Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| HAMM: | Çok sıcaklık, şiddetli hararet. |
| HAMM: | Kuyuyu temizlemek. Evi süpürmek. Etin kokması. |
| HAMMADUN: | Çok hamdedenler. Çok çok şükür ve duâ edenler. |
| HAMMAL: | (Haml. den) Bir ücret karşılığında eliyle veya sırtıyla yük taşıyan adam. Mc: Kaba, görgüsüz, terbiyesiz. |
| HAMMALİYYE: | Hamal ücreti. |
| HAMMAM: | Banyo, hamam. |
| HAMMAMÎ: | Hamam idare eden adam veya kadın. Hamamcı. |
| HAMMAMİYYE: | Edb: Divan Edebiyatında giriş kısmı hamam eğlencesi tasvirine tahsis olunan kaside. |
| HAMMAR: | (Hamr. den) Şarap yapan veya satan kimse. Meyhaneci, şarapcı. Tas: Mc: Mürşid, şeyh, kılavuz. |
| HAMMAR: | Eşekçi. |
| HÂMME: | (C.: Hevâmm) Haşerât-ı muzırra, zararlı böcekler. Binek hayvanı. |
| HÂMME: | Bir kişinin akrabası, yakınları. (Hâssa mânâsına da gelir, mukabili âmme'dir.) |
| HAMME: | (C.: Humm) Kaplıcanın sıcak suyu. Kuyruk yağının kıkırdağı. Kızdırmak mânasına mastar da olur. |
| HAMMURABİ: | (Bak: Nemrud) |
| İçerisinde 'HAMM' geçenler | |
| CEM'İYET-İ MUHAMMEDÎ: | (Bak: İttihad-ı Muhammedî Cemiyeti) |
| EHAMM: | Yakın. * Kara, esved. |
| FEVKATTAHAMMÜL: | (Fevk-at tahammül) Tahammülün üstünde, tahammül edilmez, dayanılmaz, dayanılması imkânsız. |
| GÜL-Ü MUHAMMEDÎ (A.S.M.): | Kırmızı renkte bir gül çeşitidir. ("Keşfül Hafa" isimli hadîs kitabının 1, cilt, 302. Sahifesinde, mezkur gül hakkındaki rivayetlerin sıhhatleri üzerinde durulmaktadır.) |
| GÜLBANK-İ MUHAMMEDÎ (A.S.M.): | Ezan. |
| HAMMADUN: | Çok hamdedenler. Çok çok şükür ve duâ edenler. |
| HAMMAL: | (Haml. den) Bir ücret karşılığında eliyle veya sırtıyla yük taşıyan adam. * Mc: Kaba, görgüsüz, terbiyesiz. |
| HAMMALİYYE: | Hamal ücreti. |
| HAMMAM: | Banyo, hamam. |
| HAMMAMÎ: | Hamam idare eden adam veya kadın. Hamamcı. |
| HAMMAMİYYE: | Edb: Divan Edebiyatında giriş kısmı hamam eğlencesi tasvirine tahsis olunan kaside. |
| HAMMAR: | (Hamr. den) Şarap yapan veya satan kimse. Meyhaneci, şarapcı. * Tas: Mc: Mürşid, şeyh, kılavuz. |
| HAMMAR: | Eşekçi. |
| HÂMME: | (C.: Hevâmm) Haşerât-ı muzırra, zararlı böcekler. * Binek hayvanı. |
| HÂMME: | Bir kişinin akrabası, yakınları. (Hâssa mânâsına da gelir, mukabili âmme'dir.) |
| HAMME: | (C.: Humm) Kaplıcanın sıcak suyu. * Kuyruk yağının kıkırdağı. * Kızdırmak mânasına mastar da olur. |
| HAMMURABİ: | (Bak: Nemrud) |
| İMAM-I MUHAMMED: | (Hi: 135-189) Kufe'de yetişti. 99 kitab te'lif etmiştir. İmâm-ı Mâlik'ten hadis okudu. En meşhur Hanefî fakihlerindendir. (K.S.) |
| İMAM-I MUHAMMED BÂKIR: | (Hi: 75-117) Hz. İmam Zeynelâbidin'in oğlu, Hz. İmam-ı Hüseyin'in torundur. Hz. İmam-ı Ca'fer-i Sadık'ın babasıdır. On iki imamın beşincisidir. Büyük bir âlim ve en meşhur velilerdendir (K.S) |
| İTTİHAD-I MUHAMMEDÎ CEMİYETİ: | Süheyl Paşa, Mehmed Sadık, Ferik Rıza Paşa, Derviş Vahdeti ve arkadaşları tarafından İstanbul'da 5 nisan 1909 tarihinde kurulan bir cemiyettir. |
| MEHAMM: | (Mühim. C.) Mühim şeyler. Kıymetli işler. Umur-u azime. * Düşündürücü şeyler. |
| MEHAMMŞİNÂS: | f. İşinin ehli. İşden anlıyan. |
| MİHAMME: | Küçük bakır ibrik. |
| MİHAMME: | Yer süpürgesi. |
| MUHAMMAT: | Kızdırılmış nesne. |
| MUHAMMED: | Pek çok tekrar tekrar övülmüş, medhedilmiş meâlinde bir isim olup ilk olarak Peygamberimize (A.S.M.) verilmiştir. (Allahımızın bütün insanlara son peygamberi olan Hz. Muhammed (A.S.M) Efendimiz, Arabistan'da Mekke-i Mükerreme şehrinde milâdi 571 tarihinde dünyaya teşrif etmişlerdir.Fahr-i Âlem Efendimiz, Kureyş kabilesinden ve Haşim âilesindendir. Muhterem pederinin adı Abdullah, dedesinin adı Abdülmuttalib, vâlidesinin adı ise Amine'dir.Peygamberimizin (A.S.M.) baba cihetinden mübarek nesebleri şöyledir. Hz. Muhammed İbn-i Abdullah, ibn-i Abdulmuttalib, Haşim, Abdi Menaf, Kusey, Hakim, Mürre, Keab, Lüey, Galib, Fihr, Mâlik, Nazr, Kinane, Huzeyme, Müdrike, İlyas, Mudar, Mirar, Mead, Adnan. Adnan da İsmâil Aleyhisselâm'ın oğlu Kıyzar'ın neslindendir. Adlarını yazdığımız bu zatlardan her birinin evlâdı birçok kabilelere ayrılmış, Mâlik'in oğlu Fihr'in evlâdından da Kureyş kabilesi teşekkül etmiştir.Resul-i Ekrem Efendimizin (A.S.M.) vâlidesi cihetinde yüksek nesebleri de şöyledir: Hz. Muhammed ibn-i Amine Bint-i Vehb, ibn-i Abdi Menaf, ibn-i Zühre, ibn-i Hâkim.Peygamber Efendimizin (A.S.M.) babası tarafından mübârek nesebiyle anası tarafından nesebi, Mürre oğlu Hâkim'de birleşirler.Peygamber Efendimizin dedesi ve zamanında Kureyş kabilesinin reisi bulunan Abdülmuttalib, Kâbe-i Muazzama'nın mütevellisiydi. Ebu Tâlib, Ebu Leheb, Hâris, Zübeyr, Hamza, Abbas, Abdullah v.s. adında onüç oğlu vardı. Fakat bunların içinde en fazla Abdullah'ı severdi. Çünki onda başka bir güzellik, başka bir nuraniyet vardı. Abdülmuttalib, bu sevgili oğluna Benî Zühre reisi Vehb'in kızı Amine'yi nikâhla aldı. Abdullah Hazretleri, Peygamber Efendimiz doğmadan iki ay evvel bir ticaret kafilesiyle Medine-i Münevvere'ye gidip orada vefat etti ki, daha yirmibeş yaşında bulunuyordu. Bu cihetle Fahr-i Âlem Efendimiz (A.S.M.) yetim kaldı.Peygamber Efendimizin çocukluk devresi pek kudsi bir halde geçmiştir. Daha doğar doğmaz bir takım hârikalar meydana gelmiştir. (Bak: Delâil-i Nübüvvet) Süt anası, Beni Sa'd kabilesinden Haris'in refikası Halime idi. Dört sene onun yanında kaldı. Annesi Hz. Amine ile birlikte Medine-i Münevvere'ye dayı-zâdeleri bulunan Neccar oğullarını ziyarete gittiler. Sonra Mekke-i Mükerreme'ye dönerlerken Hz. Amine, Ebva denilen yerde daha yirmi yaşında olduğu halde vefat etti. Altı yaşında öksüz kalan Peygamberimizi, Ümmieymen adındaki dadısı alıp, Mekke-i Mükerreme'ye getirip dedesi Hz. Abdülmuttalib'e teslim etti. İki sene sonra da dedesi vefat edince amcası Ebu Tâlib'in yanında kaldı.Peygamber Efendimiz gençliğinde Kureyş kabilesi arasında büyük bir şeref ve şânı haiz bulunuyordu. Kendisine "Muhammed-ül Emin" deniliyordu. Yirmibeş yaşında iken, pek yüksek bir ruha sahib, pek şerefli bir hânedana mensub olan ve daha genç iken dul kalmış olup çok zengin olan Huveylid kızı Hatice ile evlendi. Peygamber Efendimiz, tam kırk yaşlarına girince Peygamberlik şerefine nâil oldu. Kendisine peygamberlik verilince ilk evvel çevresinde bulunan kişileri hususi surette İslâm dinine dâvet etmişti. Bu dâveti ilk önce Hz. Hatice vâlidemiz kabul etti. Sonra Kureyşin büyüklerinden olan Hz. Ebubekir-is sıddık ile Peygamberimizin âzatlısı olan Zeyd ibn-i Harise ve peygamberimizin amcası Ebu Tâlib'in oğlu olup, henüz dokuz-on yaşlarında olan Hz. Ali kabul ettiler. Bir müddet sonra da Hz. Ebubekir'in vasıtasıyla Osman bin Affan, Abdurrahman ibn-i Avf, Sa'd ibn-i Ebu Vakkas, Zübeyr ibn-ül Avvam, Talha-t-übnü Ubeydullah Hazretleri İslâmiyetle müşerref oldular.Bi'setin ondördüncü senesinde Mekke'deki müslümanlar, Medine-i Münevvere'ye hicret ettiler. Peşinden de Peygamberimiz Hz. Ebubekir ile birlikte hicret etti. (Bak: Hicret)Peygamberimiz (A.S.M.) hicretin onbirinci senesinin Rebiülevvel ayının onikisinde pazartesi günü Medine-i Münevvere'de hücre-i saadetinde vefat etti.) (B.İ.İ.)(Şu kâinatın Sâhib ve Mutasarrıfı, elbette bilerek yapıyor ve hikmetle tasarruf ediyor. Ve her tarafı görerek tedvir ediyor. Ve her şeyi bilerek, görerek terbiye ediyor ve her şeyde görünen hikmetleri, gayeleri, faydaları irade ederek tedvir ediyor. Mâdem yapan bilir; elbette bilen konuşur. Mâdem konuşacak, elbette zişuur ve zifikir ve konuşmasını bilenlere konuşacak. Mâdem zifikirle konuşacak; elbette zişuurun içinde en cem'iyetli ve şuuru külli olan insan nev'i ile konuşacaktır. Mâdem insan nev'i ile konuşacak, elbette insanlar içinde kabil-i hitab ve mükemmel insan olanlarla konuşacak. Mâdem en mükemmel ve istidâdı en yüksek ve ahlâkı ulvi ve nev'-i beşere muktedâ olacak olanlarla konuşacaktır. Elbette, dost ve düşmanın ittifakı ile, en yüksek isti'datta ve en âli ahlâkta ve nev-i beşerin humsu ona iktida etmiş ve nısf-ı arz onun hükm-ü mânevîsi altına girmiş ve istikbal onun getirdiği nurun ziyası ile bin üçyüz sene ışıklanmış; ve beşerin nuranî kısmı ve ehl-i imanı mütemadiyen günde beş defa onunla tecdid-i biat edip, ona dua-i rahmet ve saadet edip, ona medh ve muhabbet etmiş olan Muhammed (A.S.M.) ile konuşacak.. ve konuşmuş ve Resul yapacak ve yapmış; ve sair nev-i beşere rehber yapacak ve yapmıştır. M.) (Bak: Fahr-i Kâinat ve Resulullah ve Mefhar-ı mevcudat)(Zât-ı Zülcelâl (C.C.) demiş: $ Bütün ümmet, hattâ düşmanları da dahil olduğu halde icma etmişler ki, bütün ahlâk-ı haseneye câmi'dir.Nübüvvetten evvel ondaki ahlâk-ı hamidenin kemâline tercüman olan Muhammed'ül Emin ünvaniyle iştihar etmişler.Hazret-i Aişe (R.A.) her vakit derdi: $ Demek Kur'an tazammun ettiği bütün ahlâk-ı haseneye câmi idi. İşte o Zât-ı Kerimde icma-ı ümmetle tevatür-ü mânevî-i kat'îyle sabittir ki; insanların sîreten, sureten en cemili ve en halimi ve en sâbiri ve en şâkiri ve en zâhidi ve en mütevazii ve en afifi ve en cevâdı ve en kerimi ve en rahimi ve en âdili, herkesten ziyade mürüvvet, vakar, afv, sıhhat-ı fehim, şefkat gibi ne kadar secâya-yı âliyye varsa en mükemmel bir fihriste-i nuranîsidir. Bunların içindeki nokta-i i'caz şudur ki: Ahlâk-ı hasene çendan birbirine mübayin değil, fakat derece-i kemâlde birbirine müzaheme eder. Biri galebe çalsa öteki zayıflaşır. Meselâ: Kemâl-i hilm ile kemâl-i şecaat, hem kemal-i tevazu ile kemal-i şehamet, hem kemal-i merhamet ve mürüvvet, hem tam iktisat ve itidal ile tamam-ı kerem ve sehavet, hem gayet vakar ile nihayet haya, hem gâyet şefkat ile nihayet Elbuğzu fillah, hem gayet afv ile nihayet izzet-i nefs, hem gayet tevekkül ile nihayet içtihad gibi mecâmi-i ahlâk-ı mütezahime birden derece-i âliyyede bir zâtta içtimâı müzayakasız inkişafları mu'cizelerin mu'cizesidir. Bediüzzaman) |
| MUHAMMED SURESİ: | Kur'an-ı Kerim'in 47. Suresi olup Kıtal Suresi de denir. Medine-i Münevvere'de nâzil olmuştur. |
| MUHAMMEDÎ: | Hz. Muhammed'e (A.S.M.) mensub olan. Müslüman. (Ecnebi dillerinde geçen bu mânadaki tabirlere göre Muhammedî, Muhammedîlik: Müslüman ve Müslümanlık mânasına gelmektedir.) |
| MUHAMMEDİYYUN: | Müslümanlar. Hz. Muhammed'in (A.S.M.) ümmetinden olanlar. |
| MUHAMMEN: | (Hamn. den) Tahmin edilen. Ortalama olarak bir değer kabul edilen. Sanılan. |
| MUHAMMER: | (Hamr. dan) Mayalanmmış, ekşiyip kabarmış. * Yoğurulmuş. |
| MUHAMMER: | (Himâr. dan) Kendine eşek denilmiş. Eşeğe benzetilmiş. Tahmir olunmuş. |
| MUHAMMERE: | Başı beyaz, cesedi siyah olan koyun. * Örtülmüş nesne. |
| MUHAMMES: | Ateş üzerinde kızdırılıp kurutulmuş. (Kavrulmuş kahve gibi) |
| MUHAMMES: | Beşli. Beş katlı. Tahmis edilmiş. * Edb: Her bendi beş mısrâlı olan manzume. * Birbiri ardından gelen ve kapalı olarak uç uca eklenmiş beş kenarın meydana getirebileceği çeşitli şekillerden her biri. Beşgen. |
| MUHAMMES-İ MUNTAZAM: | Geo: Düzgün beşgen. |
| MUHAMMEZ: | (Hamz. dan) Oksitlenmiş, paslanmış. |
| MUHAMMIS: | Mısır, kahve gibi şeyleri kavuran veya kavurarak satan kimse. * Tava. |
| MUHAMMİN: | Tahmin eden, sanan, karar veren, değer biçen kimse. Eksper. |
| MUHAMMİR: | (Hamr. dan) Tahmir eden. Mayalayan. Ekşitip kabartan. Yoğuran. |
| MUHAMMİR: | Kızdırıcı ilâç. |
| MÜDHAMME: | Ağaçlarının ve nebatlarının çok ve taze olmaları dolayısıyla uzaktan koyu yeşil renkte görünen bahçe. |
| MÜDHAMMETAN: | Her tarafı yemyeşil nebatat, hazrevat ile kaplı iki Cennet. |
| MÜSTEHAMM: | Sıcak su mevzii, hamam. |
| MÜŞATTAR-I MUHAMMES: | Edb: Araya üç mısra ilâve edilmiş gazel ve kaside. |
| MÜTEHAMMIZ: | (Humz. dan) Ekşiyen, tahammüz eden. |
| MÜTEHAMMİ: | Kendini koruyan, kendini himaye eden. |
| MÜTEHAMMİK: | (Humk. dan) Ahmak gibi konuşan veya ahmakçasına hareketlerde bulunan. Ahmaklaşan. |
| MÜTEHAMMİL: | Tahammül eden, katlanıp sabır ile kabul eden. Dayanabilen, kaldırabilen. |
| MÜTEHAMMİLÂNE: | f. Yüklenerek. * Tahammül ederek, dayanarak. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| HAMMADUN : | Çok hamdedenler. Çok çok şükür ve duâ edenler. |
| HAM : | f. Olmamış, pişmemiş, çiğ. * Nâfile, beyhude, boşuboşuna. * İşlenmemiş, üzerinde çalışılmamış. * Acemi kimse, tecrübesiz. Terbiye görmemiş kişi. |
| HA : | Osmanlı alfabesinde sekizinci harftir ve ebced sayısı ile de sekizi ifade eder. $ şeklinde okunursa: Haram şey, haşarı yüzsüz kadın mânâlarına gelir. |