Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
EZZ: Depretmek ve koparmak.
Kandırmak, aldatmak.
İçerisinde 'EZZ' geçenler
BA'DEZZEVAL: (Ba'de-z zevâl) Zevalden sonra, sona erdikten sonra.
BA'DEZZUHR: (Ba'de-z zuhr) Öğleden sonra.
BERÂY-I TENEZZÜH: Tenezzüh için, gezinti için.
BEZZ: Galip olmak.
BEZZ: Keten veya pamuktan mamul dokuma.
BEZZAZ: Bez satan. Manifaturacı.* Muhaddislerden bir zatın nâmı.
BEZZAZİSTAN: f. Esnaf çarşısı. Bedestan.
BEZZE: Hor ve hakir olmak.
CEZZ: Kesmek, biçmek.
CEZZAB: Fazla çekici olan. Cezub. Çok cezbeden.
CEZZAF: Ağ ile balık tutan balıkçı.
CEZZAR: Zâlim. Gaddar. Kanlı. * Deve kasabı.
CÜZ-İ LÂYETECEZZÂ: Bir daha bölünmeyen en küçük parça. En küçük cisim parçası. Tecezzisi kabil olmayan. Atom. Yani parçalansa, maddîlikten çıkıp kanun-u İlâhî ile bir nevi kuvvete inkılâb eder.
EHDÂB-I MÜHTEZZE: Titrek kirpikler.
ELEZZ: (Leziz. den) Çok lezzetli, en leziz.
ELEZZ-İ ET'İME: Yemeklerin en lezzetli olanı.
ERREZZAK: Bütün rızıkları ve faydalanacak şeyleri yaratan ve ihsan eden Allah (C.C.)
GAYR-I MÜTECEZZÎ: Ayrılamayan, bölünemeyen.
HÂDİM-ÜL LEZZAT: Lezzetleri mahveden, yıkan. (Ölüm)
HEZZ: Hızlı okumak. * Süratli kesmek.
HEZZ: Hareket ettirmek. Depretmek. Tahrik.
HEZZ: Vurmak, dövmek. * Isırmak.
HEZZA: İnsan topluluğu, hayvan sürüsü.
HEZZAM: Keskin.
HEZZAR: Devamlı saçmalayan adam.
HEZZUZ: Keskin.
İVEZZE: (C.: İvezz) Kaz. Ördek. * Gövdesi bodur olan. Bodur gövdeli olan.
KEZZ: Boğazına çıkana kadar yemek. * Çok yemekten dolayı ağırlaşmak.
KEZZ: Dar. * Münkabız, katı.
KEZZAB: Yalancı. Çok yalan söyleyen.
KEZZAB-I BÎ-HİCAB: Utanmaz ve hayâ etmez yalancı.
KEZZE: Katı sesli. * Kısa.
LÂYETECEZZA: Bölünmez. Parçalanmaz. Ayrılmaz. Tecezzi kabul etmez.
LEZZ: Uyku, nevm. * Sözü güzel olan, tatlı konuşan kişi. * Tatlı, leziz, lezzetli.
LEZZ: Bağlamak.
LEZZAT: (Lezzet. C.) Tatlılıklar. Lezzetler. Tadı hoş ve güzel olan şeyler.
LEZZAZ(E): Lezzetli, tatlı, leziz.
LEZZET: (C.: Lezzât) Tad, çeşni. Hoş ve güzel olan şey.(Dünyanın âkıbeti ne olursa olsun, lezaizi terketmek evlâdır. Çünki, âkıbetin ya saadettir, saadet ise şu fâni lezaizin terkiyle olur. Veya şekavettir. Ölüm ve idam intizarında bulunan bir adam, sehpanın tezyin ve süslendirilmesinden zevk ve lezzet alabilir mi? Dünyasının âkıbetini küfür sâikasiyle adem-i mutlak olduğunu tevehhüm eden adam için de terk-i lezaiz evlâdır. Çünki, o lezaizin zevaliyle vukua gelen hususi ve mukayyed ademlerden adem-i mutlakın elîm elemleri her dakikada hissediliyor. Bu gibi lezzetler, o elemlere galebe edemez. M.N.)
LEZZET-İ İLM: İlmin lezzeti.
LEZZET-ŞİNAS: f. Tad alan, lezzet alan.
LEZZET-YÂB: f. Lezzet bulan, tad bulan, lezzetlenen.
LEZZET-ŞİNAS: f. Tad alan, lezzet alan.
MEZZ(E): Emmek, mass.
MEZZA': (C.: Mezâyi) Koğucu. * Yalan. * Sırrını gizlemeyen kişi.
MEZZAH: Lâtifeci, şakacı.
MEZZER: Halep vilâyetinden getirilen siyah taş.
MİFEZZA: Tokmak.
MİLEZZ: Katı, şiddetli, şedid.
MÜBEZZİR: Müsrif, Sefih. Hesabsız sarfiyat yapan. Harcayan. * Çok söz söyleyen. Sırrı ifşâ eden.
MÜBEZZİR: Tohum eken âlet.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
EZ : f. ...den, ...den.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...