Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| HÂCE: | f. Hoca, efendi, sâhib, muallim, âile reisi. |
| HÂCE-İ ÂLEM: | (Hâce-i Kâinat) Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (A.S.M.) bir ünvanı. |
| HÂCE-İ EVVEL: | Milletin ilmen ve fikren terakki etmesi için, çeşitli bilgileri, halkın rahatlıkla anlayabileceği bir lisan ile yayan kimse. |
| HACEB: | Gırtlak. |
| HACEBE: | (Hâcib. C.) Perdeciler, kapıcılar. İnsanın oturak yeri olan uzvu, kalça. (İkisine "hacebetan" derler) |
| HÂCEGÂN: | (Hâce. C.) f. Hocalar. Eskiden yüzbaşı rütbesi karşılığında sivil rütbe. Bâb-ı Âli kalemleri efendilerinden hususi bir rütbe taşıyan adam. |
| HÂCEGÂN-I DİVAN-I HÜMAYUN: | Eskiden devlet dairelerindeki yazı işlerinin başında ve bir takım mühim memuriyetlerde bulunanlar hakkında kullanılan bir tâbirdi. İkinci Mahmud zamanında yenilikler yapılıp memuriyete mahsus rütbeler ihdas olunurken hâcegânlık da rütbe sayılmış ve bunlara ait nişanla, resmi günlerde giyecekleri elbise de tâyin olunmuştu. Bu suretle hâcegân-ı divân-ı hümâyun tâbiri de tarihe karışmıştı. (O.T.D.S.) |
| HACEGÎ: | f. Tüccar, ticaretle meşgul olan kimse. Efendilik, hocalık. |
| HACEL: | (Hacl) Utanma, sıkılma, hayâlılık. |
| HACEL: | Keklik kuşu. |
| HACELAN: | Ayağında köstek olan kişinin yürümesi. Bir ayak üstüne yürümek. |
| HACELE: | (C.: Hacel-Hacelân-Haclâ) Dişi keklik. Çeşitli elbiselerle süslü gelin evi. |
| HACEN: | Eğrilik. |
| HACER: | Taş, kaya. İsmail Peygamber'in anasının ismi. |
| HACER-İ SEMAVÎ: | Gökten düşen taş. Gök taşı. |
| HACERAT: | (Hacer. C.) Taşlar, kayalar. |
| HACEREYN: | İki taş. Mc: Altun ile gümüş. |
| HACER-ÜL ESVED: | (El-Hacer-ül Esved) Kâbe'de bulunan meşhur siyah taş. Rengi siyah olduğundan "Esved" denmektedir. (İslâm Ansiklopedisi'ne göre: Kâbe'nin şark köşesinde olup, yerden bir buçuk metre yükseklikte kapıya yakın bir yerde yerleştirilmiş, üç büyük ve bir kaç tane de küçük parçadan müteşekkil ve gümüş bir halka ile çevrili ve bir adı da El-Ruh-ul Esved denilen taştır.)Rivayetlere göre; bu semavi bir taş olup Hz.İbrahim Aleyhisselâm'a Cebrail Aleyhisselâm tarafından getirildi. Daha evvel Ebu Kubeys Dağı'nda muhafaza ediliyordu.Hz. Ömer Radiyallahu anhu, Hacer-i Esved'e yaklaşıp öpmüş ve demiştir ki; "Çok iyi bilirim ki, sen zararı ve menfaatı olmayan bir taş parçasısın. Eğer Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm seni takbil ettiğini görmese idim, aslâ seni takbil etmezdim." (Sahih-i Buhari Tecrid-i Sarih Tercemesi) Kâbe'nin şark köşesinde ve yine yerden bir buçuk metre yüksekte diğer bir taş, El-Hacer-ül Es'ad (Mes'ud) da vardır ki; tavaf esnasında buna yalnız el ile temas edilir. |
| HÂCE-SERA: | f. Haremağası, hadımağası. |
| HÂCET: | (C.: Hâcât) İhtiyaç, lüzum, muhtaçlık. |
| HÂCETAŞ: | f. Eskiden bir efendinin müteaddit kölelerinden her biri. |
| HÂCETMEND: | f. İhtiyaç sahibi, muhtaç. |
| HÂCET-MENDÂNE: | f. Muhtaçcasına, ihtiyaçlı olarak. |
| HÂCET-MENDÎ: | f. Muhtaçlık, ihtiyaçlı olma. |
| HÂCETREVA: | İhtiyacı gideren, ihtiyaç olan bir şeyi te'min eden. |
| HACEVCA': | Uzun ayaklı adam. Uzun adam. |
| HACEZE: | Zâlimler. |
| HÂCETAŞ: | f. Eskiden bir efendinin müteaddit kölelerinden her biri. |
| İçerisinde 'HÂCE' geçenler | |
| ARZ-I HÂCET: | İhtiyacını, muhtaç olduğunu bildirmek. |
| BEHACET: | Güzellik. Güzel yüzlü olma. |
| DEF-İ HÂCET: | Abdest bozmak. |
| HÂCE-İ ÂLEM: | (Hâce-i Kâinat) Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (A.S.M.) bir ünvanı. |
| HÂCE-İ EVVEL: | Milletin ilmen ve fikren terakki etmesi için, çeşitli bilgileri, halkın rahatlıkla anlayabileceği bir lisan ile yayan kimse. |
| HACEB: | Gırtlak. |
| HACEBE: | (Hâcib. C.) Perdeciler, kapıcılar. * İnsanın oturak yeri olan uzvu, kalça. (İkisine "hacebetan" derler) |
| HÂCEGÂN: | (Hâce. C.) f. Hocalar. * Eskiden yüzbaşı rütbesi karşılığında sivil rütbe. * Bâb-ı Âli kalemleri efendilerinden hususi bir rütbe taşıyan adam. |
| HÂCEGÂN-I DİVAN-I HÜMAYUN: | Eskiden devlet dairelerindeki yazı işlerinin başında ve bir takım mühim memuriyetlerde bulunanlar hakkında kullanılan bir tâbirdi. İkinci Mahmud zamanında yenilikler yapılıp memuriyete mahsus rütbeler ihdas olunurken hâcegânlık da rütbe sayılmış ve bunlara ait nişanla, resmi günlerde giyecekleri elbise de tâyin olunmuştu. Bu suretle hâcegân-ı divân-ı hümâyun tâbiri de tarihe karışmıştı. (O.T.D.S.) |
| HACEGÎ: | f. Tüccar, ticaretle meşgul olan kimse. * Efendilik, hocalık. |
| HACEL: | (Hacl) Utanma, sıkılma, hayâlılık. |
| HACEL: | Keklik kuşu. |
| HACELAN: | Ayağında köstek olan kişinin yürümesi. * Bir ayak üstüne yürümek. |
| HACELE: | (C.: Hacel-Hacelân-Haclâ) Dişi keklik. * Çeşitli elbiselerle süslü gelin evi. |
| HACEN: | Eğrilik. |
| HACER: | Taş, kaya. * İsmail Peygamber'in anasının ismi. |
| HACER-İ SEMAVÎ: | Gökten düşen taş. * Gök taşı. |
| HACERAT: | (Hacer. C.) Taşlar, kayalar. |
| HACEREYN: | İki taş. * Mc: Altun ile gümüş. |
| HACER-ÜL ESVED: | (El-Hacer-ül Esved) Kâbe'de bulunan meşhur siyah taş. Rengi siyah olduğundan "Esved" denmektedir. (İslâm Ansiklopedisi'ne göre: Kâbe'nin şark köşesinde olup, yerden bir buçuk metre yükseklikte kapıya yakın bir yerde yerleştirilmiş, üç büyük ve bir kaç tane de küçük parçadan müteşekkil ve gümüş bir halka ile çevrili ve bir adı da El-Ruh-ul Esved denilen taştır.)Rivayetlere göre; bu semavi bir taş olup Hz.İbrahim Aleyhisselâm'a Cebrail Aleyhisselâm tarafından getirildi. Daha evvel Ebu Kubeys Dağı'nda muhafaza ediliyordu.Hz. Ömer Radiyallahu anhu, Hacer-i Esved'e yaklaşıp öpmüş ve demiştir ki; "Çok iyi bilirim ki, sen zararı ve menfaatı olmayan bir taş parçasısın. Eğer Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm seni takbil ettiğini görmese idim, aslâ seni takbil etmezdim." (Sahih-i Buhari Tecrid-i Sarih Tercemesi) Kâbe'nin şark köşesinde ve yine yerden bir buçuk metre yüksekte diğer bir taş, El-Hacer-ül Es'ad (Mes'ud) da vardır ki; tavaf esnasında buna yalnız el ile temas edilir. |
| HÂCE-SERA: | f. Haremağası, hadımağası. |
| HÂCET: | (C.: Hâcât) İhtiyaç, lüzum, muhtaçlık. |
| HÂCETAŞ: | f. Eskiden bir efendinin müteaddit kölelerinden her biri. |
| HÂCETMEND: | f. İhtiyaç sahibi, muhtaç. |
| HÂCET-MENDÂNE: | f. Muhtaçcasına, ihtiyaçlı olarak. |
| HÂCET-MENDÎ: | f. Muhtaçlık, ihtiyaçlı olma. |
| HÂCETREVA: | İhtiyacı gideren, ihtiyaç olan bir şeyi te'min eden. |
| HACEVCA': | Uzun ayaklı adam. * Uzun adam. |
| HACEZE: | Zâlimler. |
| HACHACE: | Korkudan melul olmak. * Sırrını demek isteyip yine dememek. |
| HACHACE: | Gizlenmek. |
| HATME-İ HÂCEGÂN: | f. Nakşi tarikatı mensublarının fikri ve nazarı mâsivadan tecerrüd ederek, topluca muayyen dua ve zikirlerini sonuna kadar okumaları. |
| HÎN-İ HÂCET: | İhtiyaca göre, ihtiyaç vakti. |
| HÎN-İ HACETTE: | Lüzumlu zamanında, ihtiyaç olduğu vakit. |
| HÂCETAŞ: | f. Eskiden bir efendinin müteaddit kölelerinden her biri. |
| İBN-İ HACER-İ ASKALANÎ: | (Hi: 773-852) Büyük hadis âlimidir. Şafiî mezhebinin meşhur fukahasından olup hadis üzerine çok eserleri vardır. |
| İNDELHACE: | İhtiyaca göre. İhtiyaç vaktinde. |
| KAZA-İ HÂCET: | İhtiyacını gidermek. * Büyük abdest bozmak. |
| LEDE-L-HÂCE: | İhtiyaç görüldüğü zaman. Hacet ânında. |
| MESS-İ HÂCET: | Lüzum görülme, iktiza etme, gerekme. |
| MUHACERE: | Birbirini men'etmek, birbirine engel olmak. |
| MUHACEMAT: | Hücumlar, üşüşmeler. Her taraftan ve birden hücum etmeler. |
| MUHACEME: | Hücum etme, saldırma. |
| MUHACERAT: | Göç etmeler, hicretler. Muhacirlik. |
| MUHACERET: | (Hicret. den) Hicret etme, göç etme, göçme. |
| MUHACET: | (Hecv. den) Karşılıklı olarak birbirini hicvetme, yerme. |
| MUHACEZE: | Fısıldamak. |
| MÜHACENE: | Kabahat, noksanlık, nâkıslık. * Asılsızlık. * Ayıplı söz söylemek. * İlmi zâyi olmak. |
| MÜHACERE: | Bir yerden ayrılmak. * Başka yere intikal etmek. |
| VAKT-İ HÂCET: | İhtiyaç vakti. Lüzumlu vakit. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| HÂCE-İ ÂLEM : | (Hâce-i Kâinat) Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (A.S.M.) bir ünvanı. |
| HAC : | (Hâcet. C.) İhtiyaçlar. * Devedikenleri. |
| HA : | Osmanlı alfabesinde sekizinci harftir ve ebced sayısı ile de sekizi ifade eder. $ şeklinde okunursa: Haram şey, haşarı yüzsüz kadın mânâlarına gelir. |