Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| HAKK: | (Bâtılın zıddı) Doğru. Gerçek. Vâcib ve lâzım olan. Her sâbit ve doğru olan şey. Adalet. Herkesin meşru olan salahiyeti, iktidarı, bir şey üzerindeki mâlikiyyeti. Dâva ve iddia. Hakikate uygunluk. Geçmiş, harcanmış emek. Pay, hisse. Münasib Din. İslâmiyyet. Kur'an. Vukuu vâcib, geleceği şüphesiz olan. Kıyamet. Mahz-ı hakikat. Yapacağını yalansız yapan kimse. Musibet. |
| HAKK-I ÂMİRİYYET: | Âmirlik hakkı. |
| HAKK-I İHTİTAB: | Ormana yakın olan kimselerin ormandan odun kesmek hakkı. |
| HAKK-UL YAKÎN: | (Hakk-al yakîn) Mârifet mertebesinin en yükseği. En yakînî bir surette hakikatı müşahede edip yaşamak hali. Ateşin yakıcı olduğunu bütün hislerimizle yakından duyup yaşadığımız gibi. (Bak: Yakîn) |
| HAKK: | Kazıma. Oyma. Maden üzerine yazı işlemek. |
| HAKK-İ MÜHÜR: | Mühür kazıma. |
| HAKK-İ SEHV: | Yanlışı kazıma. |
| HAKKA: | (Hakkan) Doğru olarak. Gerçek. Hakikat olarak. Lâzım ve sâbit kılmak. |
| HÂKKA: | Kıyamet günü. Âfet. Devamlı musibet. (Herkesin ve her kavmin amellerini isbat ve izhar eylediğinden kıyamet gününe bu isim verilmiştir) (L.R.) |
| HÂKKA SURESİ: | Kur'an-ı Kerim'in 69. suresi olup Mekkîdir. |
| HAKKÂK: | Hakkeden. Mühür vesair kazıyan. |
| HAKKÂKÎ: | Mühür ve saire kazıma, hakkâklık. |
| HAKKAK: | Hokkacı, kutucu. |
| HAKKAN: | Hakikaten, doğrusu. |
| HAKKANÎ: | Hak ve adalete uygun. Haklılığa uyar ve yakışır. |
| HAKKANİYET: | Haktan ve doğruluktan ayrılmamak. Adalet üzere bulunmak. Adalet ve insaf ile lâzım olanı icra etmek. |
| HAKK-BÎNANE: | f. Hakkı tanıyana göre. |
| HAKK-BÎNÎ: | f. Hakkı görme, hakkı tanıma. |
| HAKK-CU: | f. Hak arıyan. |
| HAKKE: | Arka yükü. Diş. |
| HAKKETMEK: | Oyarak veya kazıyarak işlemek, yazmak. |
| HAKK-GÜZAR: | f. Haktan ayrılmayan, hakkı tanıyan. |
| HAKKIYET: | Haklılık. |
| HAKK-ŞİNAS: | f. Hakka riayet eden. Hakkı tanıyan. Hak ile amel eden. |
| İçerisinde 'HAKK' geçenler | |
| AHAKK: | (Bak: Ehakk) |
| ASFİYA-İ MUHAKKİKÎN: | Hakikatı tam araştıran, delillerle isbat eden, ilim ve fazilette terakki etmiş olan büyük İslâm âlimleri. |
| Bİ-HAKKINÌ: | Tamamıyla, hakkıyla. |
| CENAB-I HAKK: | Allah. |
| EHAKK: | Daha haklı, pek haklı. Daha doğrusu. En hakiki.(Ey talib-i hakikat, madem hakta ittifak, ehakta ihtilaftır. Bazan hak, ehaktan ehaktır. Hem de olur hasen, ahsenden ahsen. S.) |
| EL-HAKKU YA'LÛ: | Hak gâlib ve yüksektir, meâlindedir. Bu mâna, bir Hadis-i Şerife işaret eder. |
| GALAT-I TAHAKKÜMÎ: | Bir kelimenin gerek lâfzı ve gerekse mânası itibariyle herkesin kullandığı gibi kullanılmaması.Bu, başlıca üş şeyden olur:1- Nazımda vezne uydurmak için bir kelimenin telâffuzunu değiştirmek, hecesini uzatmak ve kısaltmak yahut harfini gizlemek.2- Çeşitli mânâları olan bir kelimeyi meşhur olmayan bir mânâda kullanmak.3- Gramere ait kaide hatası yapmak. Meselâ: Zen merde, civân pîre, keman tîrine muhtaçEczâ-yı cihân cümle biri bîrine muhtaçbeytindeki "bîr" kelimesinin hecesi uzatılarak galat-ı tahakkümî yapılmıştır. |
| HAKK-I ÂMİRİYYET: | Âmirlik hakkı. |
| HAKK-I İHTİTAB: | Ormana yakın olan kimselerin ormandan odun kesmek hakkı. |
| HAKK-UL YAKÎN: | (Hakk-al yakîn) Mârifet mertebesinin en yükseği. En yakînî bir surette hakikatı müşahede edip yaşamak hali. Ateşin yakıcı olduğunu bütün hislerimizle yakından duyup yaşadığımız gibi. (Bak: Yakîn) |
| HAKK-İ MÜHÜR: | Mühür kazıma. |
| HAKK-İ SEHV: | Yanlışı kazıma. |
| HAKKA: | (Hakkan) Doğru olarak. Gerçek. Hakikat olarak. Lâzım ve sâbit kılmak. |
| HÂKKA: | Kıyamet günü. * Âfet. Devamlı musibet. (Herkesin ve her kavmin amellerini isbat ve izhar eylediğinden kıyamet gününe bu isim verilmiştir) (L.R.) |
| HÂKKA SURESİ: | Kur'an-ı Kerim'in 69. suresi olup Mekkîdir. |
| HAKKÂK: | Hakkeden. Mühür vesair kazıyan. |
| HAKKÂKÎ: | Mühür ve saire kazıma, hakkâklık. |
| HAKKAK: | Hokkacı, kutucu. |
| HAKKAN: | Hakikaten, doğrusu. |
| HAKKANÎ: | Hak ve adalete uygun. Haklılığa uyar ve yakışır. |
| HAKKANİYET: | Haktan ve doğruluktan ayrılmamak. Adalet üzere bulunmak. Adalet ve insaf ile lâzım olanı icra etmek. |
| HAKK-BÎNANE: | f. Hakkı tanıyana göre. |
| HAKK-BÎNÎ: | f. Hakkı görme, hakkı tanıma. |
| HAKK-CU: | f. Hak arıyan. |
| HAKKE: | Arka yükü. * Diş. |
| HAKKETMEK: | Oyarak veya kazıyarak işlemek, yazmak. |
| HAKK-GÜZAR: | f. Haktan ayrılmayan, hakkı tanıyan. |
| HAKKIYET: | Haklılık. |
| HAKK-ŞİNAS: | f. Hakka riayet eden. Hakkı tanıyan. Hak ile amel eden. |
| HÜVE HAKK(UN): | O da haktır. O da bir haktır. (Bak: Ehakk) |
| HÜVE-L HAKKU: | Hak sadece O'dur. |
| İBRAHİM HAKKI: | (K.S.) : Hi: 12. asırda yaşamış büyük âlim ve mutasavvıftır. Hasankale'li olup en son Tillo'da yaşamıştır. Marifetname isimli meşhur eseri vardır. |
| KEMÂ HİYE HAKKUHÂ: | Gereği gibi. |
| MAHAKK: | Mehenk. Ayar taşı. |
| MEN LEHÜL HAKK: | Fık: Hak sahibi olan kimse. |
| MUHAKKA: | Çekişme. * Hak iddia etme. |
| MUHAKKAK(A): | (Hakk. dan) Hakikatı ve gerçeği belli olmuş. Tahkik edilmiş. Doğru. * Mutlaka ne olursa olsun. |
| MUHAKKAR: | Hakir görülen. Hakarete uğramış. |
| MUHAKKİK: | Hakikatı araştırıp bulan. İç yüzüne inceliyerek vakıf olan. * Hakikat âlimi. Hakikatlara hakkı ile vakıf ve ehl-i tahkik olan büyük İslâm âlimi. |
| MUHAKKİKANE: | f. Gerçeği ve hakikatı araştıran bir kimseye yakışır surette. Muhakkik olan bir insana yakışacak şekilde. |
| MUHAKKİKÎN: | Hakikatı bulup meydana çıkaranlar. * İç yüzünü araştırıp bulan büyük İslâm âlimleri ve velileri. Hakikat araştıran, hak âlimleri. |
| MUHAKKİR: | Hakir gören, zelil ve hor gören. |
| MUHAKKİRÂNE: | f. Tahkir edercesine. Hakarette bulunurcasına. |
| MÜTEHAKKIK: | Tahakkuk eden, doğruluğu meydana çıkan. |
| MÜTEHAKKİD: | Kin tutan, kindâr. |
| MÜTEHAKKİM: | Zorba, zorbalık eden, tahakküm eden. Hâkimlik taslayan. |
| MÜTEHAKKİMÂNE: | f. Mütehakkim bir surette. Tahakkümle, zorbalıkla. |
| MÜTEHAKKİMÎN: | (Mütehakkim. C.) Zorbalar. Tahakküm edenler. Mütehakkimler. |
| VE Bİ-L HAKKI NATAKTE: | Hak ile söyledin, hakkı söyledin. Haksın, sâdıksın.(Zira o, Lâ ilahe illallah der, dâva eder. Bütün sağ ve sol, yani mazi ve müstakbel taraflarında saf tutan o nurani zâkirler, aynı kelimeyi tekrar ederek, icma ederek mânen "Sadakte ve bi-l hakkı natakte" derler. Hangi vehmin haddi var ki, böyle hesapsız imzalarla te'yid edilen bir müddeaya parmak karıştırsın. M.) |
| SUKUT-I HAKK: | Hakkın sukutu. Hakkın kaybolması. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| HAKK-I ÂMİRİYYET : | Âmirlik hakkı. |
| HAK : | (Bak: Hakk) |
| HA : | Osmanlı alfabesinde sekizinci harftir ve ebced sayısı ile de sekizi ifade eder. $ şeklinde okunursa: Haram şey, haşarı yüzsüz kadın mânâlarına gelir. |