Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
HASA': Saman parçası.
Hurma kabı.
HASA: Toprak saçmak.
HASA: Sığır terslemek.
HASA': Bulamaç aşı.
Kavun.
HASA: Saymak.
Taş atıp vurmak.
HASA': Suya kanmak ve kandırmak.
Dolmak.
Doymak.
Ufak taş.
HASAB: Odun.
HASAD: Ekin biçmek. Ekin biçme mevsimi.
HASADET: Hasedcilik, kıskançlık. Çekememezlik.
HASAFE: (C.: Hasif) Hurma yaprağından örülen kap.
Hurma yaprağı.
HASAFET: Rey sağlamlığı. Hükümde kuvvet ve olgunluk.
HASAİL: (Haslet. C.) Hasletler. (Bak: Haslet)
HASÂİS: Bir şeye, birine has olan keyfiyetler.
HASÂİS-İ İNSÂNİYYE: İnsanlık hassaları.
HASAİS: (Hasîse. C.) Kötü huylar, fena tabiatlar.
HASAK: Büyük bir kuşun adı. (Çin'de, Babil'de ve Türk vilâyetlerinde olur.)
HASAL: Yüreğin ağrıması.
HASAL: Ağacın, zeminde yanlara sarkmış uçları.
Bir işte ortaya konulan ödül.
HASAN: Nâmahremden korunur üzere olmak, korunmak.
HASAN: Güzel. (Bak: Hasen)
HASAN: İyilik. Güzel muamelede bulunmak.
HASANET: Bir yerin çok sağlam ve korunulacak tarzda olması.
Kadının kendisini haramdan koruması.
HASAN-I BASRİ: (Hi: 21-110) En ileri Tâbiînden olup hadis ve fıkıhta büyük âlimlerdendir. Basra'da medfundur. Mezheb sahibi bir müçtehiddir. Sahabe-i Kiram'dan 130 zat ile görüşmüş, Buharî, Müslim, Ebu Davud, Tirmizî, Neseî, İbn-i Mace kendisinden hadis nakletmişlerdir.
HASAR: (C.: Hasâret) Ziyan, zarar.
HASAR: Soğuk, berd.
HASARAT: (Hasâret. C.) Ziyan ve zararlar. Hasaretler.
HASAR-DİDE: f. Zarara uğramış, hasar görmüş.
HASARET: Hasar. Alış-verişte zarar, ziyan. Yoldan sapmak. Sapıtmak. Dalâlete düşmek.
HASARET: Cıvık ve sulu şeyin koyulaşıp katılaşması.
Dahâmet peyda etme, irileşme.
HASAS: Başta saçın az olması.
HASASA: (C.: Hasâs) Fakirlik.
Hali yaramaz olmak.
Küçük delik.
İki kişinin arasındaki açıklık.
HASASE(T): Tamahkârlık. Cimrilik. Alçaklık. Hasislik.
HASASET: İhtiyaç. Yoksulluk. Züğürtlük.
Rahne.
Kalbur ve elek gibi şeylerdeki küçük delik, gedik.
HASÂT: Küçük taş parçası. Çakıl.
Tıb: Sidik yolunda taş peyda olmak.
HASÂT-I BEVLİYYE: Tıb: Sidik yollarında ve böbreklerde meydana gelen taş.
HASÂT-I MESANE: Tıb: Sidik kesesinde meydana gelen taş.
İçerisinde 'HASA' geçenler
EBU HASAN-I ŞAZELÎ: (Bak: şazelî)
EBU HASAN-I ŞAZELÎ: (Bak: Şazelî)
HASA': Saman parçası. * Hurma kabı.
HASA': Bulamaç aşı. * Kavun.
HASA': Suya kanmak ve kandırmak. * Dolmak. * Doymak. * Ufak taş.
HASAB: Odun.
HASAD: Ekin biçmek. Ekin biçme mevsimi.
HASADET: Hasedcilik, kıskançlık. Çekememezlik.
HASAFE: (C.: Hasif) Hurma yaprağından örülen kap. * Hurma yaprağı.
HASAFET: Rey sağlamlığı. Hükümde kuvvet ve olgunluk.
HASAİL: (Haslet. C.) Hasletler. (Bak: Haslet)
HASÂİS: Bir şeye, birine has olan keyfiyetler.
HASÂİS-İ İNSÂNİYYE: İnsanlık hassaları.
HASAİS: (Hasîse. C.) Kötü huylar, fena tabiatlar.
HASAK: Büyük bir kuşun adı. (Çin'de, Babil'de ve Türk vilâyetlerinde olur.)
HASAL: Yüreğin ağrıması.
HASAL: Ağacın, zeminde yanlara sarkmış uçları. * Bir işte ortaya konulan ödül.
HASAN: Nâmahremden korunur üzere olmak, korunmak.
HASAN: Güzel. (Bak: Hasen)
HZ. HASAN: Hz. Ali'nin (R.A.) oğludur. Hz. Peygamber'in (A.S.M.) sevgili torunudur. Cennet'le tebşir olunmuştur. Hz. Peygamber (A.S.M.) kendisi için cennet gençlerinin seyyidi buyurmuştur. (Hi: 3-49)(Hazret-i Hasan ve Hüseyin'in Emevilere karşı mücadeleleri ise, din ile milliyet muharebesi idi. Yâni, Emeviler, Devlet-i İslâmiyeyi, Arab milliyeti üzerine istinad ettirip râbıta-i İslâmiyeti, râbıta-i milliyetten geri bıraktıklarından, iki cihetle zarar verdiler:Birisi: Milel-i sâireyi rencide ederek tevhiş ettiler. Diğeri : Unsuriyet ve milliyet esasları, adâleti ve hakkı tâkip etmediğinden zulmeder. Adalet üzerine gitmez. Çünki: Unsuriyet-perver bir hâkim, milletdaşını tercih eder, adalet edemez. $ferman-ı kat'isiyle: Râbıta-i diniye yerine râbıta-i milliye ikame edilmez; edilse, adalet edilmez; hakkaniyet gider.İşte Hazret-i Hüseyin, râbıta-i diniyeyi esas tutup muhik olarak onlara karşı mücadele etmiş, tâ makam-ı şehadeti ihraz etmiş. M.)
HASAN: İyilik. Güzel muamelede bulunmak.
HASANET: Bir yerin çok sağlam ve korunulacak tarzda olması. * Kadının kendisini haramdan koruması.
HASAN-I BASRİ: (Hi: 21-110) En ileri Tâbiînden olup hadis ve fıkıhta büyük âlimlerdendir. Basra'da medfundur. Mezheb sahibi bir müçtehiddir. Sahabe-i Kiram'dan 130 zat ile görüşmüş, Buharî, Müslim, Ebu Davud, Tirmizî, Neseî, İbn-i Mace kendisinden hadis nakletmişlerdir.
HASAR: (C.: Hasâret) Ziyan, zarar.
HASAR: Soğuk, berd.
HASARAT: (Hasâret. C.) Ziyan ve zararlar. Hasaretler.
HASAR-DİDE: f. Zarara uğramış, hasar görmüş.
HASARET: Hasar. Alış-verişte zarar, ziyan. Yoldan sapmak. Sapıtmak. Dalâlete düşmek.
HASARET: Cıvık ve sulu şeyin koyulaşıp katılaşması. * Dahâmet peyda etme, irileşme.
HASAS: Başta saçın az olması.
HASASA: (C.: Hasâs) Fakirlik. * Hali yaramaz olmak. * Küçük delik. * İki kişinin arasındaki açıklık.
HASASE(T): Tamahkârlık. Cimrilik. Alçaklık. Hasislik.
HASASET: İhtiyaç. Yoksulluk. Züğürtlük. * Rahne. * Kalbur ve elek gibi şeylerdeki küçük delik, gedik.
HASÂT: Küçük taş parçası. Çakıl. * Tıb: Sidik yolunda taş peyda olmak.
HASÂT-I BEVLİYYE: Tıb: Sidik yollarında ve böbreklerde meydana gelen taş.
HASÂT-I MESANE: Tıb: Sidik kesesinde meydana gelen taş.
HASHASA: Açık ve âşikâr olma. * Bir şeyi diğer bir şey içinde "iyice birleşmesi için" karıştırıp sallama.
İRHASAT: Hayırlı işlerle uğraşmak. * Sağlam şey. * Ist: Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (A.S.M.) nübüvvetinden evvel zuhur eden hârikulâde haller ki, bunlar peygamberliğine delil teşkil eden hâdiselerdendir.
MÂHASAL: Hâsıl olan, meydana gelen. * Netice, sonuç.
MÂHASAL-I ÖMR: Evlât. Çocuk. * Hayat boyunca çalışılarak vücuda getirilen eser veya elde edilen şey.
MUHASAMA: (Muhasamet) (C.: Muhâsamât) Muhalefet. İki taraf arasındaki düşmanlık. Birbiri ile çekişmek. Birbirine husumet etmek.
MUHASAMAT: (Muhasama. C.) Düşmanlık. İki taraf arasındaki husumet.
MUHASAMET: (Bak: Muhasama)
MUHASARA: Etraftan çevirmek. Kuşatmak. Düşmanı etraftan sarmak. Abluka etmek.
MUHASARA: Bir kişinin, diğer kimsenin elini tutup yürümesi veya ellerini birbirinin kuşağına sokup yürümeleri.
MURAHHASA: Ermeni piskoposu.
MÜBAHASAT: (Mübâhese. C.) Mübâheseler. Bir şeye dâir iki veya daha fazla kimsenin kendi aralarında yaptıkları konuşmalar.* Bahse girişmeler. İddiâlı ve karşılıklı konuşmalar.
RAHASA: Yumuşaklık.
RUHASA': Sıtma teri.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
HASA' : Saman parçası. * Hurma kabı.
HAS' : Reddetme. * Uzak olmak. Uzaklaştırmak.
HA : Osmanlı alfabesinde sekizinci harftir ve ebced sayısı ile de sekizi ifade eder. $ şeklinde okunursa: Haram şey, haşarı yüzsüz kadın mânâlarına gelir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...