Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
HASS: Tergib. Teşvik. Bir kimseyi bir şey için iknâ etmek.
HASS: Duyan. Hisseden. Duyucu.
Duygu.
HASS: Alçak, bayağı, âdi.
Marul.
HÂSS: (C.: Havass) Hususi. Hâlis. Kıymetli ve ileri gelen mühim yakınların topluluğu.
Bir şeyde bulunup başkasında bulunmayan. Umumi olmayıp mahsus olan.
Tam ayar olan, yabancı maddelerle karışık olmayan ve içinde bozuk bulunmayan. Tek, münferid.
Saf.
Tar: Osmanlı İmparatorluğunun ilk zamanlarında, devletin büyüklerine ayrılan yıllık geliri yüzbin akçadan fazla olan arazi.
HÂSS-ÜL HÂSS: En güzel, en has.
HÂSS Ü ÂMM: Herkes, bütün herkes.
HASS: Azlık, kıllet.
HASS: Zannetmek.
Silkmek.
Davarı kaşağılamak.
Közün üstünde birşey pişirmek.
Katletmek, öldürmek.
HASSA: (C.: Havass) İnsanın kendisine tahsis ettiği şey. Bir şeyde bulunup başkasında bulunmayan şey. Bir şeye mahsus kuvvet. Te'sir. Menfaat.
Adet ve alâmet. Ekâbir, kavmin ileri geleni.
HASSA-İ FARİKA: Ayırıcı özellik. Vasf-ı fârık. Bir şeyi diğerinden ayıran hususiyet.
HASSA: Saç ve sakalı döken bir hastalık.
HASSA': Hayırsız kadın.
HASSA: Fil gözü.
HASSAD: Orakçı, ekin biçen.
HASSAS: Duygulu, içli.
Alıngan. Çok ve çabuk hisseden. Hissi galib olan kimse.
HASSASANE: f. Hassas ve duygulu olana yakışacak şekil ve surette.
HASSAS BÖLGELER: t. Sivil savunmada düşmanın hedef tutacağı bölgeler. Her hassas bölgenin ehemmiyeti aynı değildir. Hava savunması bakımından eldeki imkanlar ve hassas bölgeler arasında öncelik tesbitine ihtiyaç vardır. Hassas bölgeler, sırasıyla:1) Atomik vurucu üslerin bulunduğu bölgeler.2) Yüzeyden yüzeye füze üsleri.3) Darbe karargahları.4) Özel cephane depoları.5) Uçaksavar birlikleri.6) Radar mevzileri'dir.
HASSASE: Hissedici kuvve. Hisseden, duyan.
HASSASİYET: Hassaslık. Duygulu olmak. İhtimamlılık. Dikkatlilik.
HÂSSE: Duygu uzvu. Bir şeye mahsus kuvvet. Hâl. (Bak: Kuvve)
HÂSSE-İ LEMS: Elle dokunma kuvveti. Dokunma duyusu.
HÂSSE-İ RÜ'YET: Görme kuvveti.
HÂSSE-İ SEM': İşitme kuvveti, duyma duygusu.
HÂSSE-İ ŞEMM: Koklama duygusu.
HASSETEN: Hususi olarak, özellikle. Yalnız, ayrıca.
HASSİYET: (Bak: Hâsiyyet)
HÂSSE-İ ŞEMM: Koklama duygusu.
İçerisinde 'HASS' geçenler
AHASS: Asılsız, kötü kimse.
AHASS: (Bak: Ehass)
BEZM-İ HÂSS: Hususi meclis.
BİL-HASSA: Hususi olarak, mahsus, özellikle.
CAME-İ HASSA: Tar: Osmanlı padişahlarının verdikleri elbiselik kumaşlar.
CEMAAT-İ ÇİLİNGİRÂN-I HÂSSA: Tar: Saraydaki çilingirlik işlerini yapmakla muvazzaf sanatkârlar zümresi.
CEMAAT-I MÜCELLİDÂN-I HÂSSA: Tar: Saraydaki kitabları ciltlemekle vazifeli sanatkârlar.
EHASS: En hasis. En bayağı.
EHASS: Daha uyanık. Daha hassas.
EHASS: Saçı dökülmüş kişi.
EHASS: Daha hususi, daha yakın, daha hâlis. Hususi. Ziyade hâs.(Eamm'ın zıddıdır.)
EHASS-I ÂMÂL: Emellerin en hası.
EHASS-ÜL HAVÂS: En hâlisin hâlisi. Şuhudi imân sahibleri olan evliyalar. Cenab-ı Hakk'a yakınlık kazananların en hâlisi olan enbiyâ ve evliya. Efdallerin efdali, sâlihlerin sâlihi.
ETİBBA-İ HASSA: Saray hekimleri, saray doktorları.
GILMAN-I HASSA: Tar: Padişahların hususi köleleri. Bunlara ilk zamanlarda "İç oğlanları", daha sonları da "İç ağaları" da denilirdi. Bunlar, "Enderun-u Hümayun" denilen ve sarayın Babussaade'den içeride bulunan kısmında hizmet ederler; derece ve hizmet itibariyle başka başka odalarda otururlardı. Bu odalar; Büyük ve Küçük Odalar, Doğancı Koğuşu, Seferli Odası, Kiler Odası, Hazine Odası adlarını taşırlardı.
HADAİK-I HÂSSA: Saray bahçeleri. Bunlar biri saray içinde, diğeri saray dışında olmak üzere iki kısımdı. Saray içindeki bahçe ve bostan işleriyle meşgul olanlara "Has Bahçe Bostancıları"; saray dışındakilere ise "Hassa Bostancıları" denilirdi. Saray dışı bahçe ve bostanların bazıları şunlardı: Kadıköy bağı, Davut Paşa bahçesi, Beşiktaş bahçesi, Dolmabahçe, Paşa bahçeşi, Florya, Fenerbahçe, Alibeyköyü, Hasköy bahçeleri ve daha birçok bahçe ve bostanlar. (O.T.D.S.)
HARATÎN-İ HASSA: Osmanlılar zamanında Topkapı Sarayı'ndaki bir sınıf san'atkârın adı idi. Bunlar demir ve ağaç eşyayı tesviye ederlerdi. Bugünkü tâbirle tornacı demekti. Bileziklerden çarklara ve silâh yivlerine kadar her çeşit şey yaparlardı. (O.T.D.S.)
HARÎM-İ HÂSS: Büyük bir kimsenin kendi dairesi.
HÂSS-ÜL HÂSS: En güzel, en has.
HÂSS Ü ÂMM: Herkes, bütün herkes.
HASSA: (C.: Havass) İnsanın kendisine tahsis ettiği şey. Bir şeyde bulunup başkasında bulunmayan şey. Bir şeye mahsus kuvvet. Te'sir. Menfaat. * Adet ve alâmet. Ekâbir, kavmin ileri geleni.
HASSA-İ FARİKA: Ayırıcı özellik. Vasf-ı fârık. Bir şeyi diğerinden ayıran hususiyet.
HASSA: Saç ve sakalı döken bir hastalık.
HASSA': Hayırsız kadın.
HASSA: Fil gözü.
HASSAD: Orakçı, ekin biçen.
HASSAS: Duygulu, içli. * Alıngan. Çok ve çabuk hisseden. Hissi galib olan kimse.
HASSASANE: f. Hassas ve duygulu olana yakışacak şekil ve surette.
HASSAS BÖLGELER: t. Sivil savunmada düşmanın hedef tutacağı bölgeler. Her hassas bölgenin ehemmiyeti aynı değildir. Hava savunması bakımından eldeki imkanlar ve hassas bölgeler arasında öncelik tesbitine ihtiyaç vardır. Hassas bölgeler, sırasıyla:1) Atomik vurucu üslerin bulunduğu bölgeler.2) Yüzeyden yüzeye füze üsleri.3) Darbe karargahları.4) Özel cephane depoları.5) Uçaksavar birlikleri.6) Radar mevzileri'dir.
HASSASE: Hissedici kuvve. Hisseden, duyan.
HASSASİYET: Hassaslık. Duygulu olmak. İhtimamlılık. Dikkatlilik.
HÂSSE: Duygu uzvu. Bir şeye mahsus kuvvet. Hâl. (Bak: Kuvve)
HÂSSE-İ LEMS: Elle dokunma kuvveti. Dokunma duyusu.
HÂSSE-İ RÜ'YET: Görme kuvveti.
HÂSSE-İ SEM': İşitme kuvveti, duyma duygusu.
HÂSSE-İ ŞEMM: Koklama duygusu.
HASSETEN: Hususi olarak, özellikle. Yalnız, ayrıca.
HASSİYET: (Bak: Hâsiyyet)
HAZİNE-İ HÂSSA: Osmanlı İmparatorluğu zamanında devlet bütçesinden padişaha maaş sağlayan ve saraya ait gelirlerin toplandığı malî bir müessese.
HİL'AT-İ HASS-ÜL HAS: Tar: En değerli kumaştan yapılan hil'atler için kullanılan bir tâbirdir. Bu türlü kaftanlar şeyh-ül İslâm, sadrazam ve Mekke şerifi gibi en yüksek derecedeki devlet memurlarına giydirilirdi.
HÂSSE-İ ŞEMM: Koklama duygusu.
İSM-İ HÂSS: Gr: Yalnız bir kimse, bir hayvan veya bir şeye hâs olan isim. Hz. Muhammed (A.S.M.), Medine-i Münevvere gibi.
KUVVE-İ MUHASSALA: Muhtelif kuvvetlerin ağırlık merkezi.
MEŞİET-İ HÂSSA-İ İLÂHİYYE: Allah'a ait, O'na mahsus meşiet, dilek, arzu ve işler.
MUHASSAL: Netice. Husule gelen. Tahsil olunan. Hâsıl olmuş bulunan. Toplanılmış, cem'olunmuş. Hülâsa. Sözün kısası.
MUHASSAL-İ KELÂM: Sözün kısası.
MUHASSALA: (Husul. den) Elde edilen netice, hâsıl olan sonuç. * Fiz: Bileşke.
MUHASSAN: (Hısn. dan) Kuvvetlendirilmiş, istihkâmlandırılmış.
MUHASSAS: Birine âid kılınmış. Tahsis edilmiş. Has kılınmış. Ayrılmış. Tâyin edilmiş.
MUHASSASAT: (Muhassas. C.) Devlet bütçesinden, devlet dâireleri için ayrılan para. * Bir kimseye verilmiş olan maaş veya tayın.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
HÂSS-ÜL HÂSS : En güzel, en has.
HAS' : Reddetme. * Uzak olmak. Uzaklaştırmak.
HA : Osmanlı alfabesinde sekizinci harftir ve ebced sayısı ile de sekizi ifade eder. $ şeklinde okunursa: Haram şey, haşarı yüzsüz kadın mânâlarına gelir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...