Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
HÎT: Devekuşu sürüsü.
HİTAB: Söz söyleme. Topluluğa veya birisine karşı konuşma. (Bak: Fasl-ı hitab)
HİTABEN: Birinin yüzüne söyleyerek, ona hitab ederek. Tevcih-i kelâm eyleyerek. Birine doğru hitab ederek.
HİTABE(T): Cemaate, topluluğa veya birisine karşı söz söylemek. Güzel ve faideli söz konuşmakla halka dinletmek. Güzel söz söyleme san'atı. Hutbe okuma. Nutuk irâdetmek.
Man: Makbul ve zannî mukaddemelerden terekküb eden kıyas.
HİTABET BERATI: Eskiden vazifeli cami hatiblerine, hatibliğe tayin olduklarına dair verilen vesika. (Osmanlı İmparatorluğu zamanında yan zamanda halife olan padişahı temsil eden, cuma ve bayram hutbelerine çıkan bu hatiblere pek fazla ehemmiyet verilirdi. Hitabet beratı olmayan hatibler, cuma ve bayramlarda hutbe okuyamazlardı.)
HİTABİYYAT: Hitabolunarak söylenen sözler.
HİTAFE: Çağırmak.
HİTAM: Son, nihayet.
Bir şeye mühür basmak. Yazının veya istidanın sonunu mühürlemek.
HİTAMPEZİR: f. Biten, hitâm bulun, sona eren, nihayet eren.
HİTAMUHU MİSKÜN: Onun mühürü (sonu) misktir, meâlinde Mutaffifîn Suresi'nin 26. âyetinden bir kısımdır. Onda Cennet nimetlerinden bahsedildiği gibi, bu kelâm tatbikatta sözün, sohbetin sonunu hoş ve güzel sözle bitirmeğe denilir. $ dersin veya sohbetin sonunda okunması ile söze nihayet verilmesi gibi.
HÎTAN: (Hâit. C.) Duvarlar. Mânialar, hâiller, engeller.
Avlular.
HİTAN: Erkek çocuğun sünnet edilmesi.
Tenasül uzvunun sünnet yeri.
HİTANET: Sünnetçilik.
HİTAR: Saçma söz, mânâsız kelâm.
HİTL (HETL): Yorgun deve.
Yağmurun aralıksız olarak yağması.
Sürekli olarak gözyaşı akmak.
HİTR: Faydasız ve mânâsız söz, boş lâf, yalan.
HİTRAFÎ: Demirci.
Kuyumcu.
İçerisinde 'HÎT' geçenler
ALDEHİT: Lât. Kim:Alkol veya asitlerden elde edilen kimyevi bir sıvı.
BAHİT: Baht ve ikbalden vasıftır. Tâlii yaver olan adama denir. (Kamus'tan)
BAHR-İ MUHİT-İ ATLASÎ: (Bahr-ı Muhit-i Garbî) Atlas Okyanusu.
BAHR-İ MUHİT-İ HAVAÎ: Yıldızların, seyyarelerin içinde dolaştığı feza. Büyük feza denizi.
BAHR-İ MUHİT-İ HİNDÎ: (Bahr-i Muhit-i Şarkî) Hindistan Yarımadasının doğusunda kalan deniz.
BAHR-İ MUHİT-İ KEBİR: (Bahr-i Muhit-i Mutedil) Büyük Okyanus. Pasifik Okyanusu.
BAHR-İ MUHİT-İ ŞİMALÎ: İskandinavya Yarımadasının batısından İngiliz Adalarına kadar uzanan deniz.
BEHİTE: İftira etmek. * Kabile ismi.
BAHR-İ MUHİT-İ ŞİMALÎ: İskandinavya Yarımadasının batısından İngiliz Adalarına kadar uzanan deniz.
FAHİTE: (C: Fevâhit) Yabani güvercin.
FASL-I HİTÂB: İki söz arasını ayıran kelime veya isimlerden biri. Önsözden sonra asıl maksada giriş. * Fık: Şahitlerin gösterdiği delil veya yeminlerinden sonra hâkimin hükmetmesi. * Hakkı bâtıldan ayırarak, nizaı ayırt edip kesmek ve halletmek. Herşeyi kemal-i vüzuh ile fasledip hakikatını göstermek.
HİTAB: Söz söyleme. Topluluğa veya birisine karşı konuşma. (Bak: Fasl-ı hitab)
HİTABEN: Birinin yüzüne söyleyerek, ona hitab ederek. Tevcih-i kelâm eyleyerek. Birine doğru hitab ederek.
HİTABE(T): Cemaate, topluluğa veya birisine karşı söz söylemek. Güzel ve faideli söz konuşmakla halka dinletmek. Güzel söz söyleme san'atı. Hutbe okuma. Nutuk irâdetmek. * Man: Makbul ve zannî mukaddemelerden terekküb eden kıyas.
HİTABET BERATI: Eskiden vazifeli cami hatiblerine, hatibliğe tayin olduklarına dair verilen vesika. (Osmanlı İmparatorluğu zamanında yan zamanda halife olan padişahı temsil eden, cuma ve bayram hutbelerine çıkan bu hatiblere pek fazla ehemmiyet verilirdi. Hitabet beratı olmayan hatibler, cuma ve bayramlarda hutbe okuyamazlardı.)
HİTABİYYAT: Hitabolunarak söylenen sözler.
HİTAFE: Çağırmak.
HİTAM: Son, nihayet. * Bir şeye mühür basmak. Yazının veya istidanın sonunu mühürlemek.
HİTAMPEZİR: f. Biten, hitâm bulun, sona eren, nihayet eren.
HİTAMUHU MİSKÜN: Onun mühürü (sonu) misktir, meâlinde Mutaffifîn Suresi'nin 26. âyetinden bir kısımdır. Onda Cennet nimetlerinden bahsedildiği gibi, bu kelâm tatbikatta sözün, sohbetin sonunu hoş ve güzel sözle bitirmeğe denilir. $ dersin veya sohbetin sonunda okunması ile söze nihayet verilmesi gibi.
HÎTAN: (Hâit. C.) Duvarlar. Mânialar, hâiller, engeller. * Avlular.
HİTAN: Erkek çocuğun sünnet edilmesi. * Tenasül uzvunun sünnet yeri.
HİTANET: Sünnetçilik.
HİTAR: Saçma söz, mânâsız kelâm.
HİTL (HETL): Yorgun deve. * Yağmurun aralıksız olarak yağması. * Sürekli olarak gözyaşı akmak.
HİTR: Faydasız ve mânâsız söz, boş lâf, yalan.
HİTRAFÎ: Demirci. * Kuyumcu.
İKNAİYYAT-I HİTABİYYE: Kelâm ilmine ait bir ıstılahtır. Zannî olan aklî delil demektir. Bürhanın aşağı mertebesidir. Aklı, muhalif fikirlerle karışmamış ve bürhanı anlayamayacak kimseler için kullanılır. İsbattan çok ikna vasfı taşır.
İNHİTAK: Bozulma, yırtılma. * Bekârlığın bozulması. Kızlığı bozulma.
İNHİTAM: Kırılma, ezilme, ufalanma.
İNHİTAT: Aşağılanma, aşağı inme. * İhtiyarlama, yaşlıyığa yüz tutma. * Kuvvetten düşme. * Bir şişin inmesi. * Düşme, inme.
KABİL-İ HİTAB: Sözden anlar. Kendisi ile konuşulabilir olan kimse.
KAHİT: Şiddetli kıtlık olan sene.
MAKAM-I HİTABÎ: Zanni delil ile iktifa edilen makam.
MENAHİT: (Minhat. C.) (Tahta veya taş) yontma âletleri.
MUHİT: İhata eden. Etrafını kuşatan, çeviren. * Etraf. Çevre. * Büyük deniz. Okyanus. * Mc: Büyük âlim.
MUHİT-İ ARZ: Dünyanın çevresi.
MUHİT-İ DÂİRE: Mat: Daire çevresi. Çember.
MUHİT-İ NİGÂH: Göz çevresi.
MUHİTAT: (Muhit. C.) Çevreler, muhitler.
MÜSHİT: Helâk edici.
NAHİT: (Nahite) İnilti.
NEHİT: İnlemek. * Şiddetle teneffüs etmek, nefes alıp vermek.
NEHİT: Eşek anırtısı. Hımar avazı.
NEHİTE: (C.: Nehâyet) Tabiat.
PEZİRAY-HİTAM: Sona eren, biten, hitam bulan.
RESİDE-İ HİTÂM: Sona ermiş, hitâm bulmuş, bitmiş.
ŞAHİT: (C.: Şihât) İnce yufka olmuş nesne.
TEBHİT: Ağlatmak.
TEŞHİT: Kana bulaştırmak.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
HİTAB : Söz söyleme. Topluluğa veya birisine karşı konuşma. (Bak: Fasl-ı hitab)
HİBA : Bahşiş. * Kadına kocasından kalan hisse. * Vergi.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...