Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
HARE: f. Kaya, sert taş.
Bir cins dalgalı kumaş.
HARE: f. Yiyecek.
HAREC: Darlık, zorluk, sıkıntı.
Dar yer, sık ağaçlı yer.
Günâh.
HARED: Hışım etmek.
Menetmek, engel olmak.
HAREKÂT: (Hareket. C.) Hareketler.
HAREKÂT-I HARBİYE: Harp harekâtı.
HAREKÂT-I MÜŞTEREKE: Müşterek hareketler, beraber davranışlar.
HAREKE: Arapça harflerin u, e, i şeklinde okunacağını gösteren işaretler. (Zamme "ötre" fetha "üstün" kesre "esre" (gibi)
Hareket lafzının Arapça terkibde aldığı şekil.
HAREKET: Kımıldanma. Davranış. Yola çıkmak. Bir cismin sabit bir noktaya göre yerinin veya durumunun değişmesi. Sarsıntı.
HAREKET-İ ARZ: Zelzele, deprem, yer sarsıntısı.
HAREKET-İ DÂHİL: Tar: Kanuni Sultan Süleyman zamanında Süleymaniye medreselerinin binasından sonra onikiye çıkarılan tarik-i tedris (okutma yolu) silsilesinin dördüncü mertebesindeki müderrislerine verilen bir ünvandır.
HAREKET-İ MER'İYYE: Gerçekte olmadığı halde, var imiş gibi görünen hareket.
HAREKET-İ MİHVERİYE: Mihver, eksen etrafındaki muntazam hareket.(Şems, hareket-i mihveriyesi ile silkinse, meyveleri düşmez, silkinmezse yemişleri olan seyyarat düşüp dağılacaktır. M.)
HAREKET-İ MÜSTAKİME: Fiz: Doğru bir çizgi üzerinde olan hareket.
HAREM: Herkesin girmesine müsaade edilmeyen yer. Kadınlara mahsus oda. (Misafirlere ve erkeklerin girmesine müsaade edilen yere de"selâmlık" denir.)(Tesettür kadınlar için fıtrîdir ve fıtratları iktiza ediyor. Çünkü, kadınlar hilkaten zaife ve nâzik olduklarından kendilerini ve hayatından ziyade sevdiği yavrularını himaye edecek bir erkeğin himaye ve yardımına muhtaç bulunduğundan; kendini sevdirmek ve nefret ettirmemek ve istiskale mâruz kalmamak için fıtrî bir meyli var. L.)
HAREM-İ ŞERİF: Kâfir ve müşriklerin girmesi yasak olan ve canlı mahlukun öldürülmesi men'edilen Mukaddes Kâbe ve civârı.
HAREMEYN: İki mukaddes harem. Müşrik ve kâfirlere yasak olan mukaddes Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere.
HAREMEYN-İ ŞERİFEYN: Mekke'deki Kâbe ile Medine'deki Ravza-i Mutahhara.
HAREM-SERAY: Sarayların kadınlara mahsus olan kısımları. Buna "Harem-i Hümayun" da denilir.
Câmi içi.
HARES: (Haris. C.) Bekçiler, muhafızlar.
HARES: Dilsizlik, ebkemiyyet.
HAREŞE: Sinek.
HAREZ: (C.: Ehrâz) Çocukların oynadıkları ceviz.
HAREZE: (C.: Harez-Harezât) Boncuk.
HAREMEYN-İ ŞERİFEYN: Mekke'deki Kâbe ile Medine'deki Ravza-i Mutahhara.
HAREŞE: Sinek.
İçerisinde 'HARE' geçenler
BAHARET: Üstünlük, seçkinlik.
BAHARET: Galip olmak.
BATÎ-ÜL HAREKE: Davranış ve hareketi ağır.
BEDR MUHAREBESİ: Bedir, Mekke-i Mükerreme ile Medine-i Münevvere arasında bir yer olup; Hz. Peygamber Efendimizin hicretinin ikinci senesi orada Kureyşîlere karşı kazandıkları muzafferiyetle meşhurdur. Bedir, bir ovanın kenarında olup Mescid-ül Gamame isminde bir câmi ve Bedir muharebesinde şehid olan sahabelerden 13 zâtın türbeleri mevcuttur. Bedir harbi, Ramazanda Cuma günü vuku bulup Peygamber Efendimizin (A.S.M.) maiyetinde 320 kişi vardı. Bunların sekseni muhacirînden, gerisi ensardandı. Kureyş kervanı ile Şam'dan dönen Ebû Süfyan'ın önüne çıkılmış iken, Ebû Süfyan haber alarak Mekke'den yardım istemiş, Ebû Cehil'in maiyetinde Mekke'den gelenlerle beraber Kureyşliler 1000 kişi kadar olmuşlardı.
BÎ-HAREKET: f. Kımıldamıyan, hareketsiz.
CEHARET: Sesin yüksek olması. Ses yüksekliği.
CİHAREN: (Cehr. den) Alenen, açık olarak.
FAHHARE: Ağaç kap.
HÂCC-ÜL HAREMEYN: Usulüne uygun surette, Mekke-i Mükerreme'yi ve Medine-i Münevvere'yi ziyaret eden.
HÂDİM-ÜL HAREMEYN-İŞ ŞERİFEYN: Hilâfeti haiz olmaları hasebiyle Osmanlı Padişahlarına verilen ünvandır. Haremeyn; Mekke ile Medine'ye denilir. İslâm âleminin bu iki şehre hürmet-i mahsusaları sebebiyle ve daha fazla tâzim kasdiyle şerif sıfatını da ilâve ederek "Haremeyn-iş şerifeyn" denilmiştir. Haremeyn'in Hâdimi mânasına gelen bu tâbir ise ilk evvel Yavuz Sultan Selim hakkında kullanılmış, daha sonra bütün padişahlar hakkında istimal olunmuştur. Yavuz Sultan Selim Han Halep'i fethettiği haftanın ilk cum'a namazını Melik Zâhir camiinde eda ederken, hatib hutbede "Malik-ül Haremeyn-iş Şerifeyn" şeklinde adını anar anmaz, Yavuz Selim derhal yerinden kalkarak: "Haremeyn'in maliki olmak ne haddimdir. Ben Haremeyn'in hizmetkârı olmakla iftihar ederim." demek suretiyle tevazu göstermiş ve bu tabir ondan sonra, hutbelerde o suretle söylenmiştir.
HAREC: Darlık, zorluk, sıkıntı. * Dar yer, sık ağaçlı yer. * Günâh.
HARED: Hışım etmek. * Menetmek, engel olmak.
HAREKÂT: (Hareket. C.) Hareketler.
HAREKÂT-I HARBİYE: Harp harekâtı.
HAREKÂT-I MÜŞTEREKE: Müşterek hareketler, beraber davranışlar.
HAREKE: Arapça harflerin u, e, i şeklinde okunacağını gösteren işaretler. (Zamme "ötre" fetha "üstün" kesre "esre" (gibi) * Hareket lafzının Arapça terkibde aldığı şekil.
HAREKET: Kımıldanma. Davranış. Yola çıkmak. Bir cismin sabit bir noktaya göre yerinin veya durumunun değişmesi. Sarsıntı.
HAREKET-İ ARZ: Zelzele, deprem, yer sarsıntısı.
HAREKET-İ DÂHİL: Tar: Kanuni Sultan Süleyman zamanında Süleymaniye medreselerinin binasından sonra onikiye çıkarılan tarik-i tedris (okutma yolu) silsilesinin dördüncü mertebesindeki müderrislerine verilen bir ünvandır.
HAREKET-İ MER'İYYE: Gerçekte olmadığı halde, var imiş gibi görünen hareket.
HAREKET-İ MİHVERİYE: Mihver, eksen etrafındaki muntazam hareket.(Şems, hareket-i mihveriyesi ile silkinse, meyveleri düşmez, silkinmezse yemişleri olan seyyarat düşüp dağılacaktır. M.)
HAREKET-İ MÜSTAKİME: Fiz: Doğru bir çizgi üzerinde olan hareket.
HAREM: Herkesin girmesine müsaade edilmeyen yer. Kadınlara mahsus oda. (Misafirlere ve erkeklerin girmesine müsaade edilen yere de"selâmlık" denir.)(Tesettür kadınlar için fıtrîdir ve fıtratları iktiza ediyor. Çünkü, kadınlar hilkaten zaife ve nâzik olduklarından kendilerini ve hayatından ziyade sevdiği yavrularını himaye edecek bir erkeğin himaye ve yardımına muhtaç bulunduğundan; kendini sevdirmek ve nefret ettirmemek ve istiskale mâruz kalmamak için fıtrî bir meyli var. L.)
HAREM-İ ŞERİF: Kâfir ve müşriklerin girmesi yasak olan ve canlı mahlukun öldürülmesi men'edilen Mukaddes Kâbe ve civârı.
HAREMEYN: İki mukaddes harem. Müşrik ve kâfirlere yasak olan mukaddes Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere.
HAREMEYN-İ ŞERİFEYN: Mekke'deki Kâbe ile Medine'deki Ravza-i Mutahhara.
HAREM-SERAY: Sarayların kadınlara mahsus olan kısımları. Buna "Harem-i Hümayun" da denilir. * Câmi içi.
HARES: (Haris. C.) Bekçiler, muhafızlar.
HARES: Dilsizlik, ebkemiyyet.
HAREŞE: Sinek.
HAREZ: (C.: Ehrâz) Çocukların oynadıkları ceviz.
HAREZE: (C.: Harez-Harezât) Boncuk.
HARZEM (HAREZM): Türkistan'da Aral gölünün güneyindeki delta ve çevresindeki ülke.
HATT-I HAREKET: Davranış. Davranma tarzı. Hareket tarzı.
HÜSN-Ü HAREKET: Güzel muamele yapma, iyi muamelede bulunma.
HAREMEYN-İ ŞERİFEYN: Mekke'deki Kâbe ile Medine'deki Ravza-i Mutahhara.
HAREŞE: Sinek.
İSTİHARE: Tefe'ül. Sual sorup cevap istemek. * Hayırlı olmayı istemek. * Hayran olmak, şaşmak, taaccüb etmek. * Bir işin hayırlı olup olmıyacağı niyetiyle abdest alıp, dua edip rüya görmek üzere uykuya yatma.
MAHARET: (Bak: Mehâret)
MATHARE: (C.: Matâhir) Gusülhâne. İçinde yıkanılıp temizlenilecek yer. * Su kabı, matara.
MEFHARET: Birine şeref veren şey. İftihar edilecek, övünülecek şey.
MEHARET: Ustalık, beceriklilik, üstadlık. Meleke ve mümârese. * Kur'anda meharet: Hıfzın kuvvetiyle harflerin mahreçlerine riâyettir.
MİHVER-İ HAREKÂT: Askeri harekâtın yapıldığı yer.
MUAHHAREN: Sonradan, bilâhare. Muahhar olarak.
MUHAREBAT: (Muhârebe. C.) (Harb. den) Harpler, muhârebeler. Harbetmeler, savaşmalar.
MUHAREBE: (C.: Muharebât) Harbetmek. Karşılıklı cenk. Cidal.
MUHARECE: Parmaklarıyla hesap edip taksim etmek.
MUHAREDE: Men'etmek, engel olmak.
MUHAREF: Fakir.
MUHARESE(T): (Hirâset. den) Muhâfaza, koruma.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
HAREC : Darlık, zorluk, sıkıntı. * Dar yer, sık ağaçlı yer. * Günâh.
HÂR : f. Diken.
HA : Osmanlı alfabesinde sekizinci harftir ve ebced sayısı ile de sekizi ifade eder. $ şeklinde okunursa: Haram şey, haşarı yüzsüz kadın mânâlarına gelir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...