Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| HADD: | Hudut. Çizgi. Sınır. Cürüm. Salahiyyet. Şeriatça verilen ceza. Derece. Son derece. Münteha. İnsana ârız olan şiddet ve titizlik. Def etme. Men etmek. Keskin. Sivri. Sert. Gergin. Man: Üç tasavvurdan ibaret olan kıyas. Ekşi. Tesirli, müessir. |
| HADD-İ ASGAR: | Man: Bir hükmün veya neticenin mevzuu. Küçük kaziye. |
| HADD-İ BÜLUĞ: | Büluğa erme yaşı. Teklif-i İlâhînin başladığı, namaz ve oruç gibi dinî emirleri ifaya başlanılan yaş. |
| HADD-İ EKBER: | Man: Bir hükmün veya neticenin mahmulü, yani sıfatı veya hali, oluşu. Büyük kaziye. |
| HADD-İ EVSAT: | Man: Hadd-i asgar ile hadd-i ekberden çıkartılan diğer bir hüküm veya netice. Meselâ: Âlem hâdistir. Bunu, bu dâvayı isbat için: "Çünkü: Âlem mütegayyerdir ve her mütegayyer hâdistir" dediğimizde: Âlem, "hadd-i asgar"; hâdis, "hadd-i ekber", mütegayyer, "hadd-i evsat" olur. |
| HADD-İ İ'CAZ: | Edb: Fasahatın mu'cize şeklinde olanı. (Bak: İ'caz) |
| HADD-İ İMKÂN: | Mümkünün son haddi. Olabilirlilik. İmkân nisbetinde olan. |
| HADD-İ İTTİSAL: | Bitişme noktası. |
| HADD-İ KAT'-İ TARÎK: | Huk: Yolkesenlere verilecek ceza. |
| HADD-İ KAZİF: | Nâmuslu bir kadına zina isnad edene karşı verilen şer'î ceza. |
| HADD-İ KEMAL: | Olgunluk hâli. Kemalât haddi. |
| HADD-İ KİFAYE: | Kifâyet derecesi, yeterlik derecesi. |
| HADD-İ KUSVA: | Son derece. Son had. |
| HADD-İ MA'RUF: | şeriatça bilinen, makbul olan had. Emredilen, müsaade edilen hudud. |
| HADD-İ MÜNTEHA: | Son nokta. |
| HADD-İ MÜŞTEREK: | Ortak derece. |
| HADD-İ SEKR: | Fık: Şarap haricindeki diğer içkilerin bil'ihtiyar içilmesinden hâsıl olan sarhoşluğun icab ettirdiği ceza. |
| HADD-İ ŞER'Î: | Şeriat kanunlarıyla verilen ceza. |
| HADD-İ ŞÜRB: | Fık: Az veya çok miktarda şarap (alkollü içki) içilmesinden dolayı uygulanacak ceza. |
| HADD-İ TE'DİB: | Bir suç işleyeni başkalarına örnek olacak şekilde cezalandırmak. Darp ve ta'zir gibi. |
| HADD-İ ZÂTINDA: | Aslında. Yaradılışında. |
| HADD-İ ZİNA: | Zinâ suçu işleyene verilen ceza. |
| HADD: | Gürültülü bir sesle çağıran. Denizden gelen gürültülü dalga sesi. Gürültü ile yıkılan. |
| HADD: | Yol. İnsan cemaatı. Bir şeye tesir ederek iz bırakmak. Yanak, yüz, vecih. Yeri kazmak, yeri yarmak. |
| HADDA': | (Hud'a. dan) Aldatıcı, hilekâr, dalavereci. |
| HADDA: | Deve çobanı. |
| HADDAD: | Demir işleri yapan usta, demirci, çilingir. Muhâfız, bekçi, gardiyan. Kapıcı. |
| HADDADÎ: | Demircilik. |
| HADDAM: | Muvaffakiyetli kişi. İşlerinde başarılı ve becerikli kimse. Çalışkan ve gayretli olan. Hademe, hizmetçi. |
| HADDAN: | İki yanak. |
| HADDAS: | (Hads. den) Anlayışlı, zeki, çabuk kavrayan. |
| HADDE: | Erimiş madeni döküp tel yapmağa mahsus delikli maden levha. |
| HADDE-İ TEDKİK: | İnceden inceye araştırmak. |
| HADD-NA-ŞİNAS: | f. Haddini bilmez. |
| HADD-İ MÜŞTEREK: | Ortak derece. |
| İçerisinde 'HADD' geçenler | |
| AHADD: | (Hadd. den) Pek keskin. |
| CUMHUR-U MUHADDİSÎN: | Hadis alimleri sınıfı. |
| EHADD: | (Hadd. den) Çok keskin. |
| EHADD-İ SÜYUF: | Kılıçların en keskini. |
| HADD-İ ASGAR: | Man: Bir hükmün veya neticenin mevzuu. Küçük kaziye. |
| HADD-İ BÜLUĞ: | Büluğa erme yaşı. Teklif-i İlâhînin başladığı, namaz ve oruç gibi dinî emirleri ifaya başlanılan yaş. |
| HADD-İ EKBER: | Man: Bir hükmün veya neticenin mahmulü, yani sıfatı veya hali, oluşu. Büyük kaziye. |
| HADD-İ EVSAT: | Man: Hadd-i asgar ile hadd-i ekberden çıkartılan diğer bir hüküm veya netice. Meselâ: Âlem hâdistir. Bunu, bu dâvayı isbat için: "Çünkü: Âlem mütegayyerdir ve her mütegayyer hâdistir" dediğimizde: Âlem, "hadd-i asgar"; hâdis, "hadd-i ekber", mütegayyer, "hadd-i evsat" olur. |
| HADD-İ İ'CAZ: | Edb: Fasahatın mu'cize şeklinde olanı. (Bak: İ'caz) |
| HADD-İ İMKÂN: | Mümkünün son haddi. Olabilirlilik. İmkân nisbetinde olan. |
| HADD-İ İTTİSAL: | Bitişme noktası. |
| HADD-İ KAT'-İ TARÎK: | Huk: Yolkesenlere verilecek ceza. |
| HADD-İ KAZİF: | Nâmuslu bir kadına zina isnad edene karşı verilen şer'î ceza. |
| HADD-İ KEMAL: | Olgunluk hâli. Kemalât haddi. |
| HADD-İ KİFAYE: | Kifâyet derecesi, yeterlik derecesi. |
| HADD-İ KUSVA: | Son derece. Son had. |
| HADD-İ MA'RUF: | şeriatça bilinen, makbul olan had. Emredilen, müsaade edilen hudud. |
| HADD-İ MÜNTEHA: | Son nokta. |
| HADD-İ MÜŞTEREK: | Ortak derece. |
| HADD-İ SEKR: | Fık: Şarap haricindeki diğer içkilerin bil'ihtiyar içilmesinden hâsıl olan sarhoşluğun icab ettirdiği ceza. |
| HADD-İ ŞER'Î: | Şeriat kanunlarıyla verilen ceza. |
| HADD-İ ŞÜRB: | Fık: Az veya çok miktarda şarap (alkollü içki) içilmesinden dolayı uygulanacak ceza. |
| HADD-İ TE'DİB: | Bir suç işleyeni başkalarına örnek olacak şekilde cezalandırmak. Darp ve ta'zir gibi. |
| HADD-İ ZÂTINDA: | Aslında. Yaradılışında. |
| HADD-İ ZİNA: | Zinâ suçu işleyene verilen ceza. |
| HADDA': | (Hud'a. dan) Aldatıcı, hilekâr, dalavereci. |
| HADDA: | Deve çobanı. |
| HADDAD: | Demir işleri yapan usta, demirci, çilingir. * Muhâfız, bekçi, gardiyan. * Kapıcı. |
| HADDADÎ: | Demircilik. |
| HADDAM: | Muvaffakiyetli kişi. * İşlerinde başarılı ve becerikli kimse. * Çalışkan ve gayretli olan. * Hademe, hizmetçi. |
| HADDAN: | İki yanak. |
| HADDAS: | (Hads. den) Anlayışlı, zeki, çabuk kavrayan. |
| HADDE: | Erimiş madeni döküp tel yapmağa mahsus delikli maden levha. |
| HADDE-İ TEDKİK: | İnceden inceye araştırmak. |
| HADD-NA-ŞİNAS: | f. Haddini bilmez. |
| HADD-İ MÜŞTEREK: | Ortak derece. |
| LALEHADD: | f. Lâle yanaklı. Yanakları pembe renkte olan. |
| MEYL-İ TAHADDÎ: | Meydan okuma meyli. Üstünlüğünü göstermek fikri. |
| MİHADDE: | Baş ve yüz altına koydukları yastık. * Kazma. * Balta. |
| MİN GAYR-I HADDİN: | Had harici, edeb dışı olarak. * Haddim olmayarak. |
| MUHADDA': | Aldana aldana bilgi ve tecrübe sâhibi olan. |
| MUHADDAB: | Boyanmış. |
| MUHADDAR: | Yeşil renkle boyanmış. Rengi yeşil yapılmış. |
| MUHADDE: | (Hadde. den) Bilenmiş. * Sınırlanmış, belirlenmiş, hudutlandırılmış. |
| MUHADDE: | Muhâlefet, uyuşmazlık. |
| MUHADDEB: | Kamburlu, tümsekli, üstü yumru olan. Dürbin camı gibi yumru olan. |
| MUHADDED: | Sınırı belirtilmiş olan. Sınırlanmış, tahdid edilmiş. |
| MUHADDED: | Eti buruşmuş olan. |
| MUHADDER: | (Muhaddere) Kapalı, örtülü. * Nâmuslu müslüman kadını. |
| MUHADDES: | Haber verilmiş. Tahdis olunmuş, şükranla bildirlimiş. Sadık-ül hads olan kimse. * Her zan, tahmine feraseti isabetli olan. * Nakil ve rivayet edilmiş olan. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| HADD-İ ASGAR : | Man: Bir hükmün veya neticenin mevzuu. Küçük kaziye. |
| HAD : | f. Çaylak kuşu.HAD' $ (Hıd') : Aldatmak. * Dühul etmek, girmek. * Kurumak. |
| HA : | Osmanlı alfabesinde sekizinci harftir ve ebced sayısı ile de sekizi ifade eder. $ şeklinde okunursa: Haram şey, haşarı yüzsüz kadın mânâlarına gelir. |