Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı
| A | B | C | Ç | D | E | F | G | H | I | İ | J | K | L | M | N | O | Ö | P | R | S | Ş | T | U | Ü | V | Y | Z |
| Kelime | Anlam |
|---|---|
| HARÎ: | Müstehak, lâyık. |
| HARÎ: | f. Hakirlik, horluk. |
| HARÎ': | Kimseden çekinmeyen, fâcire kadın. Çok gülen, gülegen. |
| HARİB: | Yıkan, harab eden. Haydut. |
| HARİB: | Kaçan, firar eden. |
| HARÎB: | Yağma olunmuş, soyulmuş, talan edilmiş. |
| HARÎBE: | (C.: Harâib) Bir kimsenin geçineceği şey. |
| HARÎC: | Dar, ensiz. Kuşatılmış. |
| HÂRİC: | Bir şeyin veya mahallin veya memleketin dışında kalan. Ecnebi. |
| HÂRİC-İ VATAN: | Vatanın harici. |
| HARİC: | Günahkâr, günah işlemiş. Allahın emrini dinlememiş olan. |
| HARİCEN: | Dışardan, dıştan. Hariçten. |
| HARİCE TEMESSÜL: | Zihnî olan kelâmın hâricî âlemdeki kanunlara uygun şekilde tanzim edilişi. |
| HARİCÎ: | Dışarıya âit olan. İçeriye âit olmayan. Dış ile alâkalı. Ecnebiye âit. Zorba ve âsi olan. Seyyid olmadığı halde seyyidlik iddia eden. Vaktiyle Hazret-i Ali Kerremallâhü veche'ye âsi olan fırka-i dâlle ashabından herbiri. (Bak: Havaric Vak'ası) |
| HARİCİYYE: | Hariçle alâkalı. Dış işleri. Ameliyatla tedavi edilebilen hastalıklar. Haricilik. (Bak: Havâric vak'ası) |
| HARİD: | Satın alma. |
| HARİD: | Öfkeli, hidetli, kızgın. |
| HARÎD: | Tek, ayrı. |
| HARİDAR: | Satın alıcı, satın alan. |
| HARİD(E): | (C.: Harâid) Kız, evlenmemiş kız. Delinmemiş inci. |
| HARİDE: | Satın alınmış. |
| HARİF: | (Hırfet. den) Meslekdaş, san'at arkadaşı. Teklifsiz dost. Herif, âdi insan. |
| HARİF: | Güz mevsimi, sonbahar. Meyve toplama zamanı. |
| HARİF: | Yemiş toplayan. |
| HARİFANE: | f. Esnafça. Herkes kendi masrafını, hissesine düşeni vermek suretiyle, ortaklıkla yapılan. |
| HARİFE: | (C.: Harâif) Ev için sonbahar hazırlığı. |
| HARİFÎ: | Sonbaharla alâkalı. |
| HARİK: | Omuz küreklerinin arası. |
| HARÎK: | Yangın, ateş. |
| HARÎK-I KEBİR: | Büyük yangın. Büyük Cihan Harbi. |
| HARÎK: | Erkekliği olmayan adam. |
| HARİK: | Zeyrek akıllı kimse. |
| HÂRİKA: | İmkânların üstünde olan şey, hayret uyandıran, hayranlık vren. Büyük ve görülmedik eser. Görülmedik derecede kıymetli. |
| HÂRİKA: | Ateş, nâr, od. |
| HÂRİKA-İ SEVDÂ: | Aşk ateşi. |
| HARÎKA: | Acı, sızı. Bulâmaç. Yulaf lâpası. |
| HÂRİKA-PİŞE: | f. Hârikalı. Hârika işler yapan. |
| HÂRİKAT: | (Hârika. C.) Şaşılacak şeyler, hârikalar. İnsanda hayret uyandıran şeyler. |
| HÂRİKAVÎ: | Harika cinsinden, harika gibi. |
| HÂRİKULÂDE: | Fevkalâde, âdetin hâricinde bulunan şey, eser. Görülmedik derecede. Son derece kıymet ve ehemmiyeti hâiz olan şey. |
| HARÎK-ZEDE: | (C.: Harikzedegân) f. Yangından zarar görmüş kişi. Evi ve eşyaları yanmış kimse. |
| HÂRİM: | Fakir. |
| HARÎM: | Herkesin giremiyeceği, dokunmıyacağı şey. Haram dairesi. Şerik. Bir kişinin olup, başkasının duhul ve taarruzundan masun yer. Hacıların Mekke-i Mükerreme'de giydikleri libas. |
| HARÎM-İ HÂSS: | Büyük bir kimsenin kendi dairesi. |
| HARÎM-İ İSMET: | Namus ocağı, mukaddes ocak. Kudsi âile yuvası. |
| HARÎM: | Saygısız, çekinmez. Kayıtsız kimse. |
| HARÎME: | Bir kimsenin, istediği gibi kulanabilecek hakka sahib olduğu malı. |
| HARİR: | İpek. İpekten yapılmış. Harâretli. Sıcak. |
| HARÎR: | Su akarken çağlamak. Yel eserken fışıldamak. Horuldamak. |
| HARİRÎ: | İpek eşya. İpek tüccarı. Bir nevi kâğıt. |
| İçerisinde 'HARÎ' geçenler | |
| ADEM-İ HÂRİCÎ: | İlm-i İlâhide mevcud olup, maddi vücudu olmayan.(Adem-i mutlak zaten yoktur; çünkü bir ilm-i muhit var. Hem daire-i ilm-i İlâhînin harici yok ki, bir şey ona atılsın. Dâire-i ilim içinde bulunan adem ise, adem-i hâricidir ve vücud-u ilmiye perde olmuş bir ünvandır. Hatta bu mevcudat-ı ilmiyeye bazı ehl-i tahkik "A'yan-ı sâbite" tabir etmişler. Öyle ise, fenaya gitmek, muvakkaten haricî libasını çıkarıp, vücud-u mâneviye ve ilmîye girmektir. Yani, hâlik ve fani olanlar, vücud-u hâricîyi bırakıp; mâhiyetleri bir vücud-u mânevi giyer, dâire-i kudretten çıkıp dâire-i ilme girer. M.) |
| BAHARÎ: | İlkbahara âit. İlkbaharla ilgili. |
| BAHARİSTAN: | f. İlkbaharın hüküm sürdüğü zaman. * Yeşil ve çiçekli yer. * Molla Câmi'nin eseri. |
| BAHARİYYE: | Edb: Birini övmek için yazılan ve bahar tasviriyle başlayan kaside. * Tar : Yeniçeri ağasından itibaren padişah tarafından Yeniçeri kâtibiyle ocak ağalarına verilen baharlık. |
| BASAL-İ HARİF: | Acı soğan. |
| BUHARÎ: | (Hi: 194-256) Buhâralı. 600 bin hadisten seçilen 7275 hadis ile en mu'teber ve en sahih Sahih-i Buharî ismi ile anılan hadis kitabının müellifi. (Bak: Kütüb-ü Sitte)(Buharî ve Müslim ki, Kur'andan sonra en sahih kitab olduklarını, ehl-i tahkik kabul etmiş. M.) |
| BÜHARİSE: | Altın ve gümüşten üç kıntar veya üçyüz rıtıl. |
| DEHARİR: | Zamânın şiddetleri. |
| DEHARİS: | Belâ. Şiddet. |
| DUD-İ HARİR: | İpek böceği. |
| EBU KATADE HARİS BİN RİB'İY (R.A.): | Ensardan ve Resül-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın süvarilerindendir. 170 Hadis-i Şerif rivayet etmiştir. Uhud Gazvesinden itibaren bütün muharebelere iştirak etmiş bir kahraman olup 74 tarihinde 80 yaşında iken Medine'ye avdetinde vefat etmiştir. (R.A.) |
| EBU-L HARİS: | Arslan. |
| EBU KATADE HARİS BİN RİB'İY (R.A): | Ensardan ve Resül-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın süvarilerindendir. 170 Hadis-i Şerif rivayet etmiştir. Uhud Gazvesinden itibaren bütün muharebelere iştirak etmiş bir kahraman olup 74 tarihinde 80 yaşında iken Medine'ye avdetinde vefat etmiştir. (R.A.) |
| FAHHARÎ: | Çanak, çömlek, testi ve bardak yapan kimse. |
| FASL-I HARİF: | Güz mevsimi. |
| HAKİKAT-I HÂRİCİYE: | Hayat gibi âlem-i şehadete gelmiş varlık. |
| HANDEHARİŞ: | f. Bir kimseye alay tarzında gülme. |
| HARÎ': | Kimseden çekinmeyen, fâcire kadın. * Çok gülen, gülegen. |
| HARİB: | Yıkan, harab eden. * Haydut. |
| HARİB: | Kaçan, firar eden. |
| HARÎB: | Yağma olunmuş, soyulmuş, talan edilmiş. |
| HARÎBE: | (C.: Harâib) Bir kimsenin geçineceği şey. |
| HARÎC: | Dar, ensiz. * Kuşatılmış. |
| HÂRİC: | Bir şeyin veya mahallin veya memleketin dışında kalan. * Ecnebi. |
| HÂRİC-İ VATAN: | Vatanın harici. |
| HARİC: | Günahkâr, günah işlemiş. Allahın emrini dinlememiş olan. |
| HARİCEN: | Dışardan, dıştan. Hariçten. |
| HARİCE TEMESSÜL: | Zihnî olan kelâmın hâricî âlemdeki kanunlara uygun şekilde tanzim edilişi. |
| HARİCÎ: | Dışarıya âit olan. İçeriye âit olmayan. Dış ile alâkalı. Ecnebiye âit. * Zorba ve âsi olan. * Seyyid olmadığı halde seyyidlik iddia eden. * Vaktiyle Hazret-i Ali Kerremallâhü veche'ye âsi olan fırka-i dâlle ashabından herbiri. (Bak: Havaric Vak'ası) |
| HARİCİYYE: | Hariçle alâkalı. Dış işleri. * Ameliyatla tedavi edilebilen hastalıklar. * Haricilik. (Bak: Havâric vak'ası) |
| HARİD: | Satın alma. |
| HARİD: | Öfkeli, hidetli, kızgın. |
| HARÎD: | Tek, ayrı. |
| HARİDAR: | Satın alıcı, satın alan. |
| HARİD(E): | (C.: Harâid) Kız, evlenmemiş kız. * Delinmemiş inci. |
| HARİDE: | Satın alınmış. |
| HARİF: | (Hırfet. den) Meslekdaş, san'at arkadaşı. Teklifsiz dost. * Herif, âdi insan. |
| HARİF: | Güz mevsimi, sonbahar. * Meyve toplama zamanı. |
| HARİF: | Yemiş toplayan. |
| HARİFANE: | f. Esnafça. Herkes kendi masrafını, hissesine düşeni vermek suretiyle, ortaklıkla yapılan. |
| HARİFE: | (C.: Harâif) Ev için sonbahar hazırlığı. |
| HARİFÎ: | Sonbaharla alâkalı. |
| HARİK: | Omuz küreklerinin arası. |
| HARÎK: | Yangın, ateş. |
| HARÎK-I KEBİR: | Büyük yangın. * Büyük Cihan Harbi. |
| HARÎK: | Erkekliği olmayan adam. |
| HARİK: | Zeyrek akıllı kimse. |
| HÂRİKA: | İmkânların üstünde olan şey, hayret uyandıran, hayranlık vren. Büyük ve görülmedik eser. Görülmedik derecede kıymetli. |
| HÂRİKA: | Ateş, nâr, od. |
| HÂRİKA-İ SEVDÂ: | Aşk ateşi. |
| Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar | |
| HARÎ' : | Kimseden çekinmeyen, fâcire kadın. * Çok gülen, gülegen. |
| HÂR : | f. Diken. |
| HA : | Osmanlı alfabesinde sekizinci harftir ve ebced sayısı ile de sekizi ifade eder. $ şeklinde okunursa: Haram şey, haşarı yüzsüz kadın mânâlarına gelir. |