Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
HAC: (Hâcet. C.) İhtiyaçlar.
Devedikenleri.
HAC: f. Put, haç.
HACA: Haris olmak.
Akıllı.
HACA': (C.: Ahcâ) Akıl.
Nahiye.
HACAC (HİCÂC): Kaş kemiği.
HACACE: (C.: Hıcc) Su üstünde olan yağmur kabarcığı.
HACALET: Utanma. Utanç.
HACALET-ÂVER: f. Utandırıcı. Utanç veren.
HACAMET: (Hacamat) Tıb: Vücudun bir tarafından kan aldırmak.
HACAT: (Hacet. C.) Hâcetler. İhtiyaçlar.
HACB: Men'etme. Mahrum etme.
HACB-İ HİRMÂN: Huk: Bir vârisi mirastan tamamen mahrum etme.
HACB-İ NOKSAN: Bir vârisi mirastan kısmen mahrum etme.
HÂCC: (C.: Hüccac) Hacca gitmiş kimse. Hacı.
HACC: Kasdetmek. Muârazada delil ve bürhan ile galip olmak.
Bir yere çok tereddütle varıp gelme.
Şâyan-ı tâzim bir şeye teveccüh.
Bir şeyden feragat etmek.
Fık: İslâmın şartlarından ve hâli vakti müsait olan her müslümana farz olan, Mekke-i Mükerreme'deki Kâbe-i Şerif'i usulüne uygun olarak Arabi Zilhicce ayı, Kurban Bayramı günlerinde bir defa ziyaret etmek.Farz olan hacca, Hacc-ı Ekber denildiği gibi, umreye de Hacc-ı Asgar denilir. Maamafih arefe günü cumaya tesadüf eden bir hacca da Hacc-ı Ekber denilir.
HACC-I İFRAD: Umreye niyet etmeksizin yalnız başına yapılan farz, vâcib veya nâfile hacdır ki, ihrama girerken yalnız hacca niyet edilmiş olur. Bunu yapana "müfrid" denir.
HACC-I KIRAN: Hac aylarından önce veya hac aylarında hac ile umrenin ikisi için birden ihrama girilip umre yapıldıktan sonra usulü dairesinde ifa edilen hacca denir. Bunu yapan kimseye "karin" denir.
HACC-I TEMETTU': Hac mevsiminde evvelâ umre için ihrama girilip umre yapıldıktan sonra; aynı mevsimde daha yurda, aile ocağına dönülmeden tekrar ihrama girilerek usulü dairesinde yapılan hacdır. Bunu yapan kimseye "mütemetti" denir.
HACC SURESİ: Kur'an-ı Kerim'in 22. suresidir.
HACCAC: Çok eskiden Irakta vâlilik yapan fakat, Hz. Resul-ü Ekremin (A.S.M.) soyundan gelenlere ve onlara taraftar olanlara çok zulmeden, haddini aşmış bir zâlimin ünvânı. Asıl ismi Yusuf bin Sakafi'dir. Haccac-ı Zâlim diye de anılır.
HACCAL: Şatafatlı, debdebeli, gösterişli.
HACCAM: Hacamat eden, kan alan.
HACCAR: Taş işçisi, taş işinde çalışan, taşçı.
HÂCCE: (C.: Havâcc) Hacca giden, usulüne uygun olarak Kâbe'yi ziyaret ederek hac vazifesini yerine getiren kadın veya kız.
(C.: Hâcc) Bir cins diken.
HACCE: Cadde.
HÂCC-ÜL HAREMEYN: Usulüne uygun surette, Mekke-i Mükerreme'yi ve Medine-i Münevvere'yi ziyaret eden.
HÂCE: f. Hoca, efendi, sâhib, muallim, âile reisi.
HÂCE-İ ÂLEM: (Hâce-i Kâinat) Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (A.S.M.) bir ünvanı.
HÂCE-İ EVVEL: Milletin ilmen ve fikren terakki etmesi için, çeşitli bilgileri, halkın rahatlıkla anlayabileceği bir lisan ile yayan kimse.
HACEB: Gırtlak.
HACEBE: (Hâcib. C.) Perdeciler, kapıcılar.
İnsanın oturak yeri olan uzvu, kalça. (İkisine "hacebetan" derler)
HÂCEGÂN: (Hâce. C.) f. Hocalar.
Eskiden yüzbaşı rütbesi karşılığında sivil rütbe.
Bâb-ı Âli kalemleri efendilerinden hususi bir rütbe taşıyan adam.
HÂCEGÂN-I DİVAN-I HÜMAYUN: Eskiden devlet dairelerindeki yazı işlerinin başında ve bir takım mühim memuriyetlerde bulunanlar hakkında kullanılan bir tâbirdi. İkinci Mahmud zamanında yenilikler yapılıp memuriyete mahsus rütbeler ihdas olunurken hâcegânlık da rütbe sayılmış ve bunlara ait nişanla, resmi günlerde giyecekleri elbise de tâyin olunmuştu. Bu suretle hâcegân-ı divân-ı hümâyun tâbiri de tarihe karışmıştı. (O.T.D.S.)
HACEGÎ: f. Tüccar, ticaretle meşgul olan kimse.
Efendilik, hocalık.
HACEL: (Hacl) Utanma, sıkılma, hayâlılık.
HACEL: Keklik kuşu.
HACELAN: Ayağında köstek olan kişinin yürümesi.
Bir ayak üstüne yürümek.
HACELE: (C.: Hacel-Hacelân-Haclâ) Dişi keklik.
Çeşitli elbiselerle süslü gelin evi.
HACEN: Eğrilik.
HACER: Taş, kaya.
İsmail Peygamber'in anasının ismi.
HACER-İ SEMAVÎ: Gökten düşen taş.
Gök taşı.
HACERAT: (Hacer. C.) Taşlar, kayalar.
HACEREYN: İki taş.
Mc: Altun ile gümüş.
HACER-ÜL ESVED: (El-Hacer-ül Esved) Kâbe'de bulunan meşhur siyah taş. Rengi siyah olduğundan "Esved" denmektedir. (İslâm Ansiklopedisi'ne göre: Kâbe'nin şark köşesinde olup, yerden bir buçuk metre yükseklikte kapıya yakın bir yerde yerleştirilmiş, üç büyük ve bir kaç tane de küçük parçadan müteşekkil ve gümüş bir halka ile çevrili ve bir adı da El-Ruh-ul Esved denilen taştır.)Rivayetlere göre; bu semavi bir taş olup Hz.İbrahim Aleyhisselâm'a Cebrail Aleyhisselâm tarafından getirildi. Daha evvel Ebu Kubeys Dağı'nda muhafaza ediliyordu.Hz. Ömer Radiyallahu anhu, Hacer-i Esved'e yaklaşıp öpmüş ve demiştir ki; "Çok iyi bilirim ki, sen zararı ve menfaatı olmayan bir taş parçasısın. Eğer Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm seni takbil ettiğini görmese idim, aslâ seni takbil etmezdim." (Sahih-i Buhari Tecrid-i Sarih Tercemesi) Kâbe'nin şark köşesinde ve yine yerden bir buçuk metre yüksekte diğer bir taş, El-Hacer-ül Es'ad (Mes'ud) da vardır ki; tavaf esnasında buna yalnız el ile temas edilir.
HÂCE-SERA: f. Haremağası, hadımağası.
HÂCET: (C.: Hâcât) İhtiyaç, lüzum, muhtaçlık.
HÂCETAŞ: f. Eskiden bir efendinin müteaddit kölelerinden her biri.
HÂCETMEND: f. İhtiyaç sahibi, muhtaç.
HÂCET-MENDÂNE: f. Muhtaçcasına, ihtiyaçlı olarak.
HÂCET-MENDÎ: f. Muhtaçlık, ihtiyaçlı olma.
İçerisinde 'HAC' geçenler
ARZ-I HÂCET: İhtiyacını, muhtaç olduğunu bildirmek.
BEHACET: Güzellik. Güzel yüzlü olma.
DEF-İ HÂCET: Abdest bozmak.
EHACC: Pek katı, çok sert şey.
EHACÎ: (Uhcüvve. C.) Bilmeceler, bulmacalar, yanıltmacalar.
EŞHÜR-ÜL-HACC: Hac ayları mânâsına gelen bu kelime; İslâmiyetten evvel Kâbenin tavaf edildiği; Şevval ve Zilka'de ile Zilhicce ayından da alınan 10 günle cem'an 70 günlük zamana verilen addır.
HACA: Haris olmak. * Akıllı.
HACA': (C.: Ahcâ) Akıl. * Nahiye.
HACAC (HİCÂC): Kaş kemiği.
HACACE: (C.: Hıcc) Su üstünde olan yağmur kabarcığı.
HACALET: Utanma. Utanç.
HACALET-ÂVER: f. Utandırıcı. Utanç veren.
HACAMET: (Hacamat) Tıb: Vücudun bir tarafından kan aldırmak.
HACAT: (Hacet. C.) Hâcetler. İhtiyaçlar.
HACB: Men'etme. Mahrum etme.
HACB-İ HİRMÂN: Huk: Bir vârisi mirastan tamamen mahrum etme.
HACB-İ NOKSAN: Bir vârisi mirastan kısmen mahrum etme.
HÂCC: (C.: Hüccac) Hacca gitmiş kimse. Hacı.
HACC: Kasdetmek. Muârazada delil ve bürhan ile galip olmak. * Bir yere çok tereddütle varıp gelme. * Şâyan-ı tâzim bir şeye teveccüh. * Bir şeyden feragat etmek. * Fık: İslâmın şartlarından ve hâli vakti müsait olan her müslümana farz olan, Mekke-i Mükerreme'deki Kâbe-i Şerif'i usulüne uygun olarak Arabi Zilhicce ayı, Kurban Bayramı günlerinde bir defa ziyaret etmek.Farz olan hacca, Hacc-ı Ekber denildiği gibi, umreye de Hacc-ı Asgar denilir. Maamafih arefe günü cumaya tesadüf eden bir hacca da Hacc-ı Ekber denilir.
HACC-I İFRAD: Umreye niyet etmeksizin yalnız başına yapılan farz, vâcib veya nâfile hacdır ki, ihrama girerken yalnız hacca niyet edilmiş olur. Bunu yapana "müfrid" denir.
HACC-I KIRAN: Hac aylarından önce veya hac aylarında hac ile umrenin ikisi için birden ihrama girilip umre yapıldıktan sonra usulü dairesinde ifa edilen hacca denir. Bunu yapan kimseye "karin" denir.
HACC-I TEMETTU': Hac mevsiminde evvelâ umre için ihrama girilip umre yapıldıktan sonra; aynı mevsimde daha yurda, aile ocağına dönülmeden tekrar ihrama girilerek usulü dairesinde yapılan hacdır. Bunu yapan kimseye "mütemetti" denir.
HACC SURESİ: Kur'an-ı Kerim'in 22. suresidir.
HACCAC: Çok eskiden Irakta vâlilik yapan fakat, Hz. Resul-ü Ekremin (A.S.M.) soyundan gelenlere ve onlara taraftar olanlara çok zulmeden, haddini aşmış bir zâlimin ünvânı. Asıl ismi Yusuf bin Sakafi'dir. Haccac-ı Zâlim diye de anılır.
HACCAL: Şatafatlı, debdebeli, gösterişli.
HACCAM: Hacamat eden, kan alan.
HACCAR: Taş işçisi, taş işinde çalışan, taşçı.
HÂCCE: (C.: Havâcc) Hacca giden, usulüne uygun olarak Kâbe'yi ziyaret ederek hac vazifesini yerine getiren kadın veya kız. * (C.: Hâcc) Bir cins diken.
HACCE: Cadde.
HÂCC-ÜL HAREMEYN: Usulüne uygun surette, Mekke-i Mükerreme'yi ve Medine-i Münevvere'yi ziyaret eden.
HÂCE: f. Hoca, efendi, sâhib, muallim, âile reisi.
HÂCE-İ ÂLEM: (Hâce-i Kâinat) Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (A.S.M.) bir ünvanı.
HÂCE-İ EVVEL: Milletin ilmen ve fikren terakki etmesi için, çeşitli bilgileri, halkın rahatlıkla anlayabileceği bir lisan ile yayan kimse.
HACEB: Gırtlak.
HACEBE: (Hâcib. C.) Perdeciler, kapıcılar. * İnsanın oturak yeri olan uzvu, kalça. (İkisine "hacebetan" derler)
HÂCEGÂN: (Hâce. C.) f. Hocalar. * Eskiden yüzbaşı rütbesi karşılığında sivil rütbe. * Bâb-ı Âli kalemleri efendilerinden hususi bir rütbe taşıyan adam.
HÂCEGÂN-I DİVAN-I HÜMAYUN: Eskiden devlet dairelerindeki yazı işlerinin başında ve bir takım mühim memuriyetlerde bulunanlar hakkında kullanılan bir tâbirdi. İkinci Mahmud zamanında yenilikler yapılıp memuriyete mahsus rütbeler ihdas olunurken hâcegânlık da rütbe sayılmış ve bunlara ait nişanla, resmi günlerde giyecekleri elbise de tâyin olunmuştu. Bu suretle hâcegân-ı divân-ı hümâyun tâbiri de tarihe karışmıştı. (O.T.D.S.)
HACEGÎ: f. Tüccar, ticaretle meşgul olan kimse. * Efendilik, hocalık.
HACEL: (Hacl) Utanma, sıkılma, hayâlılık.
HACEL: Keklik kuşu.
HACELAN: Ayağında köstek olan kişinin yürümesi. * Bir ayak üstüne yürümek.
HACELE: (C.: Hacel-Hacelân-Haclâ) Dişi keklik. * Çeşitli elbiselerle süslü gelin evi.
HACEN: Eğrilik.
HACER: Taş, kaya. * İsmail Peygamber'in anasının ismi.
HACER-İ SEMAVÎ: Gökten düşen taş. * Gök taşı.
HACERAT: (Hacer. C.) Taşlar, kayalar.
HACEREYN: İki taş. * Mc: Altun ile gümüş.
HACER-ÜL ESVED: (El-Hacer-ül Esved) Kâbe'de bulunan meşhur siyah taş. Rengi siyah olduğundan "Esved" denmektedir. (İslâm Ansiklopedisi'ne göre: Kâbe'nin şark köşesinde olup, yerden bir buçuk metre yükseklikte kapıya yakın bir yerde yerleştirilmiş, üç büyük ve bir kaç tane de küçük parçadan müteşekkil ve gümüş bir halka ile çevrili ve bir adı da El-Ruh-ul Esved denilen taştır.)Rivayetlere göre; bu semavi bir taş olup Hz.İbrahim Aleyhisselâm'a Cebrail Aleyhisselâm tarafından getirildi. Daha evvel Ebu Kubeys Dağı'nda muhafaza ediliyordu.Hz. Ömer Radiyallahu anhu, Hacer-i Esved'e yaklaşıp öpmüş ve demiştir ki; "Çok iyi bilirim ki, sen zararı ve menfaatı olmayan bir taş parçasısın. Eğer Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm seni takbil ettiğini görmese idim, aslâ seni takbil etmezdim." (Sahih-i Buhari Tecrid-i Sarih Tercemesi) Kâbe'nin şark köşesinde ve yine yerden bir buçuk metre yüksekte diğer bir taş, El-Hacer-ül Es'ad (Mes'ud) da vardır ki; tavaf esnasında buna yalnız el ile temas edilir.
HÂCE-SERA: f. Haremağası, hadımağası.
HÂCET: (C.: Hâcât) İhtiyaç, lüzum, muhtaçlık.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
HACA : Haris olmak. * Akıllı.
HA : Osmanlı alfabesinde sekizinci harftir ve ebced sayısı ile de sekizi ifade eder. $ şeklinde okunursa: Haram şey, haşarı yüzsüz kadın mânâlarına gelir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...