğurlu olanlar. En yümünlü. |
| EYAZİ: | f. Kadınların yüzlerine örttükleri peçe, örtü. |
| İçerisinde 'EYA' geçenler |
|---|
| ÂNİF-ÜL BEYÂN: | Biraz evvel bildirilen, az önce beyan olunan. |
| ATF-I BEYAN: | Mâkablini yâni mâtufun aleyhin mefhumunu izah ve te'kid için atfolunan tâbir. Meselâ: "Meseleyi izâh ve teşrih eyledi" cümlesindeki "ve" gibi. |
| ATİ-L-BEYAN: | Aşağıda sözü geçen, aşağıda zikredilen. |
| BEDİ-ÜL BEYAN: | İfadesi ve beyanı görülmedik güzellik ve gariplikte olan. |
| BEHREYAB: | f. Nasibi olan, hissesi olan. |
| BEMBEYAZ: | Her tarafı beyaz, çok beyaz. |
| BENDEYAN: | Hizmetçiler. Kullar. * Mensuplar. |
| BEYA: | f. Dolu, dolmuş. * Kapı, girilecek yer. |
| BEYABAN: | f. Çöl. Sahra. * İmar olunmamış arazi. * Kır. |
| BEYAD: | Mahvolma, yok olma, hiç olma. |
| BEYADIKA: | (Beyâzıka) (Beydak ve Beyzak. C.) Küçük yapılı, bodur boylu ve çabuk yürüşlü adamlar, paytaklar. * Satranç oyununda paytaklar, piyadeler. |
| BEYADİR: | Harmanlar. |
| BEYAH: | (C.: Büyâh) Küçük balık. |
| BEYAN: | İzah. Açıklama. Anlatma. Açık söyleme. * Öğretme. * Fesahat ve belâgat. * Edb: Belâgat ilminin hakikat, mecaz, kinâye, teşbih, istiâre gibi bahislerini öğreten kısmı. (Bak: Belâgat) * Söz olsun, iş olsun; vukû' bulan şeyden murad ne olduğunu o şey ile alâkası ve münâsebeti bulunan bir sözle veya bir fiil ile açıklamaktır. |
| BEYAN-I EFKÂR: | Fikirleri beyan etme, fikirleri söyleme. |
| BEYAN-I HÂL: | Halini anlatma, durumunu bildirme. |
| BEYAN-I İFHAMİYE: | Bildirmek ve anlatabilmek için yapılan açıklama. |
| BEYAN-I TEFSİR: | Huk: Mücmel ve mübhem bir sözden maksadın ne olduğunu açıklayan beyan. |
| BEYAN-I ZARURET: | Huk: Zaruri beyandır. Susmak suretiyle ifade edilen mâna, beyan-ı zaruret kabilindendir. |
| BEYANAT: | (Beyan. C.) Nutuklar, izahlar, açıklamalar, beyanlar. |
| BEYANNAME: | f. Durumu yazı ile bildiren açıklama. |
| BEYARE: | f. Kısa boylu ve bodur olarak yerde yetişen nebat, meyve ve sebze. Kavun, karpuz, kabak...gibi. |
| BEYARİŞ: | f. Çare. Tedbir. Deva, derman. İlâç, tiryak. |
| BEYAT: | Geceleyin çalışma, geceyi işle geçirme. |
| BEYAVAR: | f. Meşguliyet, meşgul olma, uğraşma, iş. |
| BEYAZ: | Aklık, beyazlık. * Aydınlık. * Yumurta akı. * Müsveddenin temize çekilmesi.(Aynada saçıma baktıkça, beyaz kıllar bana diyorlar: "Dikkat et!" İşte o beyaz kılların ihtariyle vaziyet tavazzuh etti. Baktım ki; çok güvendiğim ve ezvakına meftun olduğum gençlik elveda diyor ve muhabbetiyle pek çok alâkadar olduğum hayat-ı dünyeviye sönmeğe başlıyor ve pekçok alâkadar ve âdeta âşık olduğum dünya, bana "Uğurlar olsun" deyip, misafirhâneden gideceğimi ihtar ediyor. L.) |
| BEYAZÎ: | Aklık, beyazlık. * Uzunluğuna açılan yazma kitap. * Sığır dili. |
| CERBEYA: | Mağrib ile şimâl arasında esen yel. |
| CEREYÂN: | Akma, akış, gidiş. Hareket. Akıntı. Gezme. Mürûr. Vuku, vâki olma. * Mc: Aynı fikir ve gaye etrafında toplananların meydana getirdikleri faaliyet ve hareket. Bu hareket; dinî, fikrî veya siyasî hareketler gibi birbirlerinden farklı sahalarda olabilir. |
| CEREYÂN-I HEVÂ: | Hava akımı. |
| CEYA': | Yağmur. |
| CEYAR: | Gadaptan ve açlıktan dolayı göğüste olan hararet. |
| CEZALET-İ BEYANİYE: | Beyan ilmine ait ve beyan sahasındaki cezâlet. |
| DERMEYAN: | (Der-miyân) f. Ortada olan şey, arada. |
| DERMEYAN ETMEK: | Anlatmak, söylemek, iddia ve defi'de bulunmak. Beyân. İleri sürmek. |
| DEYABÜZ: | İki ırgaçla dokunan bez. |
| DEYACİR: | (Deycür. C.) Karanlıklar, zulümatlar. |
| EDEYAN: | f. Çok koşan hayvan. |
| EYADİ: | (Eydi) (Yed. C.) Eller. * Mc: Sebepler. Nimetler. |
| EYADİ-İ KESİRE: | Çok eller. Çok sebebler. |
| EYALAT: | (Eyâlet. C.) Valilerin idareleri altında olan memleketler, vilâyetler. |
| EYALET: | (C: Eyâlât) Vilâyet. Bir vâlinin idaresinde olan memleket, şehir. |
| EYAMA: | (Eyyim. C.) Bekârlar, evli olmayanlar. |
| EYAMİN: | (Eymen. C.) Pek hayırlı, uğurlu olanlar. En yümünlü. |
| EYAZİ: | f. Kadınların yüzlerine örttükleri peçe, örtü. |
| FELSEFE-İ BEYAN: | Beyan İlmindeki kaidelerin vaz'ediliş sebeb ve gayelerinin açıklanması. |
| FENN-İ BEYAN: | (Bak: İlm-i beyan) |
| FEYA: | Yahu... gibi mânaya gelir, hayret ifade eder. |
| FEYAC: | Söz, kelam. |
| FEYAFÎ: | (Feyfâ. C.) Çöller, sahralar. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar |
|---|
| EYADİ : | (Eydi) (Yed. C.) Eller. * Mc: Sebepler. Nimetler. |
| EY : | (Arabçada) "Bak, dinle, dikkat et, yahut, demektir ki" mânalarına gelir. Bir ibareyi tefsir için kulanılır. Türkçede: Yakın nidâ içindir. |