Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
HÎZ: f. Atılan, kalkan, sıçrayan.
HÎZ: f. Yükselme.
Hislenerek coşma.
Dalga.
HİZA: Bir şeyin karşısı, mukabili. Bir doğru çizginin devamı ile hâsıl olan cihet, düzlük, sıra.
Devenin ve atın ayakları altında yere bastığı yerler.
Nalin.
Taraf.
HİZAYA GELMEK: Yola gelmek, düzelmek.
HİZAB: Boya, levn.
Kına.
HİZAB: f. Rüzgârın etkisiyle deniz suyunda meydana gelen hareket, dalga.
HİZAB(Î): Kısa boylu bodur kimse.
HÎZAB-ENGİZ: f. Dalga kaldıran.
HİZAM: Kolan ve bağırdak denilen nesne. (Beşikte çocuklara bağlarlar.)
HİZAME: (C.: Hazâyim) Yular burunluğu.
HÎZAN: f. Kalkan, sıçrayan.
Bitlis vilâyetine bağlı bir kaza ismi.
HİZANE: (Hizânet) Hazine, kıymetli mücevheratın saklandığı yer.
Hazinedarlık.
Mc: Kalb, gönül, hatır.
HİZB: Cemaat.
Takın, kısım, fırka. Parti.
Âlim ve sâlih bir zâtın re'yine tâbi olup onunla bir gaye uğrunda beraber çalışanlar.
HİZB-ÜL KUR'AN: Kur'an Cemaatı. Kur'an'a ciddi ve samimi olarak bağlanıp, ona hizmet için mücahidane bir surette çalışan ve fenâlıklardan korunan müslümanların topluluğu ve cereyanı.
Kur'an'ın bir cüz'ünün dörtte biri.
Zikir ve dua için Kur'an'dan alınmış bir kısım âyetler.
HİZB-ÜŞ ŞEYTAN: Şeytana ve nefislerine tâbi olanların grubu. Allah'ın kanun ve nizamına tâbi olmadan kafalarına güvenerek ve nefsanî arzularına uyarak gitmek isteyenler. Milleti, memleketi ve mukaddesatı yıkmağa çalışan ve ahlâksızlığa alıştıranların ve dinsizlerin topluluğu ve cereyanı.
HİZBA: (C.: Hazâbî) Engebeli arazi, ârızalı toprak.
HİZBER: (Hizebr) (C.: Hezâbir) f. Aslan, gazanfer.
Mc: Cesur, yiğit, kahraman, yürekli adam.
HİZBULLAH: Allah için din uğrunda ciddi gayret sâhibi olan ve din düşmanlarıyla aslâ hakiki dost olmayan mücahid cemaat. "Hizb-ül Kur'an" tabiri de aynı mânada kullanılır. (Kur'an-ı Kerim'de 5:56 ve 58:22 âyetlerinde zikredilir.)
HİZEBR: (Bak: Hizber)
HİZEBRAN: (Hizebr. C.) f. Aslanlar.
HÎZEM: f. Yakacak odun. Yakıt olarak kullanılan odun.
HÎZEMKEŞ: f. Odun yaran veya taşıyan köylü.
HÎZENDE: f. Sıçrayıcı, fırlayıcı.
HİZFER (HİZFÂR): (C.: Hazâfır) Taraf. Nâhiye.
HİZİP GÜLÜ: Tezhib ıstılahlarındandır. Yazma mushaflarda hizblerin başına konulan işaretlere verilen addır.
HİZLAN: (Hezlan) Yalnız başına kalıp zelil olmak, yardımcısız kalmak.
Muhafaza ve rahmet-i İlâhiyeden mahrumiyet.
HİZMET: Birinin işini görme. Bir kimsenin hesabına veya menfaatına iş görme, bu suretle yapılan iş, vazife. Memuriyet.
Bir insan, hayvan veya nebatın muhtaç olduğu işler ve takayyüdat.
HİZMET-İ ASKERİYE: Askerlik hizmeti. Askerlik vazifesi.
HİZMET-İ İMANİYE: İmana ait hizmet. İman ve Kur'an hakikatlarının mukni ve ilmi delillerle anlaşılmasına hizmet etmek; neşrinde, tebliğinde çalışmak.
HİZMETGÜZAR: f. Komisyoncu.
Şunun bunun işini görüveren.
HİZMETKÂR: Hizmet yapan kimse. Hizmetçi.
HİZRİYYE: (C.: Hızari) Sağlam, sert yer.
HİZVE: Ganimet malını vermek.
Yan.
HİZY: Horluk, hakirlik. Züll. Sırrı fâş olmuş, rüsvay olmuş kimse.
HİZYE: Uzun kesilmiş et parçası.
HİZZE: Sürur, sevinç, neşe, neşat.
HİZZEB: Soylu at.
HÎZEMKEŞ: f. Odun yaran veya taşıyan köylü.
İçerisinde 'HÎZ' geçenler
AHÎZ: (Ahz. den) Esir.
ÂHİZ: (Âhize) Alan. Alıcı. Ahzeden. * Ses alıcı âlet. * Kabul etme, alma.
ÂHİZE: Fiz : Elektrik enerjisini mekanik enerjiye çeviren alet.
ALEV-HİZ: f. Parlayan, alevlenen.
ATEŞ-HÎZ: Ateşliyen, ateş veren.
ATEŞ-HÎZ: Ateşliyen, ateş veren.
BÂHİZ: Güçsüz, âciz. Meşakkatli.
BÂHİZA: Musibet. Belâ.
BERHİZ: f. Atılan, kalkan, sıçrayan. Zorbalık eden.
BÜNYE-HÎZ: f. Vücudu canlandıran, bünyeyi kaldıran.
CAHİZ: Cesur, cesaretli, yiğit.
CEHİZ: Karnından çocuk düşüren.
CELAHİZ: Kaba, ağır.
GÜLHÎZ: f. Gül yetiştiren.
HIZK (HİZAK): Zeyreklik, akıllılık. * Ustalık, mahâret.
HİZA: Bir şeyin karşısı, mukabili. Bir doğru çizginin devamı ile hâsıl olan cihet, düzlük, sıra. * Devenin ve atın ayakları altında yere bastığı yerler. * Nalin. * Taraf.
HİZAYA GELMEK: Yola gelmek, düzelmek.
HİZAB: Boya, levn. * Kına.
HİZAB: f. Rüzgârın etkisiyle deniz suyunda meydana gelen hareket, dalga.
HİZAB(Î): Kısa boylu bodur kimse.
HÎZAB-ENGİZ: f. Dalga kaldıran.
HİZAM: Kolan ve bağırdak denilen nesne. (Beşikte çocuklara bağlarlar.)
HİZAME: (C.: Hazâyim) Yular burunluğu.
HÎZAN: f. Kalkan, sıçrayan. * Bitlis vilâyetine bağlı bir kaza ismi.
HİZANE: (Hizânet) Hazine, kıymetli mücevheratın saklandığı yer. * Hazinedarlık. * Mc: Kalb, gönül, hatır.
HİZB: Cemaat. * Takın, kısım, fırka. Parti. * Âlim ve sâlih bir zâtın re'yine tâbi olup onunla bir gaye uğrunda beraber çalışanlar.
HİZB-ÜL KUR'AN: Kur'an Cemaatı. Kur'an'a ciddi ve samimi olarak bağlanıp, ona hizmet için mücahidane bir surette çalışan ve fenâlıklardan korunan müslümanların topluluğu ve cereyanı. * Kur'an'ın bir cüz'ünün dörtte biri. * Zikir ve dua için Kur'an'dan alınmış bir kısım âyetler.
HİZB-ÜŞ ŞEYTAN: Şeytana ve nefislerine tâbi olanların grubu. Allah'ın kanun ve nizamına tâbi olmadan kafalarına güvenerek ve nefsanî arzularına uyarak gitmek isteyenler. Milleti, memleketi ve mukaddesatı yıkmağa çalışan ve ahlâksızlığa alıştıranların ve dinsizlerin topluluğu ve cereyanı.
HİZBA: (C.: Hazâbî) Engebeli arazi, ârızalı toprak.
HİZBER: (Hizebr) (C.: Hezâbir) f. Aslan, gazanfer. * Mc: Cesur, yiğit, kahraman, yürekli adam.
HİZBULLAH: Allah için din uğrunda ciddi gayret sâhibi olan ve din düşmanlarıyla aslâ hakiki dost olmayan mücahid cemaat. "Hizb-ül Kur'an" tabiri de aynı mânada kullanılır. (Kur'an-ı Kerim'de 5:56 ve 58:22 âyetlerinde zikredilir.)
HİZEBR: (Bak: Hizber)
HİZEBRAN: (Hizebr. C.) f. Aslanlar.
HÎZEM: f. Yakacak odun. Yakıt olarak kullanılan odun.
HÎZEMKEŞ: f. Odun yaran veya taşıyan köylü.
HÎZENDE: f. Sıçrayıcı, fırlayıcı.
HİZFER (HİZFÂR): (C.: Hazâfır) Taraf. Nâhiye.
HİZİP GÜLÜ: Tezhib ıstılahlarındandır. Yazma mushaflarda hizblerin başına konulan işaretlere verilen addır.
HİZLAN: (Hezlan) Yalnız başına kalıp zelil olmak, yardımcısız kalmak. * Muhafaza ve rahmet-i İlâhiyeden mahrumiyet.
HİZMET: Birinin işini görme. Bir kimsenin hesabına veya menfaatına iş görme, bu suretle yapılan iş, vazife. Memuriyet. * Bir insan, hayvan veya nebatın muhtaç olduğu işler ve takayyüdat.
HİZMET-İ ASKERİYE: Askerlik hizmeti. Askerlik vazifesi.
HİZMET-İ İMANİYE: İmana ait hizmet. İman ve Kur'an hakikatlarının mukni ve ilmi delillerle anlaşılmasına hizmet etmek; neşrinde, tebliğinde çalışmak.
HİZMETGÜZAR: f. Komisyoncu. * Şunun bunun işini görüveren.
HİZMETKÂR: Hizmet yapan kimse. Hizmetçi.
HİZRİYYE: (C.: Hızari) Sağlam, sert yer.
HİZVE: Ganimet malını vermek. * Yan.
HİZY: Horluk, hakirlik. Züll. Sırrı fâş olmuş, rüsvay olmuş kimse.
HİZYE: Uzun kesilmiş et parçası.
HİZZE: Sürur, sevinç, neşe, neşat.
HİZZEB: Soylu at.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
HİZA : Bir şeyin karşısı, mukabili. Bir doğru çizginin devamı ile hâsıl olan cihet, düzlük, sıra. * Devenin ve atın ayakları altında yere bastığı yerler. * Nalin. * Taraf.
HİBA : Bahşiş. * Kadına kocasından kalan hisse. * Vergi.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...