Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
HÎK: Tulum.HİK $ (Heykal-Heykam) : Devekuşunun erkeği.
İnce uzun.
HİKAL: Zayıflık, süstlük.
HİKAYAT: Hikâyeler.
HİKÂYE: (Hikâyet) Bir hâdiseyi anlatmak. Anlatma.
Olmuş bir hâdise.
HİKÂYE-NÜVİS: f. Hikâye ve roman yazarı. Hikâyeci, romancı.
HİKÂYE-PERDÂZ: f. Hikâye anlatan, hikâye ve roman söyleyen.
HÎKÇE: f. Küçük tulum.
HİKEM: (Hikmet. C.) Hikmetler.
HİKEMÎ: Hikmet ve düşünceye ait.
HİKEMİYYAT: Hikmet ve felsefeye âit söz ve düşünceler. Yeni yeni bilgiler veren kıssalar, ibret verici hâdiseler bildiren yazılar, sözler.
HİKKA: Dört yaşına basan dişi deve.
HİKKAB: Uzun boylu, büyük karınlı kişi.
HİKKE: (C.: Hikek) Kaşıntı.
HİKMET: İnsanın, mevcudatın hakikatlerini bilip hayırlı işleri yapmak sıfatı. Hakîmlik. Eşyanın ahvâlinden, hârici ve bâtini keyfiyetlerinden bahseden ilim. (Buna İlm-i Hikmet deniyor)
Herkesin bilmediği gizli sebeb. Kâinattaki ve yaradılıştaki İlâhî gaye.
Ahlâka ve hakikata faydalı kısa söz.
Sır.
Bilinmeyen nokta. İlim, adâlet ve hilimin birleşmesinden doğan değerli sıfat.
Kuvve-i akliyenin vasat mertebesidir. Hakkı hak bilip imtisal etmek, batılı batıl bilip içtinab etmektir.
Allah'a itaat, fıkıh ve sâlih amel.
Akıl, söz ve hareketteki uygunluk.
Hak emre uymak.
Allah'ın yarattıklarında tefekkür. (Bak: Felsefe)
HİKMET-İ AMELİYE: Pratik bilgi.
HİKMET-İ ÂMME: Her şeyin alakâlı olduğu İlâhî gaye. Her şeyi kanun ve nizamına itaat ettiren umumi faydalar. Yaratılıştaki, kâinattaki umumi ve ilâhi gaye.
HİKMET-İ ATİKA: Eski hikmet.
HİKMET-İ BEDAYİ': f. Güzel sanat bilgisi. Güzel san'at sevme (estetik).
HİKMET-İ EFGAN: f. Ağlayıp sızlamanın hikmeti. Feryadın, inleyişin gizli sebebi.
HİKMET-ÜL EŞYA: Eşyanın hikmetleri. Fizik, kimya, botanik gibi ilimler.
HİKMET-İ İLÂHİYE: Allah'ın hikmeti. Mahlûkatın yaratılışında Allah'ın gayeleri.
HİKMET-İ KUR'ANİYE: Kur'an'a mahsus hikmet. (Amma Hikmet-i Kur'âniye ise; nokta-i istinadı, kuvvete bedel hakkı kabul eder. Gâyede menfaate bedel fazilet ve rızâ-yı İlâhîyi kabul eder. Hayatta düstur-u cidal yerine düstur-u teâvünü esas tutar. Cemaatlerin râbıtalarında; unsuriyet, milliyet yerine râbıta-i dinî ve sınıfî, ve vatanî kabul eder. Gayâtı, hevesât-ı nefsâniyenin tecavüzatına sed çekip ruhu maâliyata teşvik ve hissiyat-ı ulviyyesini tatmin eder ve insanı kemâlât-ı insaniyeye sevk edip insan eder... Hakkın şe'ni, ittifaktır. Faziletin şe'ni, tesanüddür. Düstur-u teâvünün şe'ni, birbirinin imdadına yetişmektir. Dinin şe'ni, uhuvvettir, incizabdır. Nefsi gemlemekle bağlamak, ruhu kemâlâta kamçılamakla serbest bırakmanın şe'ni saadet-i dâreyndir. S.)
HİKMET-İ MADDE: İşin hikmeti.
HİKMET-İ SAMEDÂNİYE: Samed olan Allah'ın hikmeti.
HİKMET-İ TABİİYE: Fizik bilgisi.
HİKMET-İ TECRÜBİYE: Tecrübeye dayanan hikmet ve ilim.
HİKMET-İ TEŞRİ': (Hikmet-i teşriiye) Şeriata dayanan kanun yapma ilmi. Şer'î ve Rabbanî kanunların hikmeti.
HİKMET-AMİZ: f. Hikmetli, hikmetle karışık, hikmeti içine alan.
HİKMET-AMUZ: f. Hikmetli.
Hikmet öğreten.
HİKMET-EDA: f. Hikmetli.
HİKMET-FEŞAN: f. Hikmet neşreden, hikmet yayan.
HİKMET-FÜRUŞ: f. Hikmet bildiğini iddia eden, hikmet satan.
HİKMET-NÜMA: f. Hikmet gösteren.
HİKMET-ŞİNAS: f. Hikmet bilen.
HİKMET-ENDUZ: Hikmet kazanan.
İçerisinde 'HÎK' geçenler
ADAHİK: (Udhuke. C.) Şakalar, gülünç şeyler.
BÂB-I HİKMET: Cenab-ı Hakk'ın herşeyi hikmetli ve maslahatlı yaratması bahsi.
BAHİK: Tek gözü kör olan adam.
BAHİKA: Görmiyen, kör (göz).
CİBAL-İ ŞÂHİKA: Yüksek dağlar.
CİLAHİK: Eskiden kemankere ile ve şimdi de tüfek ile atılan yuvarlak nesne.
DAHİKE: (C.: Davâhik) Azı dişlerinden her biri.
DÂR-ÜL HİKMET: Hikmet yeri. Hikmetlerin hükmettiği, hikmet beşiği dünya. * Osmanlı devrinde Şeyh-ül İslâmlık makamının bir ismi.
DARÜL HİKMETİL İSLAMİYE: (Dâr-ül Hikmet-il İslâmiye) Bu teşkilât, son devirlerde gerek imparatorluk ve gerekse İslâm Aleminde ortaya çıkan bir takım dini mes'elelerin halli ve İslâma yapılan hücumların İslâm ahkâmına göre cevaplandırılması için 12 Ağustos 1334 (25 Ağustos 1918) tarihinde 5. Mehmed Reşat ve Şeyhülislâm Musa Kâzım Efendi'nin zamanda kurulmuştur.Ayrıca halkın her türlü dini ihtiyaçlarını, ilmi bir metodla yerine getirmek için her türlü neşriyat ve beyannameleri ele almakta ve halkımızı dahilî ve haricî tehlikelere karşı tenvir etmekteydi. Ecnebilerin sordukları suallere, komisyonlarda görüşülmek suretiyle resmen cevap verildiği gibi; müracaat eden her müslümana da gerekli cevap veriliyordu.Osmanlı İmparatorluğu'nun karışık ve Avrupa hayranlığının devlet müesseselerinin her kademesinde revaçta olduğu bir zamada, ahlâk ve imanı elde tutmak, bu teşkilâtın en başta gelen vazifelerinden biri idi.Matbuatta İslâma yapılan hücumlara ve İslâmı, hurafeler dini gibi göstermeğe çalışan yazarlara gerekli cevaplar veriliyor ve cezalandırılmaları için de Dahiliye Nezareti'ne resmen müracaat ediliyordu.Bu teşkilâta tâyin olunan azalar azil, tâyin, istifâ ve vefatlarla 28 kadardır. Aslında, dokuz aza, bir reisten teşekkül ediyordu. Bu zâtların tâyinleri gelişi güzel olmadığı gibi, bu teşkilâtın içinde mevcut bulunan üç komisyondan birine (fıkıh, kelâm ve ahlâk) girebilecek ilmî kariyere (meslek) sahip olmaları icab ediyordu.Bu müesseseye "İslâm Akademisi" veya "Yüksek İslâm Şurası" da diyebiliriz. Kuruluşu ile son derece faydalı ve o nisbette hizmetleri olmuş bir teşkilâttır. Fakat kuruluş tarihi olan 1918'den 1922'ye kadar devam etmekle, ancak dört senelik bir faaliyeti olmuştur.
DESATİR-İ HİKMET: Hikmet düsturları. Hikmet ve maslahatın iktiza ettirdiği kaideler.
EHL-İ HİKMET: Hikmet ehli, hikmet bilen.
FENN-İ HİKMET: Felsefe bilgisi. (Bak: Hikmet)
FENN-İ HİKMET-ÜL EŞYA: Tabiat bilgisi. Eşyadaki intizam, mükemmellik ve insanlara olan faydaları ve onlardan faydalanmak hakkında bilgi veren ilim kolu.
Fİ'L-İ HİKÂYE: Gr: Geçmiş zamanda olmuş fakat konuşan kimsenin görmüş olduğu bir işi anlatan fiil. Meselâ: Okumuş idi, yazmış idi, vurdu gibi.
HİKAL: Zayıflık, süstlük.
HİKAYAT: Hikâyeler.
HİKÂYE: (Hikâyet) Bir hâdiseyi anlatmak. Anlatma. * Olmuş bir hâdise.
HİKÂYE-NÜVİS: f. Hikâye ve roman yazarı. Hikâyeci, romancı.
HİKÂYE-PERDÂZ: f. Hikâye anlatan, hikâye ve roman söyleyen.
HÎKÇE: f. Küçük tulum.
HİKEM: (Hikmet. C.) Hikmetler.
HİKEMÎ: Hikmet ve düşünceye ait.
HİKEMİYYAT: Hikmet ve felsefeye âit söz ve düşünceler. Yeni yeni bilgiler veren kıssalar, ibret verici hâdiseler bildiren yazılar, sözler.
HİKKA: Dört yaşına basan dişi deve.
HİKKAB: Uzun boylu, büyük karınlı kişi.
HİKKE: (C.: Hikek) Kaşıntı.
HİKMET: İnsanın, mevcudatın hakikatlerini bilip hayırlı işleri yapmak sıfatı. Hakîmlik. Eşyanın ahvâlinden, hârici ve bâtini keyfiyetlerinden bahseden ilim. (Buna İlm-i Hikmet deniyor) * Herkesin bilmediği gizli sebeb. Kâinattaki ve yaradılıştaki İlâhî gaye. * Ahlâka ve hakikata faydalı kısa söz. * Sır. * Bilinmeyen nokta. İlim, adâlet ve hilimin birleşmesinden doğan değerli sıfat. * Kuvve-i akliyenin vasat mertebesidir. Hakkı hak bilip imtisal etmek, batılı batıl bilip içtinab etmektir. * Allah'a itaat, fıkıh ve sâlih amel. * Akıl, söz ve hareketteki uygunluk. * Hak emre uymak. * Allah'ın yarattıklarında tefekkür. (Bak: Felsefe)
HİKMET-İ AMELİYE: Pratik bilgi.
HİKMET-İ ÂMME: Her şeyin alakâlı olduğu İlâhî gaye. Her şeyi kanun ve nizamına itaat ettiren umumi faydalar. Yaratılıştaki, kâinattaki umumi ve ilâhi gaye.
HİKMET-İ ATİKA: Eski hikmet.
HİKMET-İ BEDAYİ': f. Güzel sanat bilgisi. Güzel san'at sevme (estetik).
HİKMET-İ EFGAN: f. Ağlayıp sızlamanın hikmeti. Feryadın, inleyişin gizli sebebi.
HİKMET-ÜL EŞYA: Eşyanın hikmetleri. Fizik, kimya, botanik gibi ilimler.
HİKMET-İ İLÂHİYE: Allah'ın hikmeti. Mahlûkatın yaratılışında Allah'ın gayeleri.
HİKMET-İ KUR'ANİYE: Kur'an'a mahsus hikmet. (Amma Hikmet-i Kur'âniye ise; nokta-i istinadı, kuvvete bedel hakkı kabul eder. Gâyede menfaate bedel fazilet ve rızâ-yı İlâhîyi kabul eder. Hayatta düstur-u cidal yerine düstur-u teâvünü esas tutar. Cemaatlerin râbıtalarında; unsuriyet, milliyet yerine râbıta-i dinî ve sınıfî, ve vatanî kabul eder. Gayâtı, hevesât-ı nefsâniyenin tecavüzatına sed çekip ruhu maâliyata teşvik ve hissiyat-ı ulviyyesini tatmin eder ve insanı kemâlât-ı insaniyeye sevk edip insan eder... Hakkın şe'ni, ittifaktır. Faziletin şe'ni, tesanüddür. Düstur-u teâvünün şe'ni, birbirinin imdadına yetişmektir. Dinin şe'ni, uhuvvettir, incizabdır. Nefsi gemlemekle bağlamak, ruhu kemâlâta kamçılamakla serbest bırakmanın şe'ni saadet-i dâreyndir. S.)
HİKMET-İ MADDE: İşin hikmeti.
HİKMET-İ SAMEDÂNİYE: Samed olan Allah'ın hikmeti.
HİKMET-İ TABİİYE: Fizik bilgisi.
HİKMET-İ TECRÜBİYE: Tecrübeye dayanan hikmet ve ilim.
HİKMET-İ TEŞRİ': (Hikmet-i teşriiye) Şeriata dayanan kanun yapma ilmi. Şer'î ve Rabbanî kanunların hikmeti.
HİKMET-AMİZ: f. Hikmetli, hikmetle karışık, hikmeti içine alan.
HİKMET-AMUZ: f. Hikmetli. * Hikmet öğreten.
HİKMET-EDA: f. Hikmetli.
HİKMET-FEŞAN: f. Hikmet neşreden, hikmet yayan.
HİKMET-FÜRUŞ: f. Hikmet bildiğini iddia eden, hikmet satan.
HİKMET-NÜMA: f. Hikmet gösteren.
HİKMET-ŞİNAS: f. Hikmet bilen.
HİKMET-ENDUZ: Hikmet kazanan.
İCAZET-İ LÂHİKA: Bir kimsenin önce izni olmadığı halde, yapıldıktan sonra bir şeyi tasdik edip kabul etmesi.
İHHİKAK: Kördüğüm olma. * Mc: Sıkışıp kalma. Halledilmeyip çözülmez hale gelme.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
HİKAL : Zayıflık, süstlük.
HİBA : Bahşiş. * Kadına kocasından kalan hisse. * Vergi.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...