Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| EYD: | Kuvvet. |
| EYD: | Rücu' etmek. Avdet etmek. |
| EYDA': | Za'feran. |
| EYDİ: | (Yed. C.) Eller. Mc: Kuvvetler. (Daha çok Eyâdi şeklinde kullanılır.) |
| EYDİYE: | (Yed. C.) Nimet. Eller. |
| İçerisinde 'EYD' geçenler | |
| BEYD: | Helâk olmak. * Gayr, diğer. |
| BEYDA: | Tehlikeli mevki. * Sahra, çöl. * Medine ile Mekke arasında bulunan düz bir yer. |
| BEYDAH: | f. Sert başlı, haşarı at. |
| BEYDAHA: | İri ve şişmanca kadın. |
| BEYDAK: | Piyade dedikleri nesne. (Satranç âletlerindendir.) |
| BEYDANE: | (C.: Beydânât) Yabani dişi eşek. |
| BEYDE: | Gr: "Enne" lâfzı gibi, "şu kadar var ki, lâkin" mânâsında istisna edatlarındandır. |
| BEYDER: | f. Ekin harmanı. * Doğru lügat. |
| BEYDERÎ: | Harmancı. |
| BEYDÛDET: | Mahviyet, hiçlik, yok olma. |
| BÜREYDE BİN EL-HUSAYB EL-ESLEMÎ: | Horasan diyarında en son hicri 62 veya 63 yılında vefat eden sahabedir. (R.A.). Müslümanların ilk sancaktarıdır. 177 Hadis-i Şerif nakletmiştir. 14 tanesi Buharî ve Müslim'de mezkûrdur. |
| BÜREYDE BİN EL-HUSAYB EL-ESLEM: | Horasan diyarında en son hicri 62 veya 63 yılında vefat eden sahabedir. (R.A.). Müslümanların ilk sancaktarıdır. 177 Hadis-i Şerif nakletmiştir. 14 tanesi Buharî ve Müslim'de mezkûrdur. |
| CEYD: | (C.: Ecyed) Uzun boylu olmak. |
| CEYDER: | Kısa boylu. |
| CÜNEYD: | Küçük asker. Askercik. |
| CÜNEYD-İ BAĞDADÎ: | (Hicri: 207-298) Şafii Hz.lerinin talebesinden ders almıştır. Zamanın kutbu sayılmıştır. 30 defa yaya olarak hacca gitmiştir. Büyük velilerdendir. (K.S.) |
| DEYDAN: | Edep. * Âdet. |
| DEYDEN: | Edep. * Âdet. |
| DEYDENET: | Âdet, usul. |
| DEYDENUN: | Toplamak. * Haslet, huy, âdet. * Oyun. |
| EBU HUMEYD: | Ayı denilen canavar. |
| EBU TALHA ZEYD BİN SEHL (R.A.): | Ashab-ı Kiram arasında, sayılı kahramanlardan ve atıcılardandır. Resul-ü Ekreme (A.S.M.) atılan oklara göğsünü germiştir. 20 Hadis-i Şerif rivayet etmiştir. Hicri 34 tarihinde vefat etmiştir. Bütün muharebelere katılmış bir kahraman-ı İslâmdır. (R.A.) |
| EYDA': | Za'feran. |
| EYDİ: | (Yed. C.) Eller. * Mc: Kuvvetler. (Daha çok Eyâdi şeklinde kullanılır.) |
| EYDİYE: | (Yed. C.) Nimet. * Eller. |
| FEYD: | Sallanmak. |
| FEYDUM: | Bir nevi mâcun. |
| HEYD: | Depretmek. * Zahmetli olmak. |
| HEYD: | f. Ekinci yabası. |
| HEYDEB: | Yere yakın olan bulut. |
| HEYDEBÎ: | Atın bir çeşit yürümesi. |
| HODRİ MEYDAN: | "Kendine güvenen meydana çıksın!" mânâsında meydan okuma, kafa tutma. |
| HÜVEYDA: | f. Aşikâr. Zâhir. Belli. Apaçık. |
| KEYD: | Tuzak. Kötülük, hile. * Men'etmek. * Kusmak. * Çakmağın tezce ateşi çıkmayıp geçmek. * Cenk etmek, dövüşmek. * Karganın ötmesi. |
| LEYLE-İ SÜVEYDA: | Gece karanlığı. Geceye benzeyen siyahlık. |
| MEYD: | Deprenmek. Sallanmak. * Ziyaret etmek. * Hareket etmek. * Kırağı çalmak. * Meyletmek. * Neşv ü nemâ bulmak. * Başı dönüp midesi bulanmak. |
| MEYDAN: | Arsa. * Geniş yer. * Etrafı çevrilmiş, üstü açık geniş yer. |
| MEYDAN-I HARB: | Savaş meydanı, muhârebe alanı, harp meydanı. |
| MEYDAN-I HAŞİR: | Haşir meydanı. Haşrin yeri.(Sual: Meydan-ı Haşir nerededir?Elcevab: $ Hâlik-ı Hakîm'in herşeyde gösterdiği hikmet-i âliye, hatta tek küçük bir şey'e, çok büyük hikmetleri takmasiyle tasrih derecesinde işaret ediyor ki: Küre-i Arz; serseriyane, bâd-ı heva azim bir dâireyi çizmiyor.. belki mühim bir şey etrafında dönüyor ve meydan-ı ekberin daire-i muhitasını çiziyor, gösteriyor. Ve bir meşher-i azimin etrafında gezip, mahsulât-ı mâneviyesini ona devrediyor ki, ileride o meşherde, enzar-ı nâs önünde gösterilecektir. Demek, yirmibeş bin seneye karib bir daire-i muhitanın içinde, rivayete binaen Şâm-ı Şerif kıt'ası bir çekirdek hükmünde olarak o daireyi dolduracak, bir meydan-ı haşir bastedilecektir. Küre-i Arzın bütün mânevi mahsulâtı, şimdilik perde-i gayb altında olan o meydanın defterlerine ve elvahlarına gönderiliyor ve ileride meydan açıldığı vakit, sekenesini de yine o meydana dökecek; o mânevi mahsulâtları da, gaibden şehadete geçecektir. Evet Küre-i Arz; bir tarla, bir çeşme, bir ölçek hükmünde olarak o meydan-ı ekberi dolduracak kadar mahsulât vermiş ve onu istiab edecek mahlukat ondan akmış ve onu imlâ edecek masnuat ondan çıkmış. Demek Küre-i Arz bir çekirdek ve meydan-ı haşir, içindekilerle beraber bir ağaçtır, bir sünbüldür ve bir mahzendir. Evet, nasılki nurani bir nokta, sür'at-i hareketiyle nurani bir hat olur veya bir daire olur. Öyle de: Küre-i Arz; sür'atli, hikmetli hareketiyle bir daire-i vücudun temessülüne ve o daire-i vücud mahsulâtiyle beraber, bir meydan-ı haşr-i ekberin teşekkülüne medardır. $ M.) |
| MEYDAN-I İMTİHAN-I İNS Ü CÂN: | İnsan ve cinlerin imtihan meydanı, yani dünya. |
| MEYDAN-I MAHŞER: | Mahşer meydanı. |
| MEYDAN DAYAĞI: | Eskiden askeri mekteblerle kışlalarda tatbik edilen cezalardan biridir. Meydanda tatbik edildiği için bu adı almıştır. Arkadaşını yaralamak, hoca ve zâbitine hakarette bulunmak gibi büyük kabahatlerden dolayı verilen bu dayak cezası, saf saf dizilen bütün talebelerin; asker ise kışladaki askerlerin huzurunda atılırdı. Cezaya çarpılacak talebe yahut asker, meydana getirilerek cezayı icab ettiren kabahatle meydan dayağının tatbiki için verilen karar okunduktan sonra serilen bir battaniye üzerine yüzükoyun yatırılır, başının ucuna ve ayaklarının üstüne kuvvetli birer hademe yahut asker oturtulur, okulun inzibât subayı, asker ise bölüğün subaylarından biri ince kızılcık sopasıyla kaba etlerine vururdu.Bu gibi cezalar, herkes ibret alıp bu suçlar işlenmemesi için herkesin gözü önünde icra edilirdi. |
| NA-PEYDA: | f. Görünmeyen, açıkta değil, belirsiz. |
| NEVPEYDA: | f. Yeni çıkma. |
| NEYDELAN: | Kâbus denilen ağırlık ki uyku arasında olur. |
| PEYDA: | f. Mevcud, var olan, açık, âşikâr, meydanda olan. |
| REYDE: | (C.: Ruyud) Dağın sivri ve yumru tarafı. * Yavaş ve yumuşak esen rüzgâr. |
| RÜVEYDE: | (Rüvide) İnce, hoş, nazik. * Bitmiş, neşvünema bulmuş. |
| SAİD BİN ZEYD (R.A.): | Hz. Ömer'in (R.A.) amcasının oğluydu. Aşere-i Mübeşşere'den ve Ashabın ileri gelenlerindendi. Vazifeli olarak Habeşistan'a hicret edenlerdendi. Şam'ın fethine ve bir çok mühim muharebelere iştirak etti. Hicri 51 yılında vefat etti. |
| SEYDA: | Efendi, hoca, şeyh, seyyid mânasına talebelerin hocalarına karşı söylediği bir hürmet lâfzıdır. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| EYDA' : | Za'feran. |
| EY : | (Arabçada) "Bak, dinle, dikkat et, yahut, demektir ki" mânalarına gelir. Bir ibareyi tefsir için kulanılır. Türkçede: Yakın nidâ içindir. |