Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
FİL: (C.: Efyal-Füyul) Daha ziyade Hindistan ve Asya gibi yerlerde bulunan iri vücudlu, hortumlu bir hayvan.
FİL SURESİ: Kur'an-ı Kerim'de 105. sure olup Mekke-i Mükerreme'de nâzil olmuştur.
FİL VAK'ASI: (Bak: Ebrehe)
FİLAHET: Çiftçilik, tarla işleri, rençberlik, çift sürmek.
FİLASL: (Fi-l-asl) Aslında olduğu gibi.
FİLCÜMLE: (Fi-l-cümle) Ezcümle, minelcümle. Bir hayli. Emsalinden beri.
FİLHAKİKA: (Fi-l-hakika) Hakikatte, esasında, hakikaten, doğrusu.
FİLHAL: (Fi-l-hâl) Şimdi, hemen.
Bu halde.
Hadd-i zâtında.
FİLİZ: Ağaç ve çiçek fidanı, taze sürgün.
Eritilip temizlenmemiş olan altun, gümüş,demir, bakır gibi külçe, ham maden.
Erimiş bakır.
FİLK: Zahmet, meşakkat.
Acib emir.
Parça.
FİLL: Yağmur yağmayıp ot bitmeyen yer, otsuz yer.
FİLMEDİNE(Tİ): (Fi-l-Medine(ti)) : Medine şehrinde.
FİLMESEL: Misaldeki gibi, meselâ.
FİLO: Birkaç savaş gemisinden mürekkep donanma parçası. Donanmanın bir kısım ve bölüğü.
FİLOZOF: (Bak: Feylesof)
FİLS: Put, sanem.
FİLUS: (Bak: Fülus)
FİLVAKİ': Vâki hâle göre. Vakide olduğu gibi.
FİLZE: (C: Fülüz-Eflâz) Parça, kıt'a.
İçerisinde 'FİL' geçenler
AFİL: Uful eden. Gurub eden. Batan. * Görünmez olan. Kaybolan. * Fâni, geçici.
AFİLÛN (AFİLÎN): (Afil. C.) Gelip geçici, fâni olanlar. * Gözden kaybolup gidenler. Uful edenler.
ASHÂB-I FİL: İslâmiyetten önce Kâbe-i Muazzamayı tahrib için Mekke'ye hücum eden Habeş ordusunun ismi ( Önlerinde fil bulunduğundan, zırhlı vasıtalar gibi ondan faydalandıklarından bu isim verilmiş olduğu nakledilir.
CAFİL: Yürürken çabuk olan kimse.
EFİL(E): (C. Afâl-Efâil) Genç küçük deve.
EL-BUĞZU FİLLAH: Allah için buğzetmek. Bütün şiddet, adavet ve düşmanlık Cenab-ı Hakk'ın (C.C.) rızası dairesindedir. İhlâsı kıracak, hissî hareketten sakınmaktır.(Cay-ı ibret bir hâdise: Bir vakit İmam-ı Ali (R.A.) bir kâfiri yere atmış. Kılıcını çekip keseceği zaman, o kâfir ona tükürmüş. O kâfiri bırakmış, kesmemiş. O kâfir ona demiş ki: - Neden beni kesmedin? Dedi:- Seni Allah için kesecektim. Fakat bana tükürdün, hiddete geldim, nefsimin hissesi karıştığı için ihlâsım zedelendi, onun için seni kesmedim. O kâfir ona dedi: "Beni çabuk kesmen için seni hiddete getirmekti. Madem dininiz bu derece safi ve hâlistir, o din haktır." dedi. M.)
ESAFİL: (Esfel. C.) Esfeller. Sefâlet çekenler. Pek adi ve bayağı kimseler. Çok alçak olanlar.
ESFEL-İ SÂFİLÎN: Sefillerin en sefili. Cehennem'in en aşağı tabakasındakiler.
ESFEL-İ SÂFİLÎN-İ HISSET: Alçaklığın en aşağı derecesi.
EZFİLE: Cemaat, topluluk, güruh, bölük.
FENAFİLİHVAN: (Fenâ fi-l-ihvân) Tefâni. Yani; kardeşlerin birbirinde fâni olması; kendi hissiyat-ı nefsaniyesini unutup, kardeşlerinin meziyyât ve hissiyâtı ile fikren yaşaması. Samimi ihlâs üzerine müesses en yakın dostluk, en fedakâr ve en civanmert kardeşlik.
FENAFİLLAH: (Fenâ fillâh) Tas: Abdin zât ve sıfâtının, Hakk'ın zât ve sıfâtında fâni olması. Başka bir ifade ile: Dünya alâkalarını külliyen kat' ve ehadiyet dergâhına tam bir teveccühle istiğrak haletidir. Sofi, bu maksada erebilmek için her şeyi terk eder.
FİL SURESİ: Kur'an-ı Kerim'de 105. sure olup Mekke-i Mükerreme'de nâzil olmuştur.
FİL VAK'ASI: (Bak: Ebrehe)
FİLAHET: Çiftçilik, tarla işleri, rençberlik, çift sürmek.
FİLASL: (Fi-l-asl) Aslında olduğu gibi.
FİLCÜMLE: (Fi-l-cümle) Ezcümle, minelcümle. Bir hayli. Emsalinden beri.
FİLHAKİKA: (Fi-l-hakika) Hakikatte, esasında, hakikaten, doğrusu.
FİLHAL: (Fi-l-hâl) Şimdi, hemen. * Bu halde. * Hadd-i zâtında.
FİLİZ: Ağaç ve çiçek fidanı, taze sürgün. * Eritilip temizlenmemiş olan altun, gümüş,demir, bakır gibi külçe, ham maden. * Erimiş bakır.
FİLK: Zahmet, meşakkat. * Acib emir. * Parça.
FİLL: Yağmur yağmayıp ot bitmeyen yer, otsuz yer.
FİLMEDİNE(Tİ): (Fi-l-Medine(ti)) : Medine şehrinde.
FİLMESEL: Misaldeki gibi, meselâ.
FİLO: Birkaç savaş gemisinden mürekkep donanma parçası. Donanmanın bir kısım ve bölüğü.
FİLOZOF: (Bak: Feylesof)
FİLS: Put, sanem.
FİLUS: (Bak: Fülus)
FİLVAKİ': Vâki hâle göre. Vakide olduğu gibi.
FİLZE: (C: Fülüz-Eflâz) Parça, kıt'a.
GAFİL: Dikkatsiz, iyi düşünmeyen, uyanık olmayan. Haberi olmayan, ihtiyatsız, başına geleceği önceden düşünmeyen. Allah'ı unutan. Kendi gayr-ı meşru zevkine dalan. (Günde bir taşı binâ-yı ömrümün düştü yere,Can yatar gafil, binası oldu viran bîhaber. (Niyazi-i Mısrî)
GAFİLÂNE: f. Körü körüne, ihtiyatsızca, dalgınlıkla. Gafilcesine.
GAFİLEN: Habersizce, gafil olarak.
GAVAFİL: (Gafile. C.) Gafiller, gaflette bulunanlar.
HADAFİL: Eski kaftanlar, eski elbiseler.
HÂFİL: Dolu, mümteli.
HİDROFİL: Fr. Suyu kolayca emen madde.
HOCA TAHSİN EFENDİ (FİLÂTÎ): (Vefatı: Mi. 1880) Yanya civarından (Filâtlı) olup Osmanlı Alimlerinin sonuncularındandır. Tarih-i Tekvin ve Esas-ı İlm-i Hayat gibi eserleri vardır.
HÜNKÂR MAHFİLİ: Eskiden camilerde padişahlar için yapılmış olan yerler. Bu mahfiller camilerin zemininden yüksek olarak yapılır ve caminin iç kısmını görmek için kafes konulurdu. Bunun haricinde kafesin birkaç yerinde 20-30 cm. en ve boyunda açılabilir küçük pencereler de bulunurdu.
İCFİL: Yaşlı kadın, ihtiyar kadın. * Korkak adam.
İNFİLAK: Açılma. Yarılma. Patlama. İnşikak etme.
İNFİLAL: Delinme, delik açılma. * Keskinliği kaybolma, körlenme, körleşme.
İNFİLAL-İ SEYF: Kılıcın keskinliğinin gitmesi, körlenmesi.
İSRAFİL: Dört büyük melekten biri olup Kıyamet günü cesedlere nefh-i ruh etmeğe ve Sur'u üfürmeğe vazifelidir. (Bak: Melâike)
KAFÎL: Kuru ağaç. * Parça parça olmuş ot. * Kamçı. Bir otun adı.
KÂFİL: Birinin yerine ödemeyi kabul eden. Kefil olan.
KAFİLE: (A, uzun okunur) Birlikte sefere çıkanların cemaatı. Kervan.
KAFİLE-SÂLÂR: f. Kafile reisi. Kafile başı.
KAVAFİL: (Kafile. C.) Kafileler. Birlikte yolculuk eden topluluklar. * Sıra sıra ve takım takım gönderilen şeyler.
KEFİL: (Kefâlet. den) Birisinin bir borcu ifâsı lâzım gelirken, ifâ etmediği takdirde, o borcu ifâyı kendi üzerine alan kimse. Kefâlet eden kimse.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
FİL SURESİ : Kur'an-ı Kerim'de 105. sure olup Mekke-i Mükerreme'de nâzil olmuştur.
FÎ : Arabçada harf-i cerrdir. Mekâna ve zamana âidiyyeti bildirir. Ta'lil için, isti'lâ için ve yine harf-i cerr olan "bâ, ilâ, min, maa" harflerinin yerine kullanılır. Geçen mef'ul ile gelecek fasıl arasında geçer. Te'kid mânası da vardı. (L.R.)Başka bir ifade ile kısaca (fî) : "İçinde, içine, hakkında, hususunda, üzere, dâir, mütedair, beherine ve herbirine" mânalarına gelir. Kelimenin başına yazılır ve o kelimeyi "i" diye okuttuğu için ona harf-i cerr denir. Farsçada "Der", "Fî" yerinde kullanılır.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...