Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| HALE: | Ay ve güneşin etrafında bazen görünen parlak dâire. |
| HALE: | Annenin kız kardeşi. Teyze. Türkçede babanın kız kardeşine hala denir. Arabçada dayıya "Hâl" denir. |
| HALEB: | Süt sağma. Sağılmış süt. |
| HALEBE: | (Hâlib. C.) Kandıranlar, aldatanlar, hile yapanlar. |
| HALEBE: | (Hâlib. C.) Süt sağanlar. |
| HALEBÎ: | Halepli, Halep ahalisinden olan. |
| HALEC: | Çalışmaktan, yürümekten veya ibadetten kemiklerin ağrıması. |
| HALECAN: | Titreme. Kalb çarpıntısı. Heyecan. |
| HALECAN-I KALB: | Kalb çarpıntısı. |
| HALED: | Kalb. |
| HALEDAR: | Haleli, halelenmiş. Parlak daireli. |
| HALEDE: | Küpe. |
| HALEF: | Birinin yerine sonradan geçen kimse. Babadan sonra kalan oğul. |
| HALEF AN-SELEF: | Seleften halefe geçme. Geçen ve gidenden, gelene kalma. Babadan evlâda geçme. |
| HALEFEN: | Arkadan gelerek. |
| HALEFİYYET: | Haleflik, birinin yerine geçmiş olma. |
| HALEK: | Kara, siyah. |
| HALEL: | Bozukluk. Eksiklik. Başkası tarafından verilen zarar. İki şeyin aralığı. Boşluk. Açıklık. |
| HALELDÂR: | f. Bozma. Bozulma. Bozulmuş. |
| HALELPEZÎR: | f. Bozulan, Halel bulan. Eksik. Fesad kabul eden. Bozuk. |
| HALEM: | Helâk olmak. Dibâgat yaparken derinin kurtlanması. |
| HALEMAT: | (Halme. C.) Meme uçları, meme başları. |
| HALEME: | (C.: Halem-Halemât) Meme başı. Büyük kene. Bir ot cinsi. |
| HALEN: | şu anda, henüz, şimdiki hâlde. |
| HALENBUS: | Serçe renginde, ondan küçük bir kuş. |
| HALENC: | (C.: Halânic) Ağaç, şecer. |
| HALESA: | (Hâlis. C.) Hâlis, sâfi. |
| HÂLET: | Suret. Hâl. Keyfiyet. |
| HÂLET-İ CEHENNEM-NÜMUN: | Cehennem gibi çok azab verici hal. |
| HÂLET-İ GAŞY: | Kendini bilmeyecek derecede baygınlık. |
| HÂLET-İ NEZ': | Ölüm hâleti. Can verme zamanı. Sekerat vakti. |
| HÂLET-İ RUHİYE: | İnsanın ruh hâleti, manevi ve iç durumu. |
| HÂLET-İ ŞUHUD: | şuhud hali, mânen veya misalen seyretme hâleti.(...Fakat ihatasız olan hâlet-i şuhudda ve rü'ya gibi rü'yetlerini tâbirde verdikleri hükümlerinde hakları olmadığı için kısmen yanlıştır. M.) |
| HALEVAR: | f. Ay şeklinde olan, hilâl gibi olan. |
| HALEVAT: | (Halâ. C.) Halvetler, boşluklar. Yalnız bulunulacak yerler. |
| HALEZON: | Sümüklü böcek kabuğu. Kabuklu sümüklü böcek. |
| HÂLET-İ ŞUHUD: | Şuhud hali, mânen veya misalen seyretme hâleti. (...Fakat ihatasız olan hâlet-i şuhudda ve rü'ya gibi rü'yetlerini tâbirde verdikleri hükümlerinde hakları olmadığı için kısmen yanlıştır. M.) |
| İçerisinde 'HALE' geçenler | |
| ADEM-İ MÜDÂHALE: | Karışmamazlık. |
| ARDHALE: | f. Bulamaç adı verilen yemek. |
| CEHALET: | Bilmezlik, nâdanlık, ilimden ve her nevi müsbet mâlûmatdan habersiz olma. Cahillik. |
| CUHALE: | İğne deliği. |
| DEHALET: | Sığınmak, aman dilemek, medet, yardım isteyiş. |
| FEHALE: | Erkeklik, aygırlık. |
| HALEB: | Süt sağma. Sağılmış süt. |
| HALEBE: | (Hâlib. C.) Kandıranlar, aldatanlar, hile yapanlar. |
| HALEBE: | (Hâlib. C.) Süt sağanlar. |
| HALEBÎ: | Halepli, Halep ahalisinden olan. |
| HALEC: | Çalışmaktan, yürümekten veya ibadetten kemiklerin ağrıması. |
| HALECAN: | Titreme. Kalb çarpıntısı. Heyecan. |
| HALECAN-I KALB: | Kalb çarpıntısı. |
| HALED: | Kalb. |
| HALEDAR: | Haleli, halelenmiş. Parlak daireli. |
| HALEDE: | Küpe. |
| HALEF: | Birinin yerine sonradan geçen kimse. Babadan sonra kalan oğul. |
| HALEF AN-SELEF: | Seleften halefe geçme. Geçen ve gidenden, gelene kalma. Babadan evlâda geçme. |
| HALEFEN: | Arkadan gelerek. |
| HALEFİYYET: | Haleflik, birinin yerine geçmiş olma. |
| HALEK: | Kara, siyah. |
| HALEL: | Bozukluk. Eksiklik. * Başkası tarafından verilen zarar. * İki şeyin aralığı. Boşluk. Açıklık. |
| HALELDÂR: | f. Bozma. Bozulma. Bozulmuş. |
| HALELPEZÎR: | f. Bozulan, Halel bulan. Eksik. Fesad kabul eden. Bozuk. |
| HALEM: | Helâk olmak. * Dibâgat yaparken derinin kurtlanması. |
| HALEMAT: | (Halme. C.) Meme uçları, meme başları. |
| HALEME: | (C.: Halem-Halemât) Meme başı. * Büyük kene. * Bir ot cinsi. |
| HALEN: | şu anda, henüz, şimdiki hâlde. |
| HALENBUS: | Serçe renginde, ondan küçük bir kuş. |
| HALENC: | (C.: Halânic) Ağaç, şecer. |
| HALESA: | (Hâlis. C.) Hâlis, sâfi. |
| HÂLET: | Suret. Hâl. Keyfiyet. |
| HÂLET-İ CEHENNEM-NÜMUN: | Cehennem gibi çok azab verici hal. |
| HÂLET-İ GAŞY: | Kendini bilmeyecek derecede baygınlık. |
| HÂLET-İ NEZ': | Ölüm hâleti. Can verme zamanı. Sekerat vakti. |
| HÂLET-İ RUHİYE: | İnsanın ruh hâleti, manevi ve iç durumu. |
| HÂLET-İ ŞUHUD: | şuhud hali, mânen veya misalen seyretme hâleti.(...Fakat ihatasız olan hâlet-i şuhudda ve rü'ya gibi rü'yetlerini tâbirde verdikleri hükümlerinde hakları olmadığı için kısmen yanlıştır. M.) |
| HALEVAR: | f. Ay şeklinde olan, hilâl gibi olan. |
| HALEVAT: | (Halâ. C.) Halvetler, boşluklar. * Yalnız bulunulacak yerler. |
| HALEZON: | Sümüklü böcek kabuğu. Kabuklu sümüklü böcek. |
| HALHALE: | Esneklik, elâstikiyet. |
| HAYR-UL HALEF: | Hayırlı evlâd. Babasını hayırla andıracak evlâd. |
| HE'LE (HÂLE): | (C.: Hâlât) Ay ağılı, dâire-i kamer. |
| HÂLET-İ ŞUHUD: | Şuhud hali, mânen veya misalen seyretme hâleti. (...Fakat ihatasız olan hâlet-i şuhudda ve rü'ya gibi rü'yetlerini tâbirde verdikleri hükümlerinde hakları olmadığı için kısmen yanlıştır. M.) |
| İHALE: | Bir işi birisinin üzerine bırakmak. Bir hâlden diğer hâle dönmek. * Artırma veya eksiltmeye çıkarılan bir işi en münâsib bulunan bir istekliye vermek. * Zayıf addetmek. * Muhal söz söylemek. |
| İHALETEN: | İhale ederek, ihale suretiyle. |
| İSTİHALE: | Bir şeyin terkib ve asıl şeklinin başka hâle değişmesi. Başkalaşmak. * Mümkün olmayış, imkânsızlık. |
| KİHALET: | Göz için sürme yapma. Sürmecilik. * Göz doktorluğu. Göz hastalıkları bilgisi. |
| LÂMEHALE: | Hilesiz. * Çaresiz, imkânsız, ister istemez. |
| MAHALE: | Çare, tedbir. * Hile. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| HALEB : | Süt sağma. Sağılmış süt. |
| HÂL : | Durum, vaziyet. Görünüş. Tavır. Suret. Keyfiyet. * Cezbe. * Dert, keder, elem. * Mecâl. Kuvvet. * Gr: Fâili, mef'ulü veya her ikisinin durumunu bildiren sözdür. Halin sâhibine zi-l hâl denir.Meselâ : $ Reeytuhu mâşiyen: (Onu yürürken gördüm) cümlesinde Mâşiyen (yürürken) kelimesi, cümledeki mef'ulün hâlini bildirir. şimdiki zamanda olan fiilin durumuna da hâl denir. |
| HA : | Osmanlı alfabesinde sekizinci harftir ve ebced sayısı ile de sekizi ifade eder. $ şeklinde okunursa: Haram şey, haşarı yüzsüz kadın mânâlarına gelir. |