Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| EZR: | (C.: Uzur) Arka ve sırt. Kuvvet. |
| EZRA: | Kulağı beyaz, gövdesi siyah olan davar. |
| EZRA: | Çok konuşma. Çok yeme. Sözü düzgün ve pek fasih olan kimse. |
| EZRAB: | Diş kökü. |
| EZRAK: | Saf ve temiz su. Gök renkli, mâvi. |
| EZRAR: | (Zirr. C.) Elbise düğmeleri. |
| EZREBÎ: | Azerbeycan'ın Arapça adı. |
| İçerisinde 'EZR' geçenler | |
| BEZR: | Tohum. Keten tohumu. Mercimek, bakla, arpa gibi taneli tohum. |
| BEZR: | f. Ziraat, ekim. |
| BEZRE: | Koltuk kılının az olması. Yüzük halkası. |
| BEZREKA: | (Bak: Bedraka) |
| BEZR-GER: | f. Çiftçi, ekinci. Tohum serpen. |
| BEZR-KÂR: | f. Ekinci, çiftçi. Tohum saçan. |
| CEZR: | Kök, asıl, temel. Bünyâd. * Kesmek. * Mat: Kendi misline darbolunmakla (çarpılmakla) bir sayı meydana getiren rakam (Kare kök). Üç, dokuzun cezri'dir. Dokuz, üçün meczuru'dur. (Bak: Meczur) * Derya, deniz. * Arı kovanından bal almak. * Ay ve güneşin câzibesi te'siri ile deniz ve ırmak sularının çekilip kabarması. Buna "med ve cezir" hâdisesi denir. |
| CEZR-İ VETEDÎ: | Kazık kök. Kazık gibi yere derinliğine giden kök. (Havuç gibi.) |
| CEZRE: | Kasaplık koyun, keçi gibi davar. * Semiz koyun. |
| CEZRÎ: | Köklü. Kat'î. Köke âit ve müteallik. |
| EZRA: | Kulağı beyaz, gövdesi siyah olan davar. |
| EZRA: | Çok konuşma. * Çok yeme. * Sözü düzgün ve pek fasih olan kimse. |
| EZRAB: | Diş kökü. |
| EZRAK: | Saf ve temiz su. * Gök renkli, mâvi. |
| EZRAR: | (Zirr. C.) Elbise düğmeleri. |
| EZREBÎ: | Azerbeycan'ın Arapça adı. |
| FEZR: | Yarmak. * Ayırmak. * Bozup feshetmek.FEZZ : Yalnız şey. Bir kimsenin yalnız kendi başına olması. * Udûl. * Geri dönmek. * Buzağı. * Hafif. |
| HEZR: | Saçmasapan, boş ve mânâsız söz. |
| HEZRA: | (C.: Hezrât) Vurmak. |
| HEZREME: | Sür'atle okumak. Sür'atli kelâm. |
| İHTİSAD-I MEZRUAT: | Ekinlerin biçilmesi. |
| MEZR: | (Mezra) Zarif adam. * Bir kimseye düşmanlık etmek. * Parmakla çimdiklemek. * Su kırbasını tamamen doldurmak. * Tadını anlamak için biraz ağzına almak, içmek. |
| MEZR: | Fâsit olma. Bozuk olma. * Pis. * Ayrılık. |
| MEZRAA: | Tarla. Ekilip mahsul alınan mülk, yer. |
| MEZREVAN: | Dizin aşağısındaki kaba etlerin etrafı. |
| MEZRU': | Ekilmiş. Tohum ekilmiş yer. |
| MEZRU': | (C.: Mezruât) (Zirâ. dan) Arşınlanmış, ölçülmüş. Arşınla ölçülmüş. |
| MEZRUAT: | Ekili olan şeyler. Ekili yerler. |
| MEZRUAT: | (Mezru. C.) Arşınlanmış şeyler. Ölçülmüş nesneler. |
| MÜZERREB (MEZRUB): | Keskin kılıç. |
| NEZR: | Adak adamak. * Fık: Cenab-ı Hakka ta'zim için mübah bir fiilin yapılmasını deruhde etmek, öyle bir işin yapılmasını kendi nefsine vacib kılmaktır. |
| NEZR: | Suâlde ısrar etmek. * Az miktar, azlık. |
| ŞEZR (ŞEZİR): | Altın mâdeninden toplanan altın ufağı. * İnci parçaları. |
| ŞEZR: | Kızgınlık ve hiddetten dolayı gözucuyla bakmak. |
| ŞEZRE: | (C.: Şezerât-Şüzur) İşlenmemiş ham altun. * Süs için asılan inci ve altun. |
| ŞEZRE: | Bir kimseye yüz yüze bakmayıp şiddet ve öfke ile yandan bakış. Hasmâne bakış. Dargın bakışı gibi bakma. Göz değdirme. * İpi soluna bükme. * Tersine bükülmüş ip, urgan. * El değirmenini sola doğru çevirme. * Şiddet, suubet, zorluk. |
| ŞEZRE-MEZRE: | Darmadağınık. |
| ŞEZRE-MEZRE: | Darmadağınık. |
| TEZRİ': | Öksürme. * Genirmek. |
| TEZRİB: | Keskinletmek. |
| TEZRİCE: | (C.: Tüzrüc-Tezâric) Sülün kuşu. |
| TEZRİF: | Çoğaltmak. |
| TEZRİYE: | Savurmak. * Koyunun yününü kırkıp arkasında bir miktarını bırakmak. * Zelil etmek, kepâze yapmak. |
| VEZR: | Nurlu etmek, ışıklandırmak. * Kaftan eteğine birşey koyup götürmek. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| EZRA : | Kulağı beyaz, gövdesi siyah olan davar. |
| EZ : | f. ...den, ...den. |