Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| HÂR: | f. Diken. |
| HÂR-I FİRKAT: | Ayrılık acısı. |
| HAR': | Yarmak. |
| HAR: | (Her) f. Merkep, himar, eşek. Çay ve havuz diplerinde olan balçık. Mc: İdraksiz kimse. Kargaşa. |
| HAR-İ DEŞTÎ: | Yaban eşeği. |
| HAR: | Yıkılmış, hedmolmuş. |
| HAR: | f. Hor, hakir, âdi. Aşağı. (Dinsiz, imansız ve din düşmanı ahlaksızların ve sefihlerin vasıfları.) |
| HARA': | Süstlük, zayıflık. |
| HARA: | Deve kuşu yumurtasının yeri. Ev ortası. |
| HARAB: | Viran. Issız. Yıkık. Perişan. |
| HARAB-ABAD: | f. Harabiyetle dolu olan yer. Tam harabe. |
| HARABAT: | Harabeler. Viraneler. Meyhâneler. |
| HARABE: | Harab yer. Şehir veya ev yıkıntısı. Perişan yerler. |
| HAR'ABE: | İnce kemikli, genç ve güzel kadın. Uzun. Yeşil üzüm çubuğu. |
| HARABENİŞİN: | f. Viranelerde, harabelerde oturan. |
| HARABEZAR: | f. Viranelik. Yıkıntı yeri. |
| HARABİYET: | (Harabî) Yıkılma. Yıkılış. Parçalanıp dağılış. Zillet ve sefalet içinde |
| HARAC: | Vaktiyle müslüman olmayan vatandaşlardan alınan vergiye denirdi. Arazi hasılatından veya çalışanların emeğinden elde edilirdi. Reşit ve vücudu sağlam olan gayr-ı müslim erkek verirdi. Buna harac-ı rüus veya cizye denirdi. Topraktan alınan vergiye de harac-ı araziye denilirdi. |
| HARAC-I MUKASSEME: | Arazinin hâsılatından yerin tahammülüne göre alınacak bir vergidir. bu harac, hâsılata taallûk eder. Bir sene içinde hâsılat tekerrür ederse bu harac da tekerrür der. Fakat mahsulât mevcud olmayınca bu vergi de alınmazdı. |
| HARAC-I MUVAZZAF: | Tar: Arazi üzerine her dönüm başına senevi maktuan muayyen bir miktar meblağ olarak alınacak bir vergidir. Buna "harac-ı vazife" adı da verilir. Bu vergi, zimmete taalluk eder ve araziden yalnız bilfi'l intifa edilmekle değil, intifaa temekkün ile de tahakkuk eder. Binaenaleyh, böyle bir araziyi sahibi kasden muattal bırakacak olsa, vergisini yine vermek mecburiyetindedir. (O.T. D.S.) |
| HARAC: | (Bak: Harec) |
| HARAC: | Beyazdan ve siyahtan meydana gelen, iki renk olan. |
| HARAC-GÜZAR: | f. Haraç verici. |
| HARAFE: | Aklın bozulması. Delilik. |
| HARAFET: | Hararetiyle dili yakan tad. |
| HARAHİR: | (Harhara. C.) Tıb: Akciğerden gelen hırıltılar. Uykuda iken horlamalar. |
| HARAİB: | (Harîbe. C.) Bir kimsenin geçineceği şeyler. |
| HARAİD: | (Harîde. C.) Kızlar, bâkireler. Delinmemiş inciler. |
| HARAİF: | (Harife. C.) Ev için yapılan güz hazırlıkları. |
| HARAİT: | Haritalar. |
| HARAK: | Ateş, nâr. |
| HARAK: | Korkudan veya utanmaktan dolayı dehşet içinde kalmak. |
| HARAM: | Helâl olmayan, İslâmiyetçe ve dince nehyedilen şeyler ve ameller. Allah'ın izin vermediği, men'ettiği şeyler. Helâlin zıddı olan şey. |
| HARAMİ: | Katı-üt tarik, yol kesen. Haydut. |
| HARAMİLİK: | Tar: Akıncı kumandanının iştirak etmediği ufak kuvvetler tarafından düşman memleketlerine yapılan akınlar. Bu akınlara yüz ve daha fazla akıncı iştirak ederdi. Akıncı kuvvetleri yüzden az olduğu takdirde "çete" ismini alırlardı. Büyük akınlarda olduğu gibi haramilik suretiyle yapılan akınlarda da alınan esirlerden "pencik" denilen beştebir vergi alındığı halde, çeteden bu vergi alınmazdı. |
| HARAM-ZADE: | Gayr-ı meşru münasebetten doğmuş çocuk. Piç. |
| HARARET: | Sıcaklık. |
| HARARET-İ GARÎZİYE: | Vücudun normal harareti. |
| HARARET-İ GARİZİYYENİN İLTİHABI ZAMANI: | İnsanda şehvanî ve nefsanî hislerin galeyanda olduğu devresi. |
| HARARET-İ HEVÂ: | Havanın harareti. Havanın sıcaklığı. |
| HARARET-BİN: | f. Termometre. Sıcaklık derecesini gösteren âlet. |
| HARÂS: | f. Hayvanla döndürülen değirmen. |
| HARÂS-I HARÂB: | Harap olmuş değirmen. Mc: Dünya. |
| HARAS: | f. Dilsizlik, dilsiz olma. |
| HARASET: | Çift sürme. Sürülen yer. Tarla. Ekincilik, çiftçilik. |
| HARAŞ: | f. Hayvan ile döndürülen değirmen. |
| HARAŞİF: | (Harşef. C.) Balık pulları. Pul pul olan şeyler. Yaprakları balık puluna benzeyen bitkiler. |
| HARAT: | Davarın memesinde olan bir hastalık. (Sütün parça parça, ufanmış gibi çıkmasına sebep olur) |
| HARATÎN-İ HASSA: | Osmanlılar zamanında Topkapı Sarayı'ndaki bir sınıf san'atkârın adı idi. Bunlar demir ve ağaç eşyayı tesviye ederlerdi. Bugünkü tâbirle tornacı demekti. Bileziklerden çarklara ve silâh yivlerine kadar her çeşit şey yaparlardı. (O.T.D.S.) |
| HARAZ: | Tasadan veya aşktan dolayı zayıflayan. |
| İçerisinde 'HÂR' geçenler | |
| ADEM-İ HÂRİCÎ: | İlm-i İlâhide mevcud olup, maddi vücudu olmayan.(Adem-i mutlak zaten yoktur; çünkü bir ilm-i muhit var. Hem daire-i ilm-i İlâhînin harici yok ki, bir şey ona atılsın. Dâire-i ilim içinde bulunan adem ise, adem-i hâricidir ve vücud-u ilmiye perde olmuş bir ünvandır. Hatta bu mevcudat-ı ilmiyeye bazı ehl-i tahkik "A'yan-ı sâbite" tabir etmişler. Öyle ise, fenaya gitmek, muvakkaten haricî libasını çıkarıp, vücud-u mâneviye ve ilmîye girmektir. Yani, hâlik ve fani olanlar, vücud-u hâricîyi bırakıp; mâhiyetleri bir vücud-u mânevi giyer, dâire-i kudretten çıkıp dâire-i ilme girer. M.) |
| AHAR: | (Aher) Gayrı, başkası. Diğeri. |
| AHAR: | f. Hattatların kullandıkları kâğıda sürülen nişastalı yumurta. * Kahvaltı. * Bir nevi çelik. |
| AHARR: | Daha sıcak, en sıcak. |
| ÂLÂT-I HARBİYE: | Harb âletleri, silâhlar. |
| ALU-YU BUHARA: | Türkistan eriği. |
| ARÂZİ-İ HARACİYE: | Müslümanlar tarafından fetholunan ve ulul-emir tarafından müslim olmayan eski sahibi elinde bırakılan veya hâriçten müslim olmayanlar getirilerek yerleştirilen arâzi. |
| ARZ-I HARAC: | Harac veya vergi veren memleket. |
| A'SÂB-I MUHARRİKE: | Hissi, duyguyu vücuttaki haber merkezine bildiren sinirler. Hareket ettirici sinirler. |
| ASHAR: | Saçı kızıl adam. Kırmızı tüylü hayvan. |
| ASHAR: | (Sıhr. C.) Evlenme neticesinde akraba olan erkekler. (Kayınbiraderler, kayınpederler, güveyler.) |
| AŞİYAN-I HARÂB: | Yıkılmış yuva, tahrib edilmiş mesken. |
| ATEŞ-İ BAHAR: | Lâle. * Kırmızı renkli gül. |
| ATEŞ-HÂR: | f. Keklik. * Merhametsiz, şefkatsiz ve zalim adam. |
| ATHAR: | (Tâhir. C.) Kadınların aybaşı ve doğumdan çıktıkları zamanlar. |
| ATHAR: | Daha tâhir. En temiz. |
| AZHAR: | En zâhir. En açık. Besbelli. Bedihi olan, rûşen. * Bir ibârenin en açık ve kat'i olan mânası. |
| ATEŞ-HÂR: | f. Keklik. * Merhametsiz, şefkatsiz ve zalim adam. |
| BAB HARCI: | Mahkemelerde kadıların, naiblerin, mal ve mukataa kalemlerinde bulunan memurların aldıkları bir nevi harç. |
| BA'DE HARAB-İL BASRA: | Basra harab olduktan sonra. * Mc: İş işten geçtikten sonra. |
| BA'DEL HARB: | (Ba'de-l harb) Muharebeden, harpten sonra. |
| BAHAR: | Güzellik. * Güzel. * Papatya. * Ölçek. * Put, sanem. * Atılmış pamuk. * Tarçın, karanfil ve karabiber gibi güzel kokulu ve ısıtıcı tohumlar ki, bazı yiyecek ve içeceklere de karıştırılır. * Sığır gözü. * İyi kokulu bir sarı çiçek. |
| BAHAR: | f. Kış ile yaz arasındaki mevsim. İlk bahar. Rebi'. |
| BAHAR-I HAYAT: | Hayatın baharı olan gençlik çağı. |
| BAHAR-I ÖMR: | Ömrün baharı, gençlik. |
| BAHAR: | Ağız kokusu. |
| BAHARAT: | Karanfil, tarçın, karabiber gibi sert kokulu şeyler. |
| BAHARET: | Üstünlük, seçkinlik. |
| BAHARET: | Galip olmak. |
| BAHARÎ: | İlkbahara âit. İlkbaharla ilgili. |
| BAHARİSTAN: | f. İlkbaharın hüküm sürdüğü zaman. * Yeşil ve çiçekli yer. * Molla Câmi'nin eseri. |
| BAHARİYYE: | Edb: Birini övmek için yazılan ve bahar tasviriyle başlayan kaside. * Tar : Yeniçeri ağasından itibaren padişah tarafından Yeniçeri kâtibiyle ocak ağalarına verilen baharlık. |
| BAHHAR: | (Bahr. den) Gemici, denizci. |
| BASAL-İ HARİF: | Acı soğan. |
| BATÎ-ÜL HAREKE: | Davranış ve hareketi ağır. |
| BEDR MUHAREBESİ: | Bedir, Mekke-i Mükerreme ile Medine-i Münevvere arasında bir yer olup; Hz. Peygamber Efendimizin hicretinin ikinci senesi orada Kureyşîlere karşı kazandıkları muzafferiyetle meşhurdur. Bedir, bir ovanın kenarında olup Mescid-ül Gamame isminde bir câmi ve Bedir muharebesinde şehid olan sahabelerden 13 zâtın türbeleri mevcuttur. Bedir harbi, Ramazanda Cuma günü vuku bulup Peygamber Efendimizin (A.S.M.) maiyetinde 320 kişi vardı. Bunların sekseni muhacirînden, gerisi ensardandı. Kureyş kervanı ile Şam'dan dönen Ebû Süfyan'ın önüne çıkılmış iken, Ebû Süfyan haber alarak Mekke'den yardım istemiş, Ebû Cehil'in maiyetinde Mekke'den gelenlerle beraber Kureyşliler 1000 kişi kadar olmuşlardı. |
| BEYT-ÜL HARAM: | (Beyt-ül Haram) Kâbe-i Muazzama'nın etrafının bir ismi. Kâfirlerin yaklaşmaları men' edildiği, onlara haram olduğu için bu isimle alınır. (Bak: Kâbe) |
| BEYZAT-ÜL HARR: | Şiddetli sıcaklık. |
| BİHAR: | (Bahr. C.) Denizler. Deryalar. * Mc: İlmi çok olan âlimler. |
| BÎ-HAR: | f. Dikensiz. |
| BÎ-HAREKET: | f. Kımıldamıyan, hareketsiz. |
| BUHAR: | Suyun buğu haline gelmiş şekli. * Seyyal, lâtif cisim. |
| BUHARÎ: | (Hi: 194-256) Buhâralı. 600 bin hadisten seçilen 7275 hadis ile en mu'teber ve en sahih Sahih-i Buharî ismi ile anılan hadis kitabının müellifi. (Bak: Kütüb-ü Sitte)(Buharî ve Müslim ki, Kur'andan sonra en sahih kitab olduklarını, ehl-i tahkik kabul etmiş. M.) |
| BUY-İ EZHAR: | Çiçeklerin kokusu. |
| BÜHAR: | Deniz balıklarından bir beyaz balık. |
| BÜHARİSE: | Altın ve gümüşten üç kıntar veya üçyüz rıtıl. |
| CAHAR: | Kuyunun içinin geniş olması. |
| CEHARET: | Sesin yüksek olması. Ses yüksekliği. |
| CELALEDDİN-İ HARZEMŞAH: | (Vefâtı M.: 1231) Mengü berdi (Allah verdi) ismi de verilir. Harzemşah soyunun 7nci ve son hükümdarıdır. Tarihte cesaret ve irfanı ile tanınmıştır. O zamanın deccalı olan Cengiz'in kahır ve şiddeti karşısında İrân ve Turân korku ve zillete düştüğünde Celâleddin, Cengiz'in ordularını müteaddit defalar mağlub etmiştir. Kendisine pederinden şehzadelikten başka bir şey kalmadığı halde Harzem'de, Hind'de, Irak'ta, Azerbeycan'da dört devletin meydana gelmesine muvaffak oldu. Küçük küçük kuvvetlerle üç milyon askere sâhib Tatar devletine karşı yirmiden ziyade zafer kazandı. Moğol taarruzlarından birisinde bir dağa çekildiği sırada bir çapulcu taifesi tarafından sırtından hançerlenerek şehid edildi. (R. Aleyh)(Meşhurdur ki: Bir zaman İslâm kahramanlarından ve Cengiz'in ordusunu müteaddit defa mağlub eden Celaleddin-i Harzemşah harbe giderken vüzerâsı ve etbaı ona demişler: "Sen muzaffer olacaksın; Cenab-ı Hak seni galip edecek." O demiş: "Ben Allah'ın emriyle, cihad yolunda hareket etmeye vazifedarım, Cenab-ı Hakk'ın vazifesine karışmam, muzaffer etmek veya mağlub etmek onun vazifesidir." İşte o zât bu sırr-ı teslimiyeti anlamasıyla hârika bir surette çok defa muzaffer olmuştur. M.N.) |
| CİHAR: | f. (Bak: Çâr) |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| HÂR-I FİRKAT : | Ayrılık acısı. |
| HA : | Osmanlı alfabesinde sekizinci harftir ve ebced sayısı ile de sekizi ifade eder. $ şeklinde okunursa: Haram şey, haşarı yüzsüz kadın mânâlarına gelir. |