Osmanlıca ve Dini Terimler Lügatı

ABCÇDEFGHIİJKLMNOÖPRSŞTUÜVYZ

KelimeAnlam
HAZİRÎN: (Hâzır. C.) Meydanda, gözönünde olanlar, huzurda bulunanlar.
HAZÎ: Kâhin, keşiş, papaz.
HAZÎ: Sarkıklık.
HAZÎ: Ateş yakmak.
HAZÎK: Kesilmiş olan.
HAZİL: Yüzsüz, alçak, âdi, dönek, kalleş.
HAZİLE: Kenarlarında kirpik bulunmayan kırmızımsı gözkapağı.
HAZİM: Basiretli, tedbirli.
Göğüs. Göğüs ortası.
HAZÎM: Sarhoş. İçki içip akli müvazenesini kaybetmiş olan.
HAZİM: Sür'atle kesen.
Çok çabuk yeyip bitiren.
Düşmanı hezimete uğratan.
HAZÎM: Keskin kılıç.
HAZİMANE: f. Tedbirli ve basiretli hareket eden.
HAZÎN: Hüzünlü. Keder meydana getiren. Acı uyandıran.
HAZİN: (Hızane. den) Hazine nâzırı. Bekçi.
HAZİNE: Define.
Kıymetli şeyleri saklayacak sağlam yer.
HAZİNE-İ ÂMİRE: Tar: Para işlerini yönetmek üzere kurulmuş olan müesseselerden birinin adı. Osmanlı Devleti'nin kuruluş devrelerinde para işleri "Beytülmal" denilen ve "Defterdar" adı verilen bir memurun idaresinde iken, sonraları teşkil olunan yeni idarelere göre çeşitli adlar verilmiştir. Hazine-i âmire, devlet kasası yerinde de kullanılırdı.
HAZİNE-İ DEVLET: Devlet hazinesi. Maliye idaresi.
HAZİNE-İ EMİRİYE: Maliye dairesi.
HAZİNE-İ EVRAK: Evrak hazinesi. Arşiv.
HAZİNE-İ HÂSSA: Osmanlı İmparatorluğu zamanında devlet bütçesinden padişaha maaş sağlayan ve saraya ait gelirlerin toplandığı malî bir müessese.
HAZİNE-İ HÜMAYUN: Hazine-i Hümayun'da bulunan savaş eşyasından bir kısmının manevî değeri büyüktü. Diğer kısmının ise maddî değeri fazla idi. (Savaşlarda ele geçirilen kıymetli ganimet, padişahlardan kalmış olan değerli eşyalar gibi.) (O.T.D.S.)
HAZİNE-İ MİLLET: Millet hazinesi.
Maliye idaresi.
HAZİNE-İ TECEDDÜD: Yenilik hazinesi. Çok yeniliklere sebeb olan.
HAZİNEDAR: f. Malı muhafazaya me'mur olan.
HAZİNEDARÎ: f. Hazinedarlık.
HAZİNE KETHUDASI: Tar: Yavuz Sultan Selim Han zamanında kurulan hazine kethudâlığı, saraya girip çıkan demirbaş eşyanın korunup saklanmasıyla mes'ul idi. Bu müessesenin başında bulunan memura da hazine kethudâsı denilirdi.
HAZİNE-MÂNDE: f. Şahıs üzerinden kaydı silinerek devlet hazinesine kalan mal veya para.
HAZÎR: Su sesi, su şırıltısı.
HAZİR: Korkan, korkak,
HAZİR: Takdir eden.
Ekşimiş süt.
HAZÎRE: Etrafında duvar veya çit bulunan ağıl, bahçe.
Mezarlık.
HAZÎRET-ÜL KUDS: Cennet bahçesi. Peygamber ve evliyanın ruhlarının toplandığı yer.
HAZÎRE: Az cemaat.
Asker bölüğü.
Yara içinde toplanan kan ve irin.
HAZÎRE: Eti ufak ufak doğrayıp, çok su ile çömlek içinde pişirip erimeye yakın olduğu anda üzerine un koyup karıştırarak yapılan yemek. (İçinde et olmayınca "aside" derler.)
HAZİYY: Mertebeli, değerli kişi.
Yarış atlarının sekizincisi.
HAZÎZ: Bahtiyar. Mes'ud. Saâdetli. Nasibi olan.
HAZİZ: (Bak: Hadıyd)
İçerisinde 'HAZÎ' geçenler
HANİN-İ HAZİN: Acıklı sızlanma.
HAZİRÎN: (Hâzır. C.) Meydanda, gözönünde olanlar, huzurda bulunanlar.
HAZÎK: Kesilmiş olan.
HAZİL: Yüzsüz, alçak, âdi, dönek, kalleş.
HAZİLE: Kenarlarında kirpik bulunmayan kırmızımsı gözkapağı.
HAZİM: Basiretli, tedbirli.* Göğüs. Göğüs ortası.
HAZÎM: Sarhoş. İçki içip akli müvazenesini kaybetmiş olan.
HAZİM: Sür'atle kesen. * Çok çabuk yeyip bitiren. * Düşmanı hezimete uğratan.
HAZÎM: Keskin kılıç.
HAZİMANE: f. Tedbirli ve basiretli hareket eden.
HAZÎN: Hüzünlü. Keder meydana getiren. Acı uyandıran.
HAZİN: (Hızane. den) Hazine nâzırı. Bekçi.
HAZİNE: Define. * Kıymetli şeyleri saklayacak sağlam yer.
HAZİNE-İ ÂMİRE: Tar: Para işlerini yönetmek üzere kurulmuş olan müesseselerden birinin adı. Osmanlı Devleti'nin kuruluş devrelerinde para işleri "Beytülmal" denilen ve "Defterdar" adı verilen bir memurun idaresinde iken, sonraları teşkil olunan yeni idarelere göre çeşitli adlar verilmiştir. Hazine-i âmire, devlet kasası yerinde de kullanılırdı.
HAZİNE-İ DEVLET: Devlet hazinesi. Maliye idaresi.
HAZİNE-İ EMİRİYE: Maliye dairesi.
HAZİNE-İ EVRAK: Evrak hazinesi. Arşiv.
HAZİNE-İ HÂSSA: Osmanlı İmparatorluğu zamanında devlet bütçesinden padişaha maaş sağlayan ve saraya ait gelirlerin toplandığı malî bir müessese.
HAZİNE-İ HÜMAYUN: Hazine-i Hümayun'da bulunan savaş eşyasından bir kısmının manevî değeri büyüktü. Diğer kısmının ise maddî değeri fazla idi. (Savaşlarda ele geçirilen kıymetli ganimet, padişahlardan kalmış olan değerli eşyalar gibi.) (O.T.D.S.)
HAZİNE-İ MİLLET: Millet hazinesi. * Maliye idaresi.
HAZİNE-İ TECEDDÜD: Yenilik hazinesi. Çok yeniliklere sebeb olan.
HAZİNEDAR: f. Malı muhafazaya me'mur olan.
HAZİNEDARÎ: f. Hazinedarlık.
HAZİNE KETHUDASI: Tar: Yavuz Sultan Selim Han zamanında kurulan hazine kethudâlığı, saraya girip çıkan demirbaş eşyanın korunup saklanmasıyla mes'ul idi. Bu müessesenin başında bulunan memura da hazine kethudâsı denilirdi.
HAZİNE-MÂNDE: f. Şahıs üzerinden kaydı silinerek devlet hazinesine kalan mal veya para.
HAZÎR: Su sesi, su şırıltısı.
HAZİR: Korkan, korkak,
HAZİR: Takdir eden. * Ekşimiş süt.
HAZÎRE: Etrafında duvar veya çit bulunan ağıl, bahçe. * Mezarlık.
HAZÎRET-ÜL KUDS: Cennet bahçesi. Peygamber ve evliyanın ruhlarının toplandığı yer.
HAZÎRE: Az cemaat. * Asker bölüğü. * Yara içinde toplanan kan ve irin.
HAZÎRE: Eti ufak ufak doğrayıp, çok su ile çömlek içinde pişirip erimeye yakın olduğu anda üzerine un koyup karıştırarak yapılan yemek. (İçinde et olmayınca "aside" derler.)
HAZİYY: Mertebeli, değerli kişi. * Yarış atlarının sekizincisi.
HAZÎZ: Bahtiyar. Mes'ud. Saâdetli. Nasibi olan.
HAZİZ: (Bak: Hadıyd)
HULYA-Yİ HAZİN: Hazin hülya.
İÇ HAZİNE: t. Osmanlı İmparatorluğu zamanında sarayda muhafaza edilen bir kısım paralar.
İFRAZ HAZİNESİ: Tar: Kullanılmayan kıymetli eşyanın saklandığı yer. Bu gibi kıymetli şeylerden ikinci dereceden olanların muhafaza olunduğu yere de "Bodrum Hazinesi" denilirdi.
İHTİYAT HAZİNESİ: Tar: Savaş ve diğer fevkalâde masraflara karşılık olmak üzere sarayda biriktirilen paralar. Gelirleri havass-ı hümayun hâsılatı, ganimetlerin beşte biri ve başka hükümdarlardan gelen hediyelerdi. Buna "iç hazine" veya "enderun hazinesi" de denilirdi.
MAHAZİ: Rezalet ve kepazelik sebebi olan kötü huylar.
MAHAZİL: (Mahzul. C.) Rezil ve kepaze olmuş kimseler.
MAHAZİN: (Mahzen. C.) Mahzenler, sığınaklar, bodrumlar.
MAHAZİR: (Mahzur. C.) Korkulacak ve sakınılacak şeyler. Maniler, engeller.
ME'HAZÎ: Me'hazle ilgili. Bir şeyin aslının alındığı kaynakla ilgili.
MEHAZİN: Mahzenler. Hazineler. Mal doldurulan yerler.
MUHAZÎ: (Hiza. dan) Birbirinin karşısında ve bir hizada bulunan. Paralel.
MÜNHAZİM: (Hazm. dan) Sinen, hazmolunan.
MÜTEHAZİB: Biribine muvâfık olmak, uygunluk.
ÖMR-Ü HAZİN: Hazin ömür. Hüzünlü hayat.
SAVT-I HAZİN: Hüzünlü ses.
Ekleri ayıklanarak bulunan sonuçlar
HAZİRÎN : (Hâzır. C.) Meydanda, gözönünde olanlar, huzurda bulunanlar.
HAZ' : Muhalefet etmek. * Taksim etmek, bölmek, paylaştırmak.
HA : Osmanlı alfabesinde sekizinci harftir ve ebced sayısı ile de sekizi ifade eder. $ şeklinde okunursa: Haram şey, haşarı yüzsüz kadın mânâlarına gelir.
 » Lügat manası içerisinde geçen kısaltmanın anlamını öğrenmek için tıklayın...
Yükleniyor...