Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| FÎ: | Arabçada harf-i cerrdir. Mekâna ve zamana âidiyyeti bildirir. Ta'lil için, isti'lâ için ve yine harf-i cerr olan "bâ, ilâ, min, maa" harflerinin yerine kullanılır. Geçen mef'ul ile gelecek fasıl arasında geçer. Te'kid mânası da vardı. (L.R.)Başka bir ifade ile kısaca (fî) : "İçinde, içine, hakkında, hususunda, üzere, dâir, mütedair, beherine ve herbirine" mânalarına gelir. Kelimenin başına yazılır ve o kelimeyi "i" diye okuttuğu için ona harf-i cerr denir. Farsçada "Der", "Fî" yerinde kullanılır. |
| FÎ-ZAMANİNA: | Devrimizde. Zamanımızda. |
| FÎ: | (C.: Fîat) Baha, fiat, kıymet. |
| FÎ-İ CÂRÎ: | Geçer değer, muteber fiat. |
| FÎ-İ MAKTU': | Biçilmiş kıymet, kararlaştırılmış değer. |
| FİAL: | (Fiil. C.) Fiiller, yapılan şeyler. |
| FİAL: | Çocuk oyunudur. (Bir şeyi toprak içinde gizleyip sonra taksim edip "hangimizin hissesinde çıkar" diye ararlar.) |
| FİAM: | Çok kalabalık olan erkekler topluluğu. |
| Fİ AMAN-İLLAH: | Allahın muhafaza, siyânet ve hıfzında. |
| FİAT: | (Fî. C.) Kıymetler, değerler, bahalar. |
| FİCA: | Birdenbire, ansızın. |
| FİCAC: | İki dağ arasında geniş yol. (Bak: Fecc) |
| FİCACEN SÜBÜLÂ: | Turuk-u vâsia, geniş yollar. |
| FİCC: | Şam karpuzu. Tam olmamış olan meyve. |
| FİDA: | Dağıtmak. Atâ etmek. Hediye veya bahşiş olarak vermek. Bedel vermek. |
| FİDAM: | (Feddâm) : Su kabının üzerine koydukları süzgeç. Mecusilerin ağızlarını bağlamakta kullandıkları bez. |
| FİDRE: | Et parçası. |
| FİDYE: | Herhangi bir farzından birini yerine getirmeye gücü olmayan bir kimsenin Cenâb-ı Hak'tan özür dilemek kasdı ile, verdiği para veya sadaka. Esir veya kölelikten kurtulmak için verilen para. Fık: Fakirin sabahlı akşamlı bir günlük yiyeceği. |
| FİDYE-İ NECAT: | Bir kimsenin esirlikten veya başına gelen bir belâdan kurtulmak için, kendisi veya kendi namına başkası tarafından mecburen verilen para vesaire hakkında kullanılan bir tabirdir. Tabirin karşılığı, can kurtarma akçası demektir. |
| FİE: | Kalabalık, topluluk, cemaat. |
| FÎF: | (C: Efyâf- Füyuf) Düz yer. |
| FİGÂN: | f. Ağlayıp sızlama, bağırıp çağırma. |
| FİGÂN-PERVER: | f. Feryad ettiren, bağırtan. |
| FİGÂN-TİZ: | Yüksek feryad. |
| FİGÂR: | f. Ceriha, yara. İncinmiş, yaralı, müteessir manalarına gelir ve birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Dil-figâr $ : Yüreği yaralı. |
| FİGEN: | f. Yıkıcı, düşürücü, atıcı. |
| FİGENDE: | f. Yıkık, yıkılmış, düşkün. |
| FİGÜR: | Fr. Oyuncunun hareketi. Resim, şekil, canlı resim. Mecaz. |
| FÎH: | (Fî-h) Onda, onun hakkında. |
| FİHAL: | (Fahl. C.) İtibarlı, seçkin ve üstün kimseler. |
| FİHAM: | (Fahîm ve fahm. C.) İtibar ve nüfuz sahibi kişiler, ulu kimseler. |
| FİHHÎR: | Çok gururlanıp fahirlenen kimse. |
| FÎHİ NAZAR(UN): | Şüphe edilen bir mes'ele hakkında söylenir. "Ona bir bakmak, tetkik etmek lâzımdır" demektir. |
| FİHR: | (C: Efhâr) Destesenk dedikleri taş. Taş. |
| FİHRİS: | (Fihrist) Bir dükkânda veya bir kitabın içerisinde ne bulunduğunu sıra ile gösteren liste. (Kataloğ) (C: Fehâris) Her nesnenin aslı. Kanun. |
| FİİL: | (Fi'l) Müessirin te'siri. Amel, iş. Gr: Hâdiseye veya zamana delâlet eden kelime. (Sarf bilgisinde geniş izahı vardır.) Türkçede; gelme, gitme, yazma, okuma, gezme gibi kelimelere de fiil denir. (Fi'l diye de yazılır.) |
| Fİ'L-İ BASİT: | Gr: Basit fiil, tek kökten yapılan fiil. Meselâ: Gitmek, gelmek, olmak gibi. |
| Fİ'L-İ HİKÂYE: | Gr: Geçmiş zamanda olmuş fakat konuşan kimsenin görmüş olduğu bir işi anlatan fiil. Meselâ: Okumuş idi, yazmış idi, vurdu gibi. |
| Fİ'L-İ KIYASÎ: | Gr: Kurallı ve kaideli fiil. (İş'ten: işlemek; ateşten: Ateşlemek gibi) |
| Fİ'L-İ MA'LUM: | Etken fiil. Öznesi yani, faili belli olan fiil. |
| Fİ'L-İ MECHUL: | Gr: Faili yani öznesi bilinmeyen fiil. Edilgen fiil. Mesela: Yazılmak, içilmek, vurulmak gibi. |
| Fİ'L-İ MEZİD: | Fiilin aslına harf ilâve edilen fiil. |
| Fİ'L-İ MEZMUM: | Kötü, fenâ iş. Livâta ve zina. |
| Fİ'L-İ MUTÂVAAT: | Mâlum sigasında olduğu halde müteaddi bir fiilin mechulü gibi mânası olan fiildir. (Sevinmek, dövünmek gibi) |
| Fİ'L-İ MÜN'AKİS: | Organizmanın bir uyarmaya karşı birdenbire aldığı vaziyet, refleks. |
| Fİ'L-İ MÜREKKEB: | Gr: Yardımcı bir fiille birleşerek tek kelime hükmüne geçen fiil. Birleşik fiil. (Vurabilmek, yazabilmek, okuyabilmek gibi.) |
| Fİ'L-İ MÜSBET: | Gr: Müsbet fiil. Kendinde nefiy edatı bulunmayan fiil. |
| Fİ'L-İ ŞART: | şart fiili. (Bak: şart) |
| Fİ'L-İ ŞENİ': | Irza vuku bulan tasallut hakkında kullanılan bir tabirdir. Bununla birlikte, mutlaka cima' manâsına değildir. |
| Fİ'L-İ VÜCUBÎ: | Yapılması gereken, lâzım olan fiil. |
| İçerisinde 'FÎ' geçenler | |
| ADÂLET-İ İZAFİYE: | İzafi adalet veya adâlet-i nisbiye de denir. Küll'ün selâmeti için, cüz'ü feda eden adalet usulüdür.(Cemaat için ferdin hakkını nazara almaz, "ehvenüş-şer" diye bir nevi adalet-i izâfiyeyi yapmağa çalışır. Fakat adalet-i mahza kabil-i tatbik ise "adalet-i izafiye"ye gidilmez, gidilse zulümdür. M.) |
| AFÎ: | Silen, silinmiş. Affeden, bağışlayan. * Affedilmiş, bağışlanmış. * Yalvaran. * Uzun saçlı. * Tencere altında artaya kalan. |
| AFİF: | Temiz. Güzel. Nezih. İffetli ve namuslu olan. Haramdan sakınan. * Müstakim. |
| AFİFÂNE: | f. İffetlice. Temiz olarak. Nazif olarak. |
| AFİK: | Çok aptal. |
| AFİK: | Yalancı, iftiracı. |
| AFİL: | Uful eden. Gurub eden. Batan. * Görünmez olan. Kaybolan. * Fâni, geçici. |
| AFİLÛN (AFİLÎN): | (Afil. C.) Gelip geçici, fâni olanlar. * Gözden kaybolup gidenler. Uful edenler. |
| AFİN: | Affedenler. |
| AFİNİTE: | (Affinite) (Bak: Aşk-ı kimyevi) |
| AFİR: | Çok kötü niyetli. |
| AFİR: | Güneşte kum üstünde kurutulan et. |
| AFİRE: | Komşusuna bir şey vermeyen kadın. |
| AFİŞ: | Fr. Duvar ilânı. |
| AFİTAB: | f. Güneş. * Mc: Pek güzel. * Çok güzel yüz. |
| AFİTÂBÎ: | Güneşe âit. * Güzelliğe dâir. |
| AFİTE: | Dişi koyun. Koyun güdücü kız. |
| AFİYET: | Sağlık, selâmet, sıhhatli olmak. |
| AGFER-ÜL-GAFİRÎN: | Afvedenlerin en çok afvedeni. (Allah). |
| AGRAFİ: | yun. Yazma kabiliyetinin kaybedilmesi. |
| AHFİYE: | (Hıfâ. C.) Örtüler, perdeler, gizli şeyler. * Çiçeğin tomurcuğunu örten kabuk. |
| ALE-L-İNFİRAD: | Ferd olarak. Birer birer. |
| ANTROPOMORFİZM: | Sosy. İnsan şeklinde putlara inanma ve tapma esasına dayanan batıl bir din. Allah'ı insan vasıflarıyla tasavvur eden dinî inançlar da antropomorfizm'in başka kılıkta görünüşleridir. Meselâ aslı bozulmuş Musevilik ve Hıristiyanlıkta Allahın insan şeklinde düşünülmesi antropomorfizm denilen putperestliğe bir geri dönüştür. İslâm dini Allah'ın varlığı, sıfatları ve fiilleriyle eşsiz ve benzersiz olduğunu bildirmekle, en üstün ve mükemmel din olmak şerefine hak kazanmıştır. İslâmın "Görmek, işitmek, konuşmak" gibi insani vasıfları Allaha atfettiğini, ve bu sebeple antropomorfik dinler arasında yer aldığını iddia edenler ya bilgisiz ya da kasıtlı kimselerdir. Çünkü İslâm, Allahın "Görmek, işitmek, konuşmak" fiilinde insanın muhtaç olduğu organ ve şartlara muhtaç olmadığını bilhassa belirtir ve insan fiili ile hiçbir surette benzerliği bulunmadığını açıklar. İslâm en cahil insandan en âlim insana kadar herkese hitap eden bir din olduğu için, basit ve kaba düşünenlere, hareketlerinin Allah'dan gizli kalmayacağını anlatmak için Allah'ın, putperestlerin ilahları gibi konuşmaz, görmez, işitmez diye düşünmemelerini, Allah'ın her hal ve hareketlerinden haberdar olduğunu anlatmaktadır. |
| ASAFİR: | (Usfur. C.) Serçe kuşları. |
| ASFİYA: | Sâfiyet, takvâ ve kemâlât sâhibi ve Peygambere (A.S.M.) vâris olup, onun meslek ve gayelerini ihyaya ve tatbike çalışan muhakkik zatlar. (Derece-i şuhud derece-i iman-ı bilgaybdan çok aşağıdır. Yani : Yalnız şuhuduna istinad eden bir kısım ehl-i velâyetin ihatasız keşfiyatı, Verâset-i Nübüvvet ehli olan Asfiya ve Muhakkikinin şuhuda değil, Kur'ana ve vahye, gaybi; fakat sâfi, ihatalı, doğru hakaik-i imaniyelerine dâir ahkâmlarına yetişmez. Demek bütün ahval ve keşfiyatın ve ezvak ve müşâhedâtın mizanı : Kitab ve sünnettir. Ve mehenkleri Kitap ve Sünnetin desâtir-i kudsiyeleri ve Asfiya-i muhakkikinin kavanin-i hadsiyeleridir.M.) |
| ASFİYA-İ MUHAKKİKÎN: | Hakikatı tam araştıran, delillerle isbat eden, ilim ve fazilette terakki etmiş olan büyük İslâm âlimleri. |
| ASFİYA-İ MÜDEKKİKÎN: | İslâmî hakikatların tetkik ve bilinmesinde çok dikkatli ve sâdık olan büyük İslâm âlimleri. |
| ASHÂB-I FİL: | İslâmiyetten önce Kâbe-i Muazzamayı tahrib için Mekke'ye hücum eden Habeş ordusunun ismi ( Önlerinde fil bulunduğundan, zırhlı vasıtalar gibi ondan faydalandıklarından bu isim verilmiş olduğu nakledilir. |
| AVAM-FİRİB: | f. Halkın hoşuna gidecek tarzda hareket eden, halkı avlıyan, demagog. |
| AZM-İ ENFÎ: | Tıb: Burun kemiği. |
| BÂB-I ÂSAFÎ: | Tar: Sadrazam konağı. |
| BÂB-I HIFZ VE HAFÎZİYET: | Cenab-ı Hakk'ın herşeyi muhafaza edip varlığını devam ettirmesi bahsi. |
| BAST FÎ MAKAM-İL-KALB: | Nefis makamında ricâ mesabesindedir. Lütuf ve rahmeti, kurb ve ünsü kabule işarettir. |
| BED-FİAL: | f. Yaptığı işleri kötü olan. |
| BERFİN: | f. Kar ile ilgili, kardan. |
| BİKR-İ FİKİR: | f. İlk olarak söylenen fikir. |
| BİLFİİL: | Sırf kendisi. Kendi çalışması ile. Başkası karışmadan. |
| BİNT-ÜL-FİKİR: | Düşünce mahsulü. |
| BİYOFİZİK: | Canlıların bünyelerindeki hâdiselerin fizikî cephesini inceleyen ilim kolu. |
| BİYOĞRAFİ: | Şahısların hayatlarını mevzu edinen yazı çeşitlerine verilen isim. |
| CAFÎ: | Cefa eden, eziyet veren. |
| CAFİL: | Yürürken çabuk olan kimse. |
| CEFİF: | Kuru, kurumuş. |
| CEFİR: | Ok koyulan kap, mahfaza. |
| CEMAHİR-İ MÜTTEFİKA: | Birbiriyle anlaşmış, ittifak etmiş devletler. Müttefik cumhuriyetler. |
| CEMM-İ GAFİR: | Büyük cemâat, insan kalabalığı. Ekseriyet. * Muhâfızlar. |
| CÜMLE-İ FİİLİYE: | f. Fiil ile başlayan arabça cümle. Fiil cümlesi. |
| DAFİ': | Def'eden, menedici. Ortadan engeli kaldıran. * Cenâb-ı Hak. (C.C.) |
| DAFİA: | Def eden, muhafaza eden. |
| DAFİK: | Atılarak dökülen. Su ve emsali gibi akarak dökülen. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| FÎ-ZAMANİNA : | Devrimizde. Zamanımızda. |